BORSADA Kİ VURGUNUN VE LİSTENİN TESPİTİ MAKSİMUM 15 DAKİKA!

Aslında mesele imkân değil samimiyet, kararlılık, dürüstlük, iman ve ahlak meselesidir. Aksi halde borsa ve sistemin kendisi kendi içerisinde ki girdi ve çıktının ne ve nasıl olduğuna ve her kuruşun kayıt altında olup kimler adına giriş çıkıp yapıldığına varıncaya kadar her şeye vakıf ve sahip!

BİST eski Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Turhan: Vurgunun tespit edilmesi 15 dakikadan fazla sürmez

Türkiye sermaye piyasalarını sarsan fon skandalıyla ilgili tartışmalar büyürken, Borsa İstanbul'un eski Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Turhan'ın açıklamaları, gözleri yalnızca usulsüzlük iddialarına değil, bu işlemleri takip etmekle görevli denetim mekanizmalarına da çevirdi. Turhan, halka arzlardan hisse fiyatlarının yapay biçimde yükseltilmesine kadar uzanan organize işlemlerin, gelişmiş piyasa gözetim sistemleri tarafından çok kısa sürede ortaya çıkarılabileceğini savundu. Eski başkanın verdiği süre ise oldukça çarpıcı: En fazla 15 dakika!

Yüz binlerce yatırımcının mağduriyet iddialarıyla gündeme gelen fon soruşturması, sermaye piyasalarında denetimin etkinliği ve kurumların sorumluluğu konusunda yeni soruları beraberinde getiriyor. 2012-2015 yılları arasında Borsa İstanbul'un yönetiminde bulunan Turhan, bazı şirketlerin halka arz öncesinden itibaren planlı bir mekanizmanın parçası haline getirildiğini öne sürdü.

Turhan'ın değerlendirmelerine göre süreç, ekonomik gerçekliği tartışmalı şirketlerin halka arz kriterlerini karşılıyor görüntüsüne kavuşturulmasıyla başlıyor; ardından belirli fonlar üzerinden gerçekleştirilen alım satımlarla hisselerin fiyatı yukarı taşınıyor. Böylece gerçek yatırımcı talebiyle oluşmayan bir piyasa hareketliliği yaratıldığı iddia ediliyor.

ŞİRKETİN BÜYÜKLÜĞÜ KÂĞIT ÜZERİNDE, HALKA ARZIN RİSKİ YATIRIMCININ ÜZERİNDE!

Turhan, bazı şirketlerin halka arz edilmeden önceki kurumsal yapılarının ve faaliyet hacimlerinin ciddi soru işaretleri barındırdığını dile getirdi. Hatta bir şirketin yönetim kurulu üye sayısının çalışan sayısını aşmasını, sistemdeki denetim ve değerlendirme süreçlerinin sorgulanması gereken bir örneği olarak gösterdi.

"Bir masa, bir kasadan oluşan... Bir tanesi var hele, hakikaten insanın içi acıyor. Yönetim kurulundaki üye sayısı şirketin çalışan sayısından fazla. Bu şirket nasıl halka arz ediliyor? İşte örgüt burada devreye giriyor."

Bu örnek üzerinden halka arz öncesindeki incelemelerin yalnızca şirketlerin sunduğu belgelerle sınırlı kalmaması gerektiğine dikkat çeken Turhan, şirketlerin gerçek ekonomik faaliyetleriyle mali tabloları arasındaki ilişkinin sorgulanması gerektiğini savundu.

Çünkü halka arz edilen şirketin gerçek kapasitesiyle yatırımcıya sunulan finansal görüntüsü arasındaki olası farklılıklar, doğrudan tasarruf sahiplerinin karşı karşıya kaldığı riskleri artırıyor.

HALKA ARZ ÖNCESİ SERMAYE HAREKETLERİYLE GERÇEK TABLO DEĞİŞTİRİLİYOR İDDİASI

Turhan'ın işaret ettiği mekanizmanın ilk aşamasını, halka arz hazırlığındaki şirketlere önceden para aktarılması oluşturuyor. Eski Borsa İstanbul Başkanı, bazı sermaye grupları ve yatırım fonu yöneticilerinin şirketlere halka arz öncesinde kaynak sağladığını, bu işlemlerin mali tabloları olduğundan daha güçlü gösterebildiğini ileri sürdü.

Turhan, söz konusu yöntemi şöyle anlattı:

"Bunlar halka arz edilmeden önce şirketlerin içine para koyuyorlar. Bu şirketlerin bilançolarını bu şekilde makyajlayarak görünürde, teknik olarak bakıldığı zaman halka arz edilme kriterlerini karşılıyorlar."

Bu noktada Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) yetki ve sorumluluğuna dikkat çeken Turhan, halka arz başvurularının derinlemesine incelenmesi ve gerekli değerlendirmelerin yapılması konusunda asıl yetkili kurumun SPK olduğunu belirtti.

Dolayısıyla tartışmanın yalnızca şirketlerin halka açılma süreciyle sınırlı olmadığı; mali tabloların doğruluğu, sermaye hareketlerinin niteliği ve başvuru aşamasındaki incelemelerin yeterliliği gibi başlıkları da kapsadığı görülüyor.

"HALK SOYULACAK" DİYEREK KARŞI ÇIKTIĞI HALKA ARZI ANLATTI

Turhan, Borsa İstanbul'da görev yaptığı dönemde benzer özellikler taşıdığını düşündüğü bir şirketin halka arzına karşı çıktığını da açıkladı. Söz konusu şirketin yatırımcılar açısından ciddi riskler barındırdığını gördüğünü ifade eden Turhan, bu nedenle görev sınırlarını aşma pahasına itiraz ettiğini söyledi.

O dönemde yaşananları şu sözlerle aktardı:

"Ben Borsa İstanbul'da yöneticilik yaptığım dönemde buna benzer bir şirketin halka arzına engel oldum. Belki de üzerime vazife değildi. Fakat dedim ki hayır, burada halk soyulacak, görüyorum."

Turhan, bu tavrının ardından şirket yöneticilerinin kendisine yönelik televizyon yayınlarında eleştiriler yönelttiğini, ancak sermaye piyasalarını bilen bazı isimlerin kendisine destek verdiğini anlattı. Ayrıca söz konusu şirketin yöneticilerinin bugün başka suçlamalar nedeniyle cezaevinde bulunduğunu ileri sürdü. Ancak şirketin adını açıklamadı.

Bu anlatım, halka arz süreçlerinde kurumsal değerlendirmelerin yanında yöneticilerin sorumluluk anlayışının da ne kadar belirleyici olabileceği tartışmasını gündeme taşıdı.

PATRON KENDİ ŞİRKETİNİN HİSSESİNİ FONLAR ÜZERİNDEN Mİ TOPLUYOR?

Turhan'ın açıklamalarındaki en dikkat çekici iddialardan biri de halka arz edilen hisselerin gerçekte kimler tarafından satın alındığına ilişkin oldu.

Bazı halka arzlarda hisselerin önemli bölümünün, şirket sahipleriyle bağlantılı yatırım fonları aracılığıyla toplandığını öne süren Turhan, böylece şirket patronlarının kendi hisselerini dolaylı biçimde satın almış olabileceğini savundu.

Bu mekanizmayı anlatırken şu ifadeleri kullandı:

"Bu arada halka arzda satılan payların aşağı yukarı yarısını patronlar alıyor aslında. Yani kendi şirketinin paylarını patron kendisi alıyor ama patronun üzerinde görünmüyor. Onun katılımcılarından biri olduğu bir yatırım fonu almış oluyor."

Turhan, bazı fonların halka arzların gerçekleşmesini sağlayan mekanizmanın içerisinde yer aldığını da iddia etti. Bu işlemlerin sonucunda hisselere yönelik talebin olduğundan yüksek gösterilebildiğini belirtti.

İddiaların doğrulanması halinde, yatırımcıların karşılaştığı tablonun yalnızca hisse fiyatlarındaki yükselişten ibaret olmadığı; halka arzın gerçek talep yapısının da sorgulanması gerektiği ortaya çıkıyor.

