FON KRİZİNDE DENETİM NEDEN, NEREDEN VE KİMLERİN İHMALİ DOLAYISIYLA KOPTU!

Aslında bu bir ihmal değil göz göre göre bir ahlak, hukuk ve hakkaniyet cinayetidir. Bu, bu millet ve devlete büyük bir ihanettir ve bunun hesabı en şiddetli şekilde sorulmalıdır!

Yüz milyarlarca liralık fon krizinde ortaya çıkan gelişmeler, Türkiye'nin finansal denetim mekanizmalarına ilişkin çok daha ağır soruları beraberinde getirdi. Milyarlarca liralık işlemler gerçekleşirken hangi kurum neyi gördü, hangi uyarılar dikkate alındı, hangi müdahaleler zamanında yapılmadı? Mecliste kurumlarını savunan yöneticilerin kısa süre sonra aynı soruşturmanın şüphelileri arasına girmesi, krizin yalnızca mali boyutuyla değil, kamu sorumluluğu ve hesap verebilirlik açısından da ele alınması gerektiğini gösterdi.

Borsa İstanbul, Takasbank ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yöneticileri, 14 Ekim'de TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda fon krizine ilişkin soruları yanıtladı. Kurum temsilcileri, kendilerine düşen görevleri yerine getirdiklerini savunurken milletvekilleri, milyarlarca liralık işlemlerin neden önlenemediğini ve denetim mekanizmalarının neden sonuç vermediğini sorguladı.

Ancak aradan üç hafta geçmeden Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun, suç örgütüne üyelik ve rüşvet iddiaları kapsamında gözaltına alındı. Takasbank Genel Müdürü Yunus Arıncı ise soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Arıncı hakkında yurt dışına çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü şeklinde adli kontrol kararı uygulandı.

Ergun'un yerine Borsa İstanbul Genel Müdür Yardımcısı Atila Türeli vekâleten getirildi. SPK Başkanı Mahmut Sütcü de 20 Ekim'de görevden alındı. Yerine Muhsin Atcı atanırken Ersin Başar Ekmekci başkan vekilliği görevine getirildi.

Böylece Mecliste denetim süreçlerini savunan kurumların en üst düzey yöneticileri, krizin ardından yaşanan soruşturma ve görev değişikliklerinin odağına yerleşti.

Asıl mesele ise hâlâ yanıt bekliyor: Bu kadar büyük bir mali hareketlilik yaşanırken denetim zinciri nerede koptu? Kurumların elindeki bilgiler neden zamanında etkili bir müdahaleye dönüşmedi? Ve en önemlisi, ortaya çıkan zararın sorumluluğunu kim üstlenecek?

DENETİM VARDI, UYARILAR VARDI; PEKİ NEDEN ÖNLEM ALINMADI?

Fon piyasasında denetim sorumluluğu farklı kurumlar arasında paylaştırılmış durumda. Borsa İstanbul olağan dışı işlemleri SPK'ya bildiriyor. SPK, fonları ve aracı kurumları denetleyerek gerektiğinde yaptırım uyguluyor. Takasbank ise takas, teminat ve piyasa risklerinin yönetilmesinden sorumlu.

Kağıt üzerinde birbirini tamamlayan bu mekanizmaların, krizin büyümesini engellemesi gerekiyordu. Ancak Mecliste ortaya çıkan bilgiler, kurumların elindeki veriler ile alınan önlemler arasında ciddi bir açıklık bulunduğuna işaret etti.

İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta, tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğünün düzenlemeler hazırlanırken 297 milyar liradan 822 milyar liraya yükseldiğini belirterek müdahalelerin gecikmesini eleştirdi. Komisyon Başkanı AKP'li Mehmet Muş da Borsa İstanbul'un SPK'ya 100'ün üzerinde bildirimde bulunduğunu hatırlattı.

SPK İkinci Başkanı Ahmet Aksu, olağan dışı işlemlerin 2025 yılında tespit edildiğini, gelen uyarılar ve savcılık yazıları üzerine denetimler yapıldığını ve cezalar uygulandığını söyledi.

Ancak bu açıklamalar, en kritik soruları ortadan kaldırmadı. Borsa İstanbul'un yaptığı bildirimlerin tarihleri neydi? Bu bildirimlerin kaçı Tera'yla ilgiliydi? SPK hangi bildirimin ardından hangi somut işlemi gerçekleştirdi? Uyarılar yapıldığı hâlde riskin büyümesine neden engel olunamadı?

Bu soruların ayrıntılı yanıtları verilmedi.

Aksu, TEFAS uygulama esaslarının 20 Temmuz'da yürürlüğe girdiğini, fon rehberi taslağının 29 Ağustos'ta duyurulduğunu ve 17 Eylül'de 131 fonun tasfiyesine karar verildiğini anlattı. Kurumların sorumluluklarının belirlenmesi için Devlet Denetleme Kurulunun incelemesine işaret etti.

Ancak bir krizin ardından düzenleme yapmak, krizin neden önlenemediği sorusunu ortadan kaldırmıyor. Asıl incelenmesi gereken, riskler büyürken yetkili kurumların hangi bilgileri elinde bulundurduğu ve bu bilgiler karşısında neden daha erken harekete geçmediği.

MİLYARLARCA LİRALIK BORÇLANMA TRAFİĞİNDE SORUMLULAR NEREDE?

Mecliste yanıtı aranan en önemli başlıklardan biri de Tera Menkul Değerler üzerinden gerçekleşen borçlanma işlemleriydi.

Erhan Usta, Tera'nın para piyasalarından ne kadar borçlandığını ve bu işlemlerin hangi tarihe kadar devam ettiğini sordu. Ancak verilen yanıtlar, toplam borçlanma tutarını ve işlemlerin arkasındaki müşteri yapısını açıklığa kavuşturmadı.

Borsa İstanbul Genel Müdürü Ergun, Tera'nın müşteri emirlerini hem Borsa İstanbul hem de Takasbank para piyasalarına ilettiğini söyledi. İşlemlerin üye bazında günlük bültenlerde yayımlandığını belirten Ergun, aracı kurumların arkasındaki müşterilerin kimliklerini görmediklerini ifade etti.

Borsa İstanbul'un kredi veren değil, emirleri eşleştiren bir kurum olduğunu vurgulayan Ergun, Tera üzerinden gerçekleşen toplam borçlanma miktarını açıklamadı. Komisyon Başkanı Mehmet Muş ise bu rakamların araştırılmasını istedi.

Takasbank Genel Müdürü Arıncı, Tera'nın yaklaşık 21 milyar liralık teminatı ve 9 milyar liralık risk tutarı bulunduğunu söyledi. Daha sonra söz konusu 9 milyar lirayı kümülatif olarak tanımladı. Ancak bu tutarın hangi dönemi, hangi işlemleri ve hangi risk kalemlerini kapsadığı netleştirilmedi.

Arıncı, riskin kapatılmasının ardından yaklaşık 13 milyar liralık varlığın Takasbank bünyesinde tutulduğunu, Tera üzerinden işlemlerin eylül ayının ilk haftasına kadar devam ettiğini belirtti. Bu varlıkların sonraki durumuna ilişkin ise ayrıntılı bilgi vermedi.

Finansman konusunda da dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Arıncı önce Takasbank tarafından finansman sağlanmadığını söyledi, ardından teminatların alınan borçlar karşılığında tutulduğunu anlattı.

Takasbank'ın kendi kaynaklarından kredi kullandırmamış olması, Tera'nın diğer piyasa katılımcılarından borçlanmadığı anlamına gelmiyor. Dolayısıyla borçlanma zincirinin tamamının, işlemlerin taraflarının ve riskin hangi aşamada hangi kurum tarafından görüldüğünün açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

Takasbank'ın 17 Ekim'de açıkladığı 240 milyar liralık işlem hacmi ve 450 milyar liralık teminat tutarı da bu sorulara yanıt vermedi. Çünkü açıklanan rakamlar Tera'ya özgü değil, Takasbank Para Piyasası'nın genel verileriydi.

Milyarlarca liralık işlemlerin yaşandığı bir süreçte, işlemlerin toplam büyüklüğünün ve arkasındaki tarafların açıklanamaması, denetim zincirinin şeffaflığına ilişkin ciddi soru işaretleri doğurdu.

SPK ONAYI OLMAYAN FON İŞLEME NASIL AÇILDI?

Krizdeki bir başka çarpıcı başlık, Tera Portföy Birinci Serbest Fon'un (TLY) Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu'nda (TEFAS) işleme açılması sürecinde yaşandı.

Takasbank'ın açıklamasına göre Tera Portföy, 7 Temmuz 2025'te başvuruda bulundu. Takasbank, Kamuyu Aydınlatma Platformunda (KAP) yayımlanan izahname değişikliğini esas alarak fonu aynı gün işlemlere açtı. Ancak söz konusu değişiklik için SPK onayı bulunmuyordu.

SPK'nın 1 Ağustos'ta yaptığı bildirimin ardından fona yeni alımlar durduruldu.

Yeni Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, SPK onayının neden ayrıca doğrulanmadığını sordu. Arıncı, Takasbank'ın KAP açıklamasını esas aldığını belirterek, "Biz KAP'ı baz alıyoruz açıkçası" yanıtını verdi.

SPK İkinci Başkanı Aksu da fonun onaysız biçimde açıldığını doğruladı. İdari para cezasının yaklaşık 11 ay sonra, Haziran 2026'da verilmesi ise Erhan Usta'nın eleştirilerine konu oldu.

Burada yanıt bekleyen soru son derece açık: Bir fonun işleme açılabilmesi için gerekli düzenleyici onayın bulunup bulunmadığı neden ayrıca kontrol edilmedi? Onaysız bir değişiklik nasıl uygulamaya konuldu? Eksikliğin tespit edilmesinin ardından yaptırım neden bu kadar geç uygulandı?

Denetim mekanizmalarının yalnızca ihlal gerçekleştikten sonra devreye girmesi yeterli değil. Kamu otoritesinin temel görevi, ihlalin ve doğuracağı zararın önüne geçebilmektir.

FONDAKİ PARA HAREKETLERİ VE YATIRIMCILARIN KAYIPLARI AYDINLATILMALI

TLY fonundaki para hareketleri de krizin boyutuna ilişkin önemli veriler ortaya koydu.

DW Türkçe'nin KAP kayıtları üzerinden yaptığı hesaplamaya göre Temmuz 2025'te fondan yaklaşık 20 milyar lira çekildi, fona ise 6,55 milyar lira yatırıldı. Böylece net para çıkışı 13,44 milyar liraya ulaştı.

Ancak aylık raporlarda işlemlerin hangi tarihlerde ve kimler tarafından gerçekleştirildiği ayrıntılı biçimde yer almıyor. Bu nedenle para çıkışının ne kadarının izinsiz işlem döneminde gerçekleştiği belirlenemiyor.

YÜZLERCE MİLYAR LİRALIK FON KRİZİNDEN YÜZ BİNLERCE KİŞİ ETKİLENDİ.

Fonun yeniden işleme açılmasına ilişkin tarihlerde de farklılık bulunuyor. Arıncı, Mecliste fonun yeniden açılışı için 6 Ağustos 2025 tarihini verdi. Takasbank'ın 17 Ekim tarihli açıklamasında ise fonun 12 Ağustos'ta yeniden alım işlemlerine açıldığı belirtildi.

KAP kayıtlarına göre SPK izni 6 Ağustos'ta verildi, bu izne dayanan izahname değişikliği bildirimi ise 12 Ağustos'ta yayımlandı.

Bu tarihler arasındaki sürecin ve yatırımcıların işlemlerinin nasıl etkilendiğinin de açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

SORUMLULUK YALNIZCA BİR KURUMUN BAŞKANINI GÖREVDEN ALMAKLA BİTER Mİ?

Fon krizinin ardından SPK yönetiminde yaşanan değişiklikler de kamu sorumluluğuna ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi.

SPK Başkanı Mahmut Sütcü, 19 Ekim'de sağlık gerekçesiyle istifa ettiğini duyurdu. Ancak 20 Ekim'de Resmi Gazete'de yayımlanan kararda görevden alma ifadesi yer aldı.

Meclisteki muhalefet milletvekilleri, yalnızca SPK Başkanı'nın görevden alınmasının yeterli olmayacağını savundu. Tartışmaların odağında SPK yönetiminin yanı sıra Takasbank, Borsa İstanbul ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) yöneticilerinin sorumluluğu da vardı.

Yeni Yol Partisi'nden Mehmet Emin Ekmen, SPK Başkanı'nın görevden alınmasının yeterli olmadığını belirterek SPK kurul üyeleri, BDDK ve Takasbank yöneticilerinin de görevden alınmasını istedi.

İYİ Partili Uğur Poyraz ise özel sektör temsilcileri hakkında adli işlem yapılırken kamu görevlileri hakkında benzer adımların atılmamasına dikkat çekti.

Meclisteki bu tartışmaların ardından Borsa İstanbul Genel Müdürü Ergun ve Takasbank Genel Müdürü Arıncı'nın da soruşturma kapsamında şüpheli konumuna gelmesi, kamu görevlilerinin sorumluluğu tartışmasını daha da önemli hâle getirdi.

Ancak soruşturmanın, Mecliste gündeme getirilen hangi işlemlerle bağlantılı olduğu henüz açıklanmış değil.

Bloomberg'in konuya yakın kaynaklara dayandırdığı haberine göre Arıncı, ifadesinin alınmasının ardından Takasbank Genel Müdürlüğü görevinden istifa etti. Takasbank sözcüsü ise istifa haberini doğrulamadı ve yalanlamadı.

BDDK HAKKINDAKİ İDDİALAR DA KRİZİN KAPSAMINI GENİŞLETTİ

Fon kriziyle bağlantılı tartışmalar BDDK yönetimine ilişkin iddialarla da genişledi.

Eski AKP yöneticisi Savcı Sayan, 30 Ekim'de BDDK Başkanı Şahap Kavcıoğlu'na yönelik açıklamasında, iş insanı Emre Tezmen'den Pusula Holding ve Katılımevim'i kurtarmak amacıyla 20 milyar lira talep edilip edilmediğini ve karşılığında Takasbank üzerinden 35 milyar liralık kredi sözü verilip verilmediğini sordu.

BDDK ise söz konusu iddiaları bütünüyle reddetti ve sorumlular hakkında hukuki süreç başlatacağını açıkladı.

Bu iddialar henüz kanıtlanmış olgular olarak değerlendirilemez. Ancak finansal sistemin denetiminden sorumlu kurumların yöneticileri etrafında ortaya çıkan tartışmalar, krizin bütün yönleriyle ve hiçbir ayrım gözetilmeksizin araştırılması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

ŞİMDİ HESAP VERME ZAMANI: KİM NEYİ GÖRDÜ, KİM NEDEN HAREKETE GEÇMEDİ?

5 Kasım'da TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Hazine ve Maliye Bakanlığı, SPK ve BDDK'nın 2027 yılı bütçeleri görüşülecek.

Fon soruşturması sürerken kurum yöneticilerinin yeniden milletvekillerinin karşısına çıkması bekleniyor. Ancak bu kez yalnızca kurumların görev tanımlarının ve mevzuattaki yetkilerinin anlatılması yeterli olmayacak.

Yanıtlanması gereken sorular belli: Borsa İstanbul'un SPK'ya gönderdiği 100'ü aşkın bildirim hangi işlemleri kapsıyordu? SPK bu bildirimlerin ardından neden daha etkili önlemler almadı? Takasbank, fonun onaysız biçimde işleme açılmasını nasıl mümkün kıldı? Tera üzerinden gerçekleşen borçlanmaların toplam büyüklüğü neydi? Riskin büyüdüğü dönemde hangi yöneticiler hangi bilgilere sahipti?

Ve en önemlisi, yüz binlerce yatırımcının etkilendiği, yüzlerce milyar liralık büyüklüğe ulaşan bu krizin ortaya çıkmasında hangi kurumların, hangi yöneticilerin ve hangi kararların payı vardı?

Bütün bu soruların yanıtı, yalnızca devam eden soruşturmanın değil, Türkiye'de kamu yönetimine duyulan güvenin de geleceği açısından önem taşıyor.

Çünkü mesele birkaç yöneticinin görevden ayrılması, birkaç kurumun açıklama yapması ya da soruşturma dosyasına yeni isimlerin eklenmesiyle kapanabilecek bir mesele değil. Mesele, milletin ve devletin kaynaklarının, yatırımcıların birikimlerinin ve finansal sisteme duyulan güvenin nasıl korunduğudur.

Bu nedenle denetim zincirinin nerede ve kimlerin sorumluluğuyla koptuğu bütün açıklığıyla ortaya çıkarılmalı; ihmali, kusuru veya hukuka aykırı eylemi bulunan herkes, makamına ve konumuna bakılmaksızın hukuk önünde hesap vermelidir.