48,9603$%0,19
55,8789€%0,29
64,9626£%0,40
6.768,87%0,75
11.017,00%0,18
SIRBİSTAN’DA ÖĞRENCİ DEVRİMİ: ORBAN’DAN SONRA VUÇİÇ DE GİTTİ!
Sırbistan’da öğrenci devrimi: Orban’dan sonra Vuçiç de gitti!
Bir ülkeyi yönetmekle o ülkenin sahibi olmak arasında dağlar kadar fark vardır. Devletin başında bulunmak, devleti kendi mülkün sanmak değildir. Seçim kazanmak, halka hükmetmek için sınırsız bir yetki elde etmek değildir. Hele hele yıllarca iktidarda kalmak, bir lidere ülkenin geleceğini kendi siyasi ömrüne mahkûm etme hakkı hiç vermez!
İşte Sırbistan’da yaşanan gelişmelerin bütün dünyaya verdiği mesaj budur.
Aleksindir Vuçiç’in siyasi gücünün sarsılması, yalnızca bir seçim yenilgisi değildir. Aynı zamanda, uzun yıllar boyunca iktidarın çevresinde örülen siyasi düzenin sorgulanmasıdır. yaklaşık iki yıldır yolsuzluk iddialarına, kamu yönetimine duyulan güvensizliğe ve otoriterleşme eleştirilerine karşı mücadele eden öğrencilerin sandıkta öne çıkması, değişim talebinin ne kadar büyüyebileceğini göstermektedir.
Düşünün!
Bir tarafta devletin imkânlarını, siyasi tecrübeyi, örgütlü iktidar gücünü ve yıllar içinde kurulan siyasi ilişkileri elinde bulunduran bir yönetim…
Diğer tarafta ise geleceklerini, özgürlüklerini ve ülkelerinin yarınlarını savunmak isteyen gençler!
Bir tarafta iktidarın alışkanlıkları, diğer tarafta değişim arzusu!
Bir tarafta yılların verdiği siyasi güç, diğer tarafta artık mevcut düzene razı olmayan bir toplum kesimi!
Ve sandıkta ortaya çıkan sonuç…
iktidarın büyüklüğü, halkın iradesinin büyüklüğünü ortadan kaldıramıyor!
Sırbistan’daki öğrenci hareketini yalnızca üniversite gençliğinin itirazı olarak değerlendirmek, yaşananların anlamını küçültmek olur.
Bu hareketin arkasında, ülkelerinin nasıl yönetildiğini sorgulayan, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını bilmek isteyen, iddiaların araştırılmasını ve sorumluların hesap vermesini talep eden bir toplumsal tepki bulunuyor.
Hareketin büyümesinde, 2024 yılında novi sad kentindeki tren istasyonunun çatısının çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesi önemli bir dönüm noktası oldu. Facianın ardından yükselen protestolar, kamu yönetiminde hesap verebilirlik ve sorumluluk talepleriyle genişledi.
Çünkü bir ülkede insanlar yalnızca geçim sıkıntısı yaşadıkları için değil, sorunlarının neden çözülemediğini sorgulayamadıkları zaman da öfkelenirler.
Yalnızca işsizlikten, yoksulluktan ve gelecek kaygısından değil, adalete duydukları güvenin zayıflamasından da rahatsız olurlar.
Yalnızca kendileri için değil, çocuklarının nasıl bir ülkede yaşayacağı konusunda da endişelenirler.
Gençlerin itirazı tam da burada anlam kazanıyor.
Gençler, kendilerine yalnızca bir gelecek vaat edilmesini değil, o geleceği kendi elleriyle kurabilecekleri özgür ve adil bir ülke istiyorlar!
Bir ülkenin gençleri, kendi ülkelerinde geleceklerini göremediklerinde, sözlerinin duyulmadığını düşündüklerinde ve taleplerinin karşılıksız kaldığına inandıklarında ortaya çıkan tepkiyi yalnızca güvenlik tedbirleriyle ortadan kaldırmak mümkün değildir.
Çünkü toplumsal taleplerin üzerini örtmek, o talepleri ortadan kaldırmaz.
Bastırılan itirazlar bir süre sessizleşebilir; ancak sorunların kaynağına inilmediğinde yeniden ortaya çıkabilir.
Sırbistan’da yaşananların en önemli yönlerinden biri de iktidarın yenilmez olduğu algısının sarsılmasıdır.