KARŞILIKLI ALIM SATIMLARLA FİYAT YÜKSELTME İDDİASI

Halka arz sonrasında devreye girdiği öne sürülen ikinci aşama ise hisse fiyatlarının belirli hesaplar arasında gerçekleştirilen işlemlerle yukarı taşınması.

Turhan, şirket sahipleriyle bağlantılı fonların kendi aralarında karşılıklı alım satımlar gerçekleştirdiğini ve bu işlemler aracılığıyla hisse fiyatlarının kademeli biçimde yükseltildiğini iddia etti.

Süreci oldukça çarpıcı bir ifadeyle özetledi:

"Sonra başlıyorlar kendinden kendine ticaretle. Ben sana, sen bana, ben sana, sen bana. 12 lira, 13 lira, 15 lira... Aynen bu şekilde yükselmeye başlıyor."

Bu iddiaların merkezinde, gerçek yatırımcı ilgisinden bağımsız olarak işlem hacmi ve fiyat hareketi oluşturulması bulunuyor. Sermaye piyasalarında bu tür işlemlerin tespiti, hesaplar arasındaki bağlantıların ve emirlerin hangi amaçla gerçekleştirildiğinin incelenmesiyle mümkün olabiliyor.

15 DAKİKALIK TESPİT İDDİASI: SİSTEM GÖRMÜYOR MU, GÖRMEZDEN Mİ GELİNİYOR?

Haberin en çarpıcı noktası ise Turhan'ın Borsa İstanbul'un teknolojik altyapısına ve piyasa gözetim kapasitesine ilişkin değerlendirmeleri oldu.

Eski Borsa İstanbul Başkanı, organize biçimde gerçekleştirildiğini öne sürdüğü işlemlerin sistem üzerinden izlenmesinin zor olmadığını, hesaplar arasındaki para ve hisse hareketlerinin takip edilebileceğini savundu.

Turhan, denetim sisteminin bu tür işlemleri tespit etmek için ihtiyaç duyduğu sürenin 15 dakikayı aşmayacağını belirterek şöyle konuştu:

"İşte bunun örgütlü suç olduğu belli. Bunu Borsa İstanbul'un denetim sisteminin tespit etmesi 15 dakikadan daha fazla sürmez."

Bu açıklama, fon skandalının ardından yanıt bekleyen en önemli sorulardan birini daha da belirgin hale getiriyor: Eğer iddia edilen işlemler teknik altyapı üzerinden bu kadar kısa sürede tespit edilebilecek nitelikteyse, denetim ve müdahale süreçleri nasıl işletildi?

Elbette bir işlemin sistem tarafından izlenebilmesi ile hukuki açıdan suç olarak kesinleştirilmesi aynı şey değil. Ancak şüpheli hareketlerin zamanında belirlenmesi, ilgili kurumlara bildirilmesi ve gerekli incelemelerin başlatılması piyasa güveni açısından hayati önem taşıyor.

MESELE TEKNOLOJİ DEĞİL, DENETİMİN ARKASINDAKİ İRADE!

İbrahim Turhan'ın açıklamaları, borsadaki usulsüzlük iddialarını teknik bir denetim tartışmasının ötesine taşıyor. Çünkü mesele yalnızca hangi işlemin, hangi hesaptan ve hangi fon aracılığıyla gerçekleştirildiğinin belirlenmesi değil; bu bilgilerin mevcut olduğu bir sistemde denetimin ne kadar etkin işletildiği.

Sermaye piyasalarının güvenilirliği, sadece gelişmiş yazılımlara, işlem takip sistemlerine ve kapsamlı veri tabanlarına sahip olmakla sağlanamaz. Bu altyapının şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu yararı doğrultusunda kullanılması gerekir.

Yüz binlerce insanın tasarrufunu emanet ettiği bir piyasada her kuruşun, her işlemin ve her hesap hareketinin izlenebilir olması kadar, şüpheli durumlar karşısında zamanında ve kararlı biçimde harekete geçilmesi de önem taşıyor.

Çünkü yatırımcının kaybettiği yalnızca parası değildir; sermaye piyasalarına duyduğu güven de bu kayıplarla birlikte aşınır.