RAMAZAN BİTTİ VE BÜTÜN ŞEYTANLAR SERBEST!
Şeytan mı Serbest Kaldı, Biz mi Eskiye Döndük yoksa bağlı olan bir şey yok ve şeytan biz miyiz?
Ramazan boyunca en çok tekrarlanan cümlelerden birisidir;
“Şeytanlar zincire vurulur.”
Paralel dinin uyduruk rivayeti elbette. Hadi gelin olaya biraz daha realist bakalım!
Ramazan biter bitmez ise, sanki görünmeyen bir tahliye gerçekleşmiş gibi toplumca yeniden aynı kanaate koşarız: Emir geldi ve demek ki salındılar!
Çünkü ilk öfke patlamasında, ilk yalan haberin yayılışında, ilk hırsızlıkta, ilk kibir gösterisinde, ilk vicdansızlıkta elimiz hemen aynı gerekçeye gider: Şeytan iş başında. İhale yine onda kaldı ve mazeretimiz var ‘’ masumuz biz ‘’
Ne kadar kullanışlı bir açıklama değil mi? Üstelik ne alan limiti ne de gündelik kullanım limiti yok! Şeytan iş başında, yoksa bizler masumuz..!
Böylece insan, kendisiyle yüzleşmekten kurtulur. Dilinin sertliğini, kalbinin kabalığını, gözünün açlığını, hırsının taşkınlığını, öfkesinin hoyratlığını, servet, şöhret ve şehvete dair dandik bir karakter sahibi olduğunu itiraf, nedamet ve terbiye etmek yerine, görünmez bir sanığın üzerine bırakır. Risk yok maliyet yok!
Kendine ise küçük, mazlum ve kandırılmış bir rol ayırır. Sanki bütün kötülük dışarıdan ithal ediliyormuş gibi. Sanki insanın içinde, kötülüğe meyleden bağımsız bir alan yokmuş gibi ve sanki kendisini ve Allah’ı kandıracakmış gibi ahlaksız bir senaryo yazar ve buradan kofti bir beraat verir kendisine! Hem zaten beraat kandilimiz de var değil mi? Çifte kavrulmuş bir bonus!
Oysa Kur’an’ın insana bakışı, bu kadar rahatlatıcı değildir. Hem de hiç değil! Evet, şeytandan söz eder elbette, Kuran. Vesvesesinden, aldatmasından, süslü göstermesinden, saptırma çabasından söz eder. Ama aynı Kur’an, insanın içindeki edilgen, kırılgan ve karanlık tarafı da gösterir. Yusuf süresindeki o ağır cümle boşuna mıdır! “Nefis, Rabbimin merhamet ettiği hariç, daima kötülüğü emreder.” Mesele sadece dışarıdan gelen fısıltı değildir; içeride ona kulak veren, hatta çoğu zaman buyur edip hatırı sayılır bir alan verir ve başköşeye konuk eder.
Ve hatta bazen ondan da önce davranan bir meyil vardır.
Belki bizim asıl problemimiz tam burada başlıyor. Şeytanı mutlak hakim ve hükümdar ve kendimizi mutlak yetersiz görüp verilen müthiş potansiyeli yok sayarak ve bir başka deyişle Allah’ı yalanlamakla birlikte ihaleyi şeytanın koçağına koyma şeytanlığı üzerinden iman hasad ediyoruz..!
Dışarıdaki düşmanı konuşuyor, içerideki ortaklığı görmezden geliyor, temizliyor ve temize çıkarıyoruz kendimizi. Böyle olunca da Ramazan sonunda şaşkınlığa düşüyoruz: Madem şeytanlar bağlandı, bunca şeytan ve şeytanlık ne zaman ve nereden zuhur etti!?
Aslında cevap gayet basittir: Çünkü insanın içinde zincir bekleyen şeytan değildir!
Kur’an, şeytanın hilesi için “zayıftır” der. Bu bir hüküm cümlesidir, Rahman’ın saptama, tespit ve hükmüdür ve son derece sarsıcıdır. Çünkü halk dilinde şeytan çoğu zaman mutlak güç sahibi, karşı konulmaz bir kötülük organizatörü gibi anlatılır. Oysa ilahî kelam, onun hilesini mutlak değil, zayıf diye niteler. Demek ki şeytanın etkisini büyüten, çoğu zaman kendi zaaflarımızdır, bizim ve bize ait şeytanlıklarımızdır!
O, kapıyı gayet nezih, nazik, işveli, nazlı, seksi ve erotik tarzda çalabilir ve hatta zorlayabilir bile; ama asla kırarak girmez, giremez! Bazen ve hatta çoğu zaman kapı içeriden açılır! Biraz kibir açar o kapıyı, biraz tamah, biraz haset, biraz görmemişlik, biraz görgüsüzlük, açlık, tükenmek bilmez açlık dürtüsü, kapıyı çalışta ki albenilik ve bazen de “Ben zaten haklıyım” duygusu.
İnsan çoğu kez kendi eğilimlerine, kendi şeytani his, dürtü ve hatta şeytaniliklerine, şeytanın gücü adını verir.
Ramazan’ın bize öğrettiği şey de tam budur ve burada derinleşir.
Oruç, midenin değil, aslında bahsini yaptığımız ‘’ ahlaksız ‘’ mazeretlerin terbiyesidir.
Bir ay boyunca mide terbiyesiyle birlikte susan, öfkesini tutan, dilini, elini ve gözünü dizginleyen, Kuran ile ikmal olan bilinçli insan, istemese de şu gerçekle karşılaşır: Demek ki her dürtü kaçınılmaz değilmiş. Demek ki öfke mutlak değilmiş. Demek ki insan, kendini frenleyebiliyormuş. Demek ki “elimde değil” cümlesi, her zaman doğru değilmiş.
Demek ki en büyük şeytan ‘’ Elimde değil ‘’ tümcesi ve tümcenin fikir babasıymış!
Ramazan; Kuran ile ikmal olup dirilen, inşa ve inkişaf edecek bilincin bileylendiği zaman olarak tanımlanmış ve bu minvalde kuran da tasnif edildiği için bağlanan ve zincirlenenler ‘’Elimde değil ‘’tümcesi ve böylesi ahlaksız bir fiilin üreticisi olmaktır!
Bu yüzden “Ramazanda bağlanan şeytanlar şimdi serbest mi?” sorusu sadece itikadî bir merak değildir; ahlaki bir aynadır aynı zaman da. Çünkü bu sorunun içinde gizli bir kaçış vardır. Soru görünüşte şeytanı sorar, ama aslında insanı saklar. Dışarıdaki faili merak ederken, içerideki sorumluyu perdelemek ister.
Hâlbuki insanı bozan şey yalnızca şeytan değildir. Alışkanlıklar bozar. Güç tutkusu bozar. Menfaat bozar. Övülme arzusu bozar. Kendini merkeze koyma hastalığı bozar. Kul hakkı bozar. İlkesizlik bozar. Edepsizlik bozar. Bağımlılık bozar. Servet şehvet ve şöhret bozar ve İşte bütün bunlar imanı bozar, ahlakı bozar ve Ramazanı, orucu hayda hayda bozar!
Aslında bir insanı, şeytandan önce kendi nefsi perişan eder. Hatta şeytanın en büyük başarısı, kötülüğü işlemeye zorlaması değil; insanı, o kötülüğün kendisine ait olmadığını düşündürmesidir. Ben yaptım ama ben masumum zira şeytan yaptı!
Kur’an’ın bir başka uyarısı da burada anlam kazanır: Rahman’ın zikrinden yüz çeviren kimseye şeytan musallat olur. Zuhruf 36
Şeytandan evvel kendini, şeytanı ve şeytanlıkları bağlayacak olan yol haritasına takınacağın tavır, nasıl bir şekle, karakter ve seciyeye bürünüp pratikte nasıl bir hayat yaşayıp, kendine nasıl bir rol keseceğinin de, kendisini belirleyecektir.
Demek ki asıl mesele sadece şeytanın dışarıda dolaşması değil; içeride ona uygun bir iklimin var olup olmamasıdır. Kalp boş kalırsa ya da içerisine olmaması gerekenleri yerleştirirse, zihin denetimsiz bırakılırsa, vicdan uzun süre susturulursa, kötülük orada kolayca yuva bulur. Şeytan, bakımsız kalpleri sever. Gaflet, onun için açık kapıdır.
Ramazan bittiğinde asıl sınav burada ve bundan sonra başlar. O bir aylık süre içerisinde yanan Mahyalar söner, kılınan teravih dağılır, sahur, sessizliğe çekilir, iftar sofraları rutine döner. Ama insanın içindeki mücadele yeni başlar ve başlamalıdır. Çünkü kalabalığın taşıdığı manevî iklim çekildiğinde, geriye insanın kendi inşası kalır. Bir ay boyunca dış desteğin yardımıyla sakinleşen ruh, şimdi kendi ayakları üzerine duracaktır ve durmak zorundadır.
Bunu da belirleyecek olan o bir aylık yatırımın sahiciliği ya da iki yüzlülüğüdür!
Soru artık şudur: bedeni mi aç bıraktın yoksa karakterini, ruhunu, bilincini ve kalbini mi ikmal ve inşa ederek DOYURDUN MU?
O bir ay boyunca dizginlemen ve yutman gereken öfken olması gereken kıvamda mı? Bir ay evvel ki bilinç dünyan ile şimdi ki arasında ‘’ siyah iplik beyaza dönüştü mü? Ramazan dediğin şey bir takvimdi ve o süreç bitti ve gerisin geriye dönüp, kaldığın yerden devam mı?
Öyle ya, ben Müslümanım diyenlerin bodoslama daldığı ve senkronize şekilde terennüm ettikleri bir motto vardı, Ramazan’ı heba ederek! ‘’ Durmak yok yola devam’’
Oysa Ramazan’’ Dur bi dur, dur bi soluklan, sağına soluna bak, yaptıklarını Allah ölçeğinde bir çek et diyen ay bilinci, artık kalbinde mi?
O bir aylık süreci sadece takvimde mi yaşadın yoksa karakterine de biraz taşıyabildi mi?
Hemen bugün ve bu dakika hepimizin kendisine sormamız gereken şey “Şeytan geri mi döndü?”
Ya da!
“Biz neyi geri çağırdık?” Hangi kibri yeniden besledik? Hangi hırsı yeniden büyüttük? Hangi bahaneleri yeniden dolaşıma soktuk?
Çünkü dışarıdaki şeytandan önce, içerideki eğilim konuşur. Ve insanı çoğu zaman yıkan, duyduğu vesveseden çok, sevdiği bahanedir.
Sözün özü şu:
Ramazan’da şeytanların bağlanması meselesi, görünmeyen âleme dair ilginç bir bilgi olmanın ötesinde, insana mazeret stokunu azaltan büyük bir derstir. “Şeytan yaptırdı” kolaycılığını elinden alır ve ortadan kaldırır. Seni, kendi nefsinin karşısına diker. Orada anlarsın ki asıl imtihan, şeytanın serbest olup olmaması değil; kalbin kime kapı açtığıdır.
Şeytan belki dışarıda dolaşıyordur.
AMA İNSANIN ASIL MESELESİ, İÇERİDE KİME İKAMET VERDİĞİDİR.