Uzun yıllar iktidarda kalmak, siyasi gücü kalıcı bir hakka dönüştürmez. bir liderin ülke siyasetinde belirleyici konuma gelmesi, onun kararlarının sorgulanamayacağı anlamına gelmez. bir siyasi partinin devlet yönetiminde kökleşmesi de toplumun sonsuza kadar aynı tercihi yapacağı garantisini vermez.
Demokrasi tam olarak bunun için vardır.
Yönetenler değişebilir. Hükümetler kurulabilir ve düşebilir. Siyasi partiler kazanabilir veya kaybedebilir. Fakat bütün bu değişimlerin barışçıl biçimde gerçekleşmesini sağlayan temel ilke, halkın iradesinin özgürce ortaya konulmasıdır.
Ancak burada önemli bir ayrıntıyı da unutmamak gerekir: bir liderin seçim kaybetmesi, o ülkedeki bütün demokratik sorunların kendiliğinden çözüldüğü anlamına gelmez.
Asıl sınav, seçimden sonra başlar.
Yeni yönetim kamu kaynaklarını nasıl kullanacak? Yolsuzluk iddialarını nasıl araştıracak? Yargının bağımsızlığını ve basının özgürlüğünü nasıl güvence altına alacak? Kendisini desteklemeyen vatandaşların haklarını da aynı kararlılıkla koruyacak mı?
İşte gerçek değişim, bu soruların cevaplarında saklıdır.
Çünkü bir ülkede yalnızca yöneticilerin değişmesi yetmez; yönetim anlayışının da değişmesi gerekir.
Eski iktidarın yanlışlarını eleştirerek yükselenler, aynı yanlışları kendileri yaptıklarında değişimin değil, yalnızca iktidar sahiplerinin değiştiği anlaşılır.
Macaristan’da Viktor Orban’ın 16 yıllık iktidarının sona ermesiyle Sırbistan’da öğrenci hareketinin seçim zaferi arasında dikkat çekici bir benzerlik bulunuyor.
İki ülkede de uzun süredir iktidarda bulunan siyasi yapılar, değişim isteyen seçmenlerin ve toplumsal hareketlerin güçlü itirazıyla karşılaştı.
Ancak iki ülkenin siyasi koşulları, seçim süreçleri ve muhalefet dinamikleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle yaşananları tek bir sebebe bağlamak doğru olmaz.
Buna rağmen ortaya çıkan ortak soru son derece önemlidir:
Bir yönetim, halkın değişim talebini ne kadar süre görmezden gelebilir?
İktidarlar çoğu zaman kendi güçlerini, çevrelerindeki destekçilerin sadakatini ve rakiplerinin zayıflığını esas alarak hareket ederler. Oysa toplumun ruh hâli, seçimden seçime değişebilir. Ekonomik koşullar, adalet tartışmaları, kamu hizmetlerine duyulan güven ve gelecek kaygısı, seçmenin tercihlerini etkileyebilir.
bir zamanlar güçlü görünen yönetimler, toplumdaki değişimi okuyamadıklarında sandıkta ağır bir yenilgiyle karşılaşabilirler.
bu nedenle Macaristan ve Sırbistan’daki sonuçları yalnızca iki liderin siyasi başarısızlığı olarak değil, uzun süreli iktidarların toplumla kurduğu ilişkinin sorgulanması açısından da değerlendirmek gerekir.
Peter Magyar’ın Sırbistan’daki öğrenci hareketine yönelik, “tanıdık geliyor mu?” mesajı da iki ülkedeki siyasi değişim arasında kurulan bu benzerliğe işaret ediyor.
Fakat mesele liderlerin birbirlerine gönderme yapmasından daha büyüktür.
Mesele, toplumların yönetenlerden ne beklediği ve bu beklentiler karşılanmadığında hangi demokratik yollarla değişim talep edebildiğidir.
İşte en çok üzerinde durulması gereken mesele budur.
Devlet, bir siyasi partinin mülkü değildir. Kamu kurumları, iktidar sahiplerinin kişisel veya siyasi çıkarlarına göre hareket etmesi için kurulmuş yapılar değildir. Kamu kaynakları, yönetenlerin diledikleri gibi kullanabilecekleri bir servet değildir.
Devletin asıl görevi, vatandaşın hakkını korumak; adaleti, güvenliği ve kamu hizmetlerini herkes için sağlamaktır.
İktidar ise geçicidir.
Bugün bir parti yönetir, yarın başka bir parti yönetebilir. Fakat devletin kurumları, hukuk düzeni ve vatandaşların temel hakları siyasi iktidarların değişmesinden bağımsız olarak korunmalıdır.
Demokrasinin ölçüsü, yalnızca seçim sandığının kurulması da değildir. