TÜRKİYE KREDİ KARTLARIYLA GEÇİNİYOR VE HALK AYNI KARTLAR VE FAİZLERİYLE DİBE ÇÖKÜYOR!

Bankaları denetleme ve düzenleme kurulu (BDDK) verileri açıklandı: Kredi kartı borçları 3,5 trilyon liraya dayandı.

Ülkenin reel ekonomik gerçeği işte bu! Koca ülke sanayisi, üretim ve istihdam üzerinden değil krediler ve kartlar üzerinden yaşama tutunmuş durumda.

Türkiye ekonomisinde vatandaşın geçim mücadelesi giderek daha fazla kredi ve kredi kartları üzerinden yürürken, BDDK'nin açıkladığı son veriler borçlanmanın ulaştığı boyutu gözler önüne serdi. Bireysel kredi kartı borçları 3,5 trilyon liraya yaklaşırken tüketici kredileri de 3,56 trilyon lirayı aştı. Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi ise 29,8 trilyon liraya dayandı. Ortaya çıkan tablo, hane halkının tüketimini ve günlük yaşamını giderek daha fazla borçla finanse ettiğini gösterirken, Türkiye ekonomisinin üretim, sanayi ve istihdam yerine kredi mekanizmasına ne ölçüde yaslandığı sorusunu da gündeme taşıyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) 30 Ekim ile biten haftaya ilişkin açıkladığı veriler, Türkiye'de borçlanmanın ulaştığı büyüklüğü ortaya koydu.

Buna göre bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi bir haftada 224 milyar 223 milyon lira artarak 29 trilyon 779 milyon liraya yükseldi. Vatandaşların ve ekonomik aktörlerin bankalara olan kredi bağımlılığındaki artış dikkat çekerken, aynı dönemde sektörün toplam mevduatında ise gerileme yaşandı.

Bankalar arası işlemler de dahil olmak üzere toplam mevduat, haftalık bazda 112 milyar 999 milyon lira azalarak 32 trilyon 739 milyar 311 milyon liraya indi.

Verilerde öne çıkan en önemli başlıklardan biri, vatandaşların günlük ihtiyaçlarını karşılamak için başvurduğu tüketici kredileri ve bireysel kredi kartlarındaki büyüme oldu. Borçlanma rakamları, geçim mücadelesinin giderek daha fazla bankacılık sistemi üzerinden sürdürüldüğünü ortaya koydu.

VATANDAŞIN GEÇİMİ KREDİYE, TÜKETİMİ KREDİ KARTINA BAĞLANDI

BDDK verilerine göre tüketici kredilerinin toplam tutarı bir haftada 32 milyar 405 milyon lira artarak 3 trilyon 556 milyar 940 milyon liraya ulaştı.

Bu kredilerin dağılımı, vatandaşın hangi alanlarda borçlanmak zorunda kaldığını da gösterdi:

Tüketici kredilerinin en büyük bölümünü ihtiyaç kredilerinin oluşturması, bireysel borçlanmanın ağırlıklı olarak günlük yaşam ve kişisel harcamalarla bağlantılı olduğunu gösteren dikkat çekici bir veri olarak öne çıktı.

Taksitli ticari krediler de aynı dönemde 1 trilyon 173 milyar 2 milyon liralık artışla 5 trilyon 522 milyar 843 milyon liraya yükseldi.

Ancak asıl dikkat çeken gelişme, bireysel kredi kartı borçlarında yaşandı. Bankaların kredi kartlarından kaynaklanan alacakları bir haftada 82 milyar 115 milyon lira artarak 3 trilyon 496 milyar 309 milyon liraya ulaştı.

Bu borçların 1 trilyon 298 milyar 714 milyon lirası taksitli, 2 trilyon 197 milyar 595 milyon lirası ise taksitsiz harcamalardan oluştu.

Başka bir ifadeyle vatandaşın kredi kartı üzerinden gerçekleştirdiği taksitsiz harcamaların toplamı 2,2 trilyon liraya yaklaştı. Bu büyüklük, kredi kartlarının yalnızca alışveriş kolaylığı sağlayan bir ödeme aracı olmaktan çıkarak hane halkı bütçesinin önemli bir finansman kaynağı haline geldiğini gösteriyor.

ÜRETİM VE GELİR YERİNE BORÇLANMA: EKONOMİNİN DİKKAT ÇEKEN TABLOSU

Açıklanan rakamlar, Türkiye ekonomisinin finansal büyüklükleri ile vatandaşın günlük yaşamda karşı karşıya kaldığı ekonomik gerçeklik arasındaki ilişkiyi yeniden tartışmaya açtı.

Bankacılık sektöründe kredi hacmi büyürken bireysel kredi ve kredi kartı borçlarının ulaştığı seviyeler, hane halkının harcamalarını hangi kaynaklarla finanse ettiği sorusunu gündeme getiriyor.

Bir ekonomide sürdürülebilir refahın temel unsurları üretim, istihdam, düzenli gelir ve satın alma gücüdür. Ancak vatandaşın ihtiyaçlarını karşılamak için giderek daha fazla krediye ve kredi kartına yönelmesi, borçlanmanın günlük yaşam üzerindeki ağırlığını artırıyor.

Özellikle ihtiyaç kredilerinin tüketici kredileri içerisindeki yüksek payı ve kredi kartı borçlarının 3,5 trilyon liraya yaklaşması, gelir ile harcama arasındaki dengenin hane halkı açısından ne kadar önemli hale geldiğini ortaya koyuyor.

Dolayısıyla tartışılması gereken yalnızca bankacılık sektöründeki kredi hacminin büyüklüğü değil; bu kredilerin ne kadarının üretime, ne kadarının vatandaşın geçim ve tüketim ihtiyaçlarına yöneldiğidir.

TAKİPTEKİ BORÇLARDA YÜKSELİŞ: ÖDEME GÜÇLÜĞÜNÜN İŞARETİ

Borçlanmadaki artışın yanı sıra geri ödeme tarafındaki gelişmeler de dikkat çekti.

BDDK verilerine göre bankacılık sektörünün takipteki alacakları 30 Ekim itibarıyla bir haftada 18 milyar 34 milyon lira artarak 983 milyar 118 milyon liraya yükseldi.

Takipteki alacakların 709 milyar 184 milyon liralık bölümü için özel karşılık ayrıldığı bildirildi.

Takipteki alacaklardaki yükseliş, bankacılık sektöründe geri ödenemeyen veya tahsilat sürecine giren borçların büyüklüğünü gösteriyor. Kredi ve kredi kartı borçlarının artışıyla birlikte değerlendirildiğinde, borçların yalnızca alınması değil, geri ödenmesi konusunda da yakından izlenmesi gereken bir tablo ortaya çıkıyor.

Vatandaşın borçla sürdürdüğü ekonomik yaşamda faiz yükü ve geri ödeme takvimleri de hane halkı bütçesinin üzerindeki baskıyı belirleyen önemli unsurlar arasında bulunuyor.

BANKALARIN ÖZ KAYNAKLARI ARTIYOR, VATANDAŞIN BORÇ YÜKÜ GÜNDEMDE

Açıklanan haftalık verilerde bankacılık sektörünün yasal öz kaynaklarında da artış kaydedildi.

Sektörün yasal öz kaynakları, aynı dönemde 23 milyar 894 milyon lira yükselerek 6 trilyon 210 milyar 913 milyon liraya ulaştı.

Bankaların öz kaynaklarındaki büyüme, sektörün finansal yapısına ilişkin önemli bir gösterge olurken, tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı borçlarının ulaştığı seviyeler vatandaşın ekonomik durumuna ilişkin farklı bir tabloyu ortaya koydu.

Sonuç olarak BDDK'nin açıkladığı rakamlar, Türkiye'de borçlanmanın artık yalnızca bireysel bir finansman tercihi olarak değerlendirilemeyecek büyüklüklere ulaştığını gösteriyor. Kredi kartlarıyla dönen alışveriş, ihtiyaç kredileriyle karşılanan harcamalar ve giderek büyüyen geri ödeme yükü, hane halkının ekonomik yaşamında bankacılık sisteminin ağırlığını artırıyor. Ekonominin gerçek gücünü belirleyen ise yalnızca büyüyen kredi rakamları değil, vatandaşın borçlanmadan yaşayabilmesini sağlayacak üretim, istihdam, gelir ve satın alma gücüdür.