HIRSIZLIK, YOLSUZLUK, YAĞMA VE LİYAKATSİZ YÖNETİME ”SAVAŞ” KILIFI! MERKEZ BANKASI RİSKLER ARTTI!

Şayet ahlaklı insanların ahlaklı yönetimi, hukuk ve adalete dair saygı ve teslimiyet yoksa bütün pisliklere bir gerekçe elbette bulunur! Dün ‘’ Asrın felaketi’’ bugün bölgesel savaş!

Dünya kurulduğundan beri ama depremler ama sel felaketleri ama yıldırımlar ama kasırga ve savaşlar olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Zaten devlet yönetme ehliyet, liyakat ve ciddiyeti de zaten burada ve böylesi durumlarda devreye girer. Her şeyin doğal ve rutin ilerlediği durumlarda herhangi bir maharet, ehliyet ve liyakatin zaten pek bir önemi ve gereği yoktur.

Ancak yaptığınız yalanlara, yanlışlara, yağma ve talanlara kılıf arıyorsanız eğer işte size Merkez Bankası’nın sığındığı son derece mahir bir cümle ve gerekçe!

‘’Jeopolitik gerilimler enflasyonda riskleri artırdı’’

Nasıl tılsımlı bir cümle değil mi?

Bunu yiyen ve yutan hazır bir kitle var mı? Var elbette ve zaten böylesi tılsımlı cümlenin pazara sürülmesinin tek ve en büyük gerekçesi hatırı sayılır bir kitlenin müşteri olacağı bilincidir!

Buyrun temcit pilavına!

Merkez Bankası, Mart ayı Para Politikası Kurulu toplantı özetini yayımlayarak piyasalara kararlılık mesajı verdi. Küresel arenada tırmanan jeopolitik gerilimlerin enerji ve emtia fiyatları üzerinden enflasyonist baskıyı artırdığına dikkat çeken Banka, "Enflasyon görünümünde bozulma halinde ilave sıkılaşma adımları gündeme gelebilir" uyarısında bulundu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 12 Mart’ta gerçekleştirilen ve politika faizinin yüzde 37 seviyesinde sabit tutulduğu toplantının ayrıntılarını kamuoyuyla paylaştı. Özet metin, para politikasındaki "sıkı duruşun" sadece bir tercih değil, küresel belirsizlikler karşısında stratejik bir zorunluluk olduğunu ortaya koyuyor.

ENERJİ FİYATLARI VE ENFLASYONİST RİSKLER

Toplantı özetinde en dikkat çekici vurgu, sınır ötesindeki askeri ve siyasi gerilimlerin ekonomik maliyetleri üzerine yapıldı. Kurul; yükselen petrol, doğal gaz ve temel emtia fiyatlarının, dezenflasyon sürecini zorlaştıran en büyük dışsal faktör olduğunu belirtti:

Enerji arzına yönelik belirsizliklerin, üretim ve lojistik maliyetlerini yukarı çekerek fiyatlama davranışlarını bozma riski taşıdığı ifade edildi.

Jeopolitik risklerin "yukarı yönlü riskleri belirginleştirdiği" altı çizilirken, merkez bankalarının bu süreçte manevra alanının daraldığı kaydedildi.

İÇ TALEPTE DENGELENME SİNYALLERİ

Kurul, yurt içi tarafta ise dezenflasyon sürecine katkı veren olumlu gelişmelerin altını çizdi. Uygulanan sıkı para politikasının tüketim alışkanlıkları üzerindeki etkileri şu şekilde özetlendi:

Talep Koşulları: İç talepteki dengelenmenin sürdüğü ve bu durumun fiyat artış hızını yavaşlatıcı bir etki yarattığı belirtildi.

Kredi Büyümesi: Özellikle bireysel kredilerdeki yavaşlamanın, finansal sıkılaşma hedefleriyle uyumlu seyrettiği vurgulandı.

"İLAVE SIKILAŞMA" KAPISI AÇIK TUTULDU

Piyasalara verilen mesajlarda "temkinli duruş" ana tema olarak öne çıktı. TCMB, enflasyon hedeflerinden sapma yaşanması durumunda yeni hamleler yapmaktan çekinmeyeceğini şu ifadelerle yineledi:

"Kurul, artan küresel belirsizlikler karşısında enflasyon görünümünde belirgin bir bozulma öngörülmesi halinde, ilave sıkılaşma adımlarının ivedilikle gündeme alınabileceğinin altını çizmektedir."

KÜRESEL EKONOMİ

1. Şubat ayı sonunda başlayan jeopolitik gelişmeler neticesinde belirsizlikler artarken, küresel risk iştahında bozulma ve enerji fiyatlarında yükseliş gözlenmiştir. Enerji arzı, tedarik zincirleri ve taşıma maliyetlerine ilişkin artan bu belirsizlikler emtia fiyatlarında genele yayılan yüksek oynaklıklar ile ham petrol ve doğal gaz fiyatlarında önemli artışa neden olmuştur. Özellikle, tedarik zincirlerindeki aksamaların süresi ve ölçüsü enerji fiyatlarının gelecekteki seyri açısından önem taşımaktadır.

2. Diğer taraftan, ABD yüksek mahkemesinin bazı tarifeleri iptal etmesi ile küresel ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler bir önceki PPK dönemine göre bir miktar yükselmiştir. Buna ek olarak, jeopolitik gelişmelerin de etkisiyle büyüme görünümü üzerindeki aşağı yönlü riskler güçlenmiştir. Bu çerçevede, küresel ölçekte zayıf ve kırılgan görünümün devam edeceği; Türkiye’nin dış ticaret ortaklarının ihracat paylarıyla ağırlıklandırılan küresel büyüme endeksinin bir önceki PPK dönemine göre bir miktar aşağı yönde revize edilerek 2026 ve 2027 yıllarında yıllık bazda yüzde 2,2 oranında artacağı tahmin edilmektedir.

3. Emtia fiyatlarındaki yükseliş küresel enflasyon üzerindeki riskleri artırmıştır. Merkez bankaları söz konusu riskleri gözetmeye devam ederken, gelişmelerin büyüme ve istihdam üzerindeki olumsuz etkilerini de dikkate almaktadır. Jeopolitik gelişmelerin neden olduğu arz şokunun ne kadar kalıcı olacağı ve enflasyon beklentilerini ne ölçüde bozacağı küresel para politikalarının seyri açısından önem taşımaktadır. Son dönemde, artan belirsizlik ve risk iştahındaki dalgalanmalara bağlı olarak, gelişmekte olan ülke hisse senedi piyasalarından portföy çıkışları gözlenirken, portföy hareketleri üzerindeki aşağı yönlü riskler güçlenmiştir.

PARASAL VE FİNANSAL KOŞULLAR

4. Bireysel kredilerin 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması 23 Ocak–6 Mart döneminde yüzde 2,7 seviyesine gerilemiştir. Bu yavaşlamada ihtiyaç ve taşıt kredileri etkili olmuştur. TL ticari kredilerin 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması yüzde 2,7 seviyesine gerilerken kur etkisinden arındırılmış yabancı para (YP) ticari kredilerdeki 4 haftalık büyüme oranlarının ortalaması yüzde 1,1 ile yatay bir seyir izlemiştir.

5. Türk lirası (TL) mevduat faiz oranları, 23 Ocak ile biten haftaya kıyasla 39 baz puan artarak 6 Mart ile biten haftada yüzde 44,4 seviyesinde gerçekleşmiştir. Aynı dönemde TL ticari kredi faizleri (Kredili Mevduat Hesabı ve Kredi Kartı hariç) 239 baz puan artışla yüzde 48,3 seviyesinde oluşmuştur. İhtiyaç kredisi (Kredili Mevduat Hesabı hariç) faizleri 259 baz puan artarak yüzde 59,0; konut kredisi faizleri 208 baz puan azalarak yüzde 34,2; zaman zaman oynak bir seyir izleyen taşıt kredisi faizleri ise 534 baz puan azalarak yüzde 32,6 seviyesinde gerçekleşmiştir.

6. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 24 Ocak tarihinde, makrofinansal istikrarı ve parasal aktarım mekanizmasını güçlendirmek amacıyla yurt dışından temin edilen Türk lirası borçlara uygulanan zorunlu karşılık oranlarında değişiklikler yapmıştır. Buna ilaveten, 31 Ocak tarihinde sıkı parasal duruşu desteklemek ve makrofinansal istikrarı güçlendirmek amacıyla yabancı para kredilerde sekiz haftalık dönemler için yüzde 1 olan büyüme sınırı yüzde 0,5’e düşürülürken tüketicilere tahsis edilen kredili mevduat hesabı limitlerine büyüme sınırı getirilerek sekiz haftalık dönemler için büyüme sınırı yüzde 2 olarak belirlenmiştir.

7. TCMB brüt uluslararası rezervleri, 23 Ocak’tan bu yana 18,1 milyar ABD doları azalarak 6 Mart itibarıyla 197,5 milyar ABD dolarına gerilemiştir. Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) 21 Ocak’tan bu yana yaklaşık 40 baz puan artarak 11 Mart itibarıyla 254 baz puan seviyesine yükselmiştir. Türk lirasının 1 ay vadeli kur oynaklığı 11 Mart itibarıyla 21 Ocak’a kıyasla yükselişle yüzde 13,3 seviyesine, 12 ay vadeli kur oynaklığı yüzde 20,8 seviyesine yükselmiştir. Önceki PPK toplantı haftasından 6 Mart’ a kadar Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) piyasasına 0,6 milyar ABD doları, hisse senedi piyasasına ise 1,1 milyar ABD doları olmak üzere toplamda 1,7 milyar ABD doları net portföy girişi gerçekleşmiştir.

TALEP VE ÜRETİM

8. Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla (GSYH), 2025 yılının dördüncü çeyreğinde yıllık ve çeyreklik bazda sırasıyla yüzde 3,4 ve yüzde 0,4 oranlarında artmıştır. Bitkisel üretimdeki don ve kuraklık olayları kaynaklı gerilemenin etkisiyle tarım katma değerinde gerçekleşen daralma, yıllık bazda büyümeyi yılın son çeyreğinde de sınırlamaya devam etmiştir. Harcama yöntemiyle incelendiğinde, özel tüketim ve toplam yatırımların yıllık büyümeye pozitif katkı verdiği görülmüştür. Çeyreklik bazda ise özel tüketimde artış olurken, toplam yatırımlar sınırlı olarak gerilemiştir. Aynı dönemde, çeyreklik bazda mal ve hizmet ithalatında artış, ihracatında ise düşüş gerçekleşmiştir. Böylelikle net ihracatın çeyreklik büyümeye katkısı negatif yönde olmuştur. Bu çerçevede, iktisadi faaliyet, son çeyrekte hız kesmeye devam ederek potansiyelinin altında bir büyüme sergilemiştir. 2025 yılı genelinde ise büyüme yüzde 3,6 oranında gerçekleşmiştir. Özel tüketimin yıllık büyümeye verdiği katkı sınırlı olarak gerilemiş, yatırımların katkısı artmış, net ihracat ise büyümeyi sınırlamıştır.

9. Ocak ayında perakende satış hacim endeksinde aylık bazda yüzde 2,4, çeyreklik bazda ise yüzde 4,3 oranında artış gerçekleşmiştir. Altın hariç perakende satışların aylık ve çeyreklik artışı daha düşük olmuştur. Aynı dönemde ticaret satış hacim endeksi, aylık bazda yüzde 0,1 oranında, çeyreklik bazda ise yüzde 1,5 oranında artış göstermiştir. Hizmet üretim endeksinde aralık ayında, aylık bazda yüzde 1,0, çeyreklik bazda ise yüzde 0,5 oranı ile ılımlı bir artış olmuştur. Şubat ayı itibarıyla kartla yapılan harcamalar çeyreklik olarak sınırlı bir artış göstermiştir. Beyaz eşya satışları ocak ayında düşmüş, otomobil satışları şubat ayı itibarıyla yılın ilk çeyreğinde gerilemiştir. İmalat sanayi firmalarına yönelik anket verileri, yılın ilk çeyreğinde kayıtlı iç piyasa siparişlerinde bir miktar artışa, geleceğe yönelik iç piyasa sipariş beklentilerinde ise gerilemeye işaret etmiştir. Özetle, yakın döneme ilişkin veriler talep koşullarının dezenflasyon sürecine verdiği desteğin sürdüğünü ima etmektedir.

10. Ocak ayında sanayi üretim endeksi, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış olarak aylık bazda yüzde 2,8 oranında, takvim etkilerinden arındırılmış olarak yıllık bazda yüzde 1,8 oranında gerilemiştir. Çeyreklik bazda sanayi üretimi, ocak ayı itibarıyla ilk çeyrekte yüzde 1,2 oranında düşüş kaydetmiştir. Deprem bölgesinde yapılmakta olan konutların 2025 yıl sonuna kadar tamamlanarak teslim edilmesi hedefiyle uyumlu olarak, özellikle geçtiğimiz yılın ikinci yarısında daha kuvvetli seyreden inşaat bağlantılı sektörlerin üretimi ocak ayında gerilemiştir. Nitekim ocak ayında sanayi üretimindeki aylık azalışın yarısından fazlası kauçuk-plastik, mineral ürünler, ana metal, fabrikasyon metal sektörlerinin negatif katkısı kaynaklı olmuştur. Tipik oynaklık sergileyen diğer ulaşım ve benzeri sektörler de dışlandığında, sanayi üretimi çeyreklik bazda daha sınırlı bir gerileme göstermiştir. Bununla birlikte, sanayi üretiminin ana eğilimi halen zayıf seyretmektedir. İmalat sanayine yönelik anket göstergeleri, birinci çeyrek için sektör faaliyetinde ılımlı bir artışa işaret etmiştir. Diğer taraftan kapasite kullanım oranı yataya yakın bir seyir izlemiştir. İnşaat üretim endeksi ise, 2025 yılının dördüncü çeyreğinde çeyreklik bazda yüzde 1,3 oranında, bir önceki yılın aynı dönemine göre ise yüzde 12,9 oranında yükseliş kaydetmiştir.

11. Ocak ayında mevsimsellikten arındırılmış istihdam 32 milyon kişi seviyesinde gerçekleşmiş ve bir önceki çeyrek ortalamasına kıyasla yüzde 1,7 oranında azalmıştır. Bu dönemde, işgücüne katılım oranı çeyreklik olarak 1,1 puan düşmüştür. İstihdamdaki azalışa karşın katılım oranındaki düşüşün etkisiyle, işsizlik oranı bir önceki çeyrekteki ortalama yüzde 8,3 seviyesinden ocak ayında yüzde 8,1 seviyesine gerilemiştir. Anket göstergeleri, yılın ilk çeyreğinde imalat sanayi firmalarının geleceğe yönelik istihdam beklentilerinde tarihsel ortalamanın altında seyreden görünümün devamına işaret etmektedir.

12. Ocak ayına ilişkin verilerin yayımlanmasıyla birlikte ödemeler dengesi istatistiklerinde, birincil gelir dengesi altındaki portföy yatırımları kaleminde faiz giderlerinin hesaplamasında yöntem değişikliğine gidilerek, 2020 yılının Eylül ayından başlamak üzere geriye dönük revizyon yapılmıştır. Menkul kıymet sahibinin yerleşikliğinin esas alındığı söz konusu revizyon, cari işlemler açığını söz konusu dönemde toplamda 8,9 milyar dolar artırıcı yönde etkilemiş, bu etkinin 4,8 milyar doları ise 2025 yılında gerçekleşmiştir. Revizyonun karşılıklı etkisi net hata noksan kalemine aynı tutarda yansımıştır. Böylelikle 2025 yıl geneli cari açığı 25,2 milyar dolardan revizyon sonrasında 30,1 milyar dolara; cari açığın GSYH’ye oranı ise yüzde 1,6’dan yüzde 1,9 seviyesine yükselmiştir. Söz konusu revizyon sonrasında ocak ayında cari işlemler dengesi aylık bazda 6,8 milyar ABD doları açık vermiştir. 12 aylık birikimli cari açık önceki aya kıyasla 2,8 milyar ABD doları artarak 32,9 milyar ABD doları olmuştur. Seyahat gelirleri 3,4 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiş, 12 aylık birikimli olarak 60,2 milyar ABD dolarına yükselmiştir. Hizmetler dengesi fazlası ise 63,1 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşerek güçlü seyrini sürdürmüştür.

13. Şubat ayında mevsimsellikten arındırılmış olarak ihracat ve ithalat artış kaydetmiştir. Bununla birlikte, 12 aylık birikimli dış ticaret açığı bir önceki aya göre yükselmiştir. Söz konusu dönemde, altın ithalatı küresel düzeyde altın fiyatlarının artışı ile desteklenmeye devam etmiştir. Şubat ayı itibarıyla altın ithalatı 12 aylık birikimli olarak 23,4 milyar ABD doları olmuştur. Mevcut veriler ışığında, 12 aylık birikimli cari açıkta şubat ayında artış olacağı öngörülmektedir. Yakın dönemde gerçekleşen jeopolitik gelişmelerin cari açık üzerindeki olumsuz etkilerinin mart ayı itibarıyla gözlenmeye başlanacağı, söz konusu etkilerin boyutunun ise savaşın seyri ve şiddetine göre farklılaşacağı değerlendirilmektedir. Ocak-şubat döneminde mevsimsellikten arındırılmış tüketim malı ithalatı sınırlı olarak gerilemiştir. Şubat ayına ilişkin geçici dış ticaret verileri ve mart ayı için yüksek frekanslı öncü verilerle beraber değerlendirildiğinde, üç aylık ortalama eğilimler, ihracatta sınırlı bir gerilemeyle birlikte ithalatta yatay seyre işaret etmektedir.

14. Cari açığın finansmanı tarafında, bankacılık sektörünün 12 aylık birikimli uzun vadeli borç çevirme oranı ocak ayında yüzde 167,2 olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu oran, bankacılık sektörü dışındaki firmalarda yüzde 214,4 olmuştur. Bu çerçevede, yurt dışı borçlanma imkanlarının yüksek seviyelerini koruduğu değerlendirilmiştir.

ENFLASYON GELİŞMELERİ VE BEKLENTİLER

15. Tüketici fiyatları şubat ayında yüzde 2,96 oranında artmış, yıllık enflasyon 0,88 puan yükselişle yüzde 31,53 seviyesinde gerçekleşmiştir. Yıllık enflasyon gıda ile alkol-tütün-altın gruplarında belirgin oranda yükselirken, diğer ana gruplarda gerilemiştir. Yıllık tüketici enflasyonundaki yükselişe karşın, B endeksinin (işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE) yıllık değişim oranı 0,20 puan, C endeksinin (enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, alkollü içkiler ile tütün ürünleri ve altın hariç TÜFE) yıllık değişim oranı ise 0,34 puan düşerek sırasıyla yüzde 29,91’e ve yüzde 29,46’ya gerilemiştir. Yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, temel mallar ve enerji gruplarının katkıları bir önceki aya kıyasla sırasıyla 0,45 ve 0,25 puan azalırken; gıda ve alkolsüz içecekler, hizmet ve alkol-tütün-altın gruplarının katkıları sırasıyla 1,24, 0,24 ve 0,10 puan artmıştır. Mevsimsellikten arındırılmış verilerle, tüketici fiyatlarının aylık artışı bir önceki aya kıyasla görece yatay seyretmiştir. Diğer taraftan, gıda hariç tüketici enflasyonu yavaşlamıştır.

16. Şubat ayında tüketici enflasyonundaki yükselişte gıda grubunun etkisi öne çıkmıştır. İşlenmemiş gıda fiyatları büyük ölçüde sebze ile beyaz et fiyatlarına bağlı olarak yükselirken, işlenmiş gıda grubunda özellikle süt ve süt ürünlerinin etkisi belirgin olmuştur. Bununla birlikte, fiyat artışlarının grup geneline yayıldığı izlenmiştir. Söz konusu dönemde gıda fiyatları üzerinde hava koşullarının yanı sıra Ramazan ayına özgü unsurların da etkisi hissedilmiştir. Mevsimsel etkilerden arındırıldığında hizmet enflasyonu, haberleşme hizmetleri fiyatlarındaki belirgin artışların da katkısıyla bir önceki aya kıyasla yükselmiştir. Enerji grubunda, bu dönemde uluslararası enerji fiyat gelişmelerini takiben akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarında artışlar gözlenmiştir. Diğer taraftan, piyasa takas fiyatlarındaki gelişmelere bağlı olarak son kaynak tedarik tarifesi (SKTT) kaynaklı elektrik fiyatındaki gerileme bu grupta daha olumsuz bir görünümü sınırlamıştır. Temel mal grubunda, giyim ve ayakkabı fiyatları mevsimsel etkiler ile gerilemeye devam ederken, dayanıklı tüketim malları fiyatları ılımlı bir oranda yükselmiştir. Diğer temel mallar alt grubunda ise fiyatlar yataya yakın seyretmiştir. Bu görünüm altında, mevsimsel etkilerden arındırılmış temel mal enflasyonu düşüş kaydetmiştir.

17. Enflasyonun ana eğilimi şubat ayında yataya yakın seyretmiştir. Mevsimsellikten arındırılmış aylık enflasyon B endeksinde sınırlı bir oranda yükselirken, C endeksinde düşmüştür. Bu ayrışmada işlenmiş gıda enflasyonundaki kayda değer artış (ocak ayında yüzde 2,7’den şubat ayında yüzde 5,2’ye) etkili olmuştur. Fiyat artışları B endeksini oluşturan gruplardan işlenmiş gıda ve hizmet gruplarında yükselirken temel mallarda belirgin bir şekilde zayıflamıştır. TCMB bünyesinde takip edilen tüm göstergeler bir arada değerlendirildiğinde, ana eğilim yataya yakın seyretmiştir. Göstergeler üç aylık ortalamalar bazında ise sınırlı bir artış göstermiştir.

18. Şubat ayı itibarıyla son üç aylık dönemde mevsim etkilerinden arındırılmış ortalama enflasyon bir önceki aya kıyasla temel mallarda gerilerken hizmet sektöründe görece yatay seyretmiştir.

19. Hizmet sektöründe hâkim olan fiyatlama davranışı önemli bir atalete ve şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin uzun bir zamana yayılmasına neden olmakta ve hizmet enflasyonu mallara göre yüksek seyretmektedir. Şubat ayı itibarıyla yıllık bazda mal enflasyonu yüzde 27, hizmet enflasyonu ise yüzde 40 civarında seyretmektedir. Şubat ayında alt kalemler arasında haberleşme hizmetleri aylık yüzde 8,73’lük artış ile öne çıkmış, bu gelişmede cep telefonu görüşme ücretleri etkili olmuştur. Son üç aylık dönemde haberleşme hizmetleri fiyatlarındaki hızlı yükseliş dikkat çekmektedir. Diğer hizmetler grubunda en belirgin yükseliş yüzde 11,06 ile finansal hizmetlerde gözlenmiş, bunu yüzde 5,00 oranındaki artışla bakım-onarım kalemi izlemiştir. Eğitim hizmetlerinde ise aylık fiyat artışı bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla daha düşük gerçekleşmiştir. Bu dönemde, kira enflasyonu aylık bazda yüzde 3,46 olurken yıllık bazda yüzde 53,91’e gerilemiştir. Lokanta-otel grubunda fiyatlar, gıdadaki olumsuz seyre rağmen, yüzde 2,82 ile görece daha sınırlı bir oranda artmıştır. Ulaştırma hizmetleri fiyatları, havayolu ücretlerindeki dönemsel gerilemeye bağlı olarak ılımlı seyretmiştir.

20. Yurt içi üretici fiyatları şubat ayında yüzde 2,43 artışla yüksek seyretmeye devam etmiş ve yıllık enflasyon 0,39 puan artarak yüzde 27,56 olmuştur. Bu dönemde enerji fiyatları (yüzde -0,22) düşerken, dayanıklı (yüzde 4,47) ve dayanıksız (yüzde 3,30) tüketim mal fiyatları yüksek artış oranları ile öne çıkmıştır.

21. Şubat ayında ortalama 71,1 ABD doları civarında seyreden Brent ham petrol fiyatları, mart ayının ilk haftalarında jeopolitik gelişmelerin etkisiyle oldukça dalgalı bir seyir izlemiş; 11 Mart itibarıyla ortalamada 88,5 ABD doları seviyesine ulaşmıştır. Diğer taraftan, yurt içinde eşel mobil uygulamasının ivedilikle devreye alınması, ham petrol fiyatlarındaki artışların tüketici enflasyonuna yansımasını önemli ölçüde sınırlamıştır. Petrol fiyatlarına benzer şekilde, TTF doğal gaz fiyatları arz kısıtları endişesiyle bu dönemde belirgin bir oranda yükselmiştir. Ayrıca enerji ile bağlantısı güçlü üre, sülfür, polipropilen, polietilen gibi emtiaların fiyatları da yukarı yönlü seyretmiştir. Enerji ve hammadde akışındaki kesintiler, özellikle petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki yüksek artışla birlikte üretim maliyetlerini arttırarak küresel ölçekte enflasyonist baskı oluşturma riski taşımaktadır.

22. Küresel Arz Zinciri Baskı Endeksi şubat ayında tarihsel ortalamasının üzerinde gerçekleşmiştir. Mart ayında, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve alternatif rota arayışları teslimat sürelerini uzatırken, güvenlik riskleri nedeniyle sigorta primleri ve navlun fiyatları yükselmiştir. Bu dönemde, Çin’e yönelik konteyner endeksi önemli ölçüde yükselirken, kuru yük taşımacılık endeksleri artış kaydetmiş; küresel konteyner endeksi ise gerilemiştir. Döviz kuru sepeti 11 Mart itibarıyla euro kurundaki gelişmelerle görece yatay seyretmiştir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış imalat sanayi PMI verileri şubat ayında hem girdi fiyatlarında hem de ürün fiyatlarında yükselişe işaret etmiştir.

23. Şubat ayında enflasyon beklentilerinde yükseliş gözlenmiştir. Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarına göre, 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi 0,9 puan yükselerek yüzde 24,1 seviyesinde; 2027 yıl sonu enflasyon beklentisi 0,6 puan artışla yüzde 18,4 düzeyinde ölçülmüştür. On iki ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi 0,1 puan aşağı yönlü güncelleme ile yüzde 22,1 olurken, yirmi dört ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi 0,2 puan artışla yüzde 17,1 oranında ölçülmüştür. 5 yıl sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi ise 0,3 puan yükselerek yüzde 11,4 düzeyine çıkmıştır. Reel sektör beklentilerine bakıldığında, firmaların on iki ay sonrasına ilişkin yıllık enflasyon beklentisi, şubat ayında 0,9 puan azalarak yüzde 32,0 seviyesine gerilemiştir. Aynı dönemde hane halkının on iki ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentisi ise yüzde 48,8 ile yatay seyretmiştir. Enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışları dezenflasyon süreci açısından risk unsuru olmaya devam etmektedir.

24. Öncü veriler son iki ayda gıda fiyatlarında gözlenen olumsuz seyrin mart ayında hız kestiğine işaret etmektedir. Geçtiğimiz dönemde sebze fiyatlarında kaydedilen yüksek artışlar, mart ayının ilk yarısında yerini görece düşük oranlı bir artışa bırakmıştır. Diğer yandan, jeopolitik gelişmelerle yükselen petrol fiyatları nedeniyle yurt içi enerji fiyatlarının akaryakıt öncülüğünde önemli ölçüde yükseldiği izlenmektedir. Eşel mobil uygulamasına bağlı olarak, rafineri ürün fiyatlarındaki artışların önemli bir bölümünün maktu ÖTV tutarından karşılanmasıyla bu grupta daha olumsuz bir görünümün önüne geçilmiştir. Hizmet grubunda mart ayında ulaştırma hizmetlerinin öne çıkması beklenmektedir. Jeopolitik gerilim ve uluslararası petrol fiyatlarındaki gelişmelerin yansımasıyla başta havayolu yolu ile yolcu taşımacılığı olmak üzere ulaştırma hizmetleri fiyatlarının yükselme eğiliminde olduğu takip edilmektedir. Ayrıca, özel okul ücret gelişmelerine istinaden eğitim fiyatlarındaki yükseliş sürmektedir. Öncü göstergeler temel mal grubunda ise görece ılımlı bir seyre işaret etmektedir. Emtia fiyatlarındaki oynaklığın ve arz kısıtlarının boyutu dikkate alındığında, enflasyon görünümüne yönelik belirsizlik önemli ölçüde yükselmiştir. Jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı ve iktisadi faaliyet üzerinden enflasyon görünümüne etkileri yakından takip edilmektedir.

PARA POLİTİKASI

25. Jeopolitik gelişmeler kaynaklı artan belirsizlikler, ham petrol, doğal gaz ve emtia fiyatlarında yüksek oynaklıklara ve artışa neden olmuştur. Söz konusu unsurların enflasyon görünümü üzerinde oluşturabileceği riskleri sınırlamak amacıyla sıkı para politikasını destekleyici kararlar ve eşgüdüm dahilinde mali tedbirler alınmıştır. Bu kapsamda, finansal piyasalarda yaşanan gelişmeler dikkate alınarak, sıkı parasal duruşu desteklemek amacıyla 1 hafta vadeli repo ihalelerine 2 Mart itibarıyla ara verilmiştir. Böylece, likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılarak ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranı olan yüzde 40’ta oluşması sağlanmıştır. Ayrıca, döviz piyasasının sağlıklı çalışması, döviz kurlarında gözlenebilecek oynaklıkların engellenmesi ve döviz likiditesinin dengelenmesi amacıyla Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başlanmıştır. Para politikası uygulamalarının yanı sıra, eşgüdüm dahilinde mali tedbirler de uygulamaya alınmıştır. Bu kapsamda, eşel mobil uygulanması kararı, gübre ithalatında gümrük vergisinin kaldırılması ve gübre ihracatına kısıtlama getirilmesi emtia fiyatlarındaki gelişmelerin tüketici enflasyonu ve üretici maliyetlerine geçişkenliğini sınırlayacaktır.

26. Para Politikası Kurulu (Kurul), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 37’de sabit tutulmasına karar vermiştir. Kurul ayrıca, Merkez Bankası gecelik vadede borç verme faiz oranını yüzde 40’ta, gecelik vadede borçlanma faiz oranını ise yüzde 35,5’te sabit tutmuştur.

27. Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürülecek sıkı para politikası duruşu talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecektir. Kurul politika faizine ilişkin atılacak adımları; enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulundurarak ara hedeflerle uyumlu biçimde dezenflasyonun gerektirdiği sıkılığı sağlayacak şekilde belirleyecektir. Para politikası kararları enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla alınmaktadır. Son dönem gelişmelerin de etkisiyle, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır.

28. Kredi ve mevduat piyasalarında öngörülenin dışında gelişmeler olması halinde parasal aktarım mekanizması ilave makroihtiyati adımlarla desteklenecektir. Likidite koşulları yakından izlenmeye ve likidite yönetimi araçları etkili şekilde kullanılmaya devam edilecektir.

29. Kurul, politika kararlarını enflasyonu orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir. Kurul, kararlarını öngörülebilir, veri odaklı ve şeffaf bir çerçevede alacaktır.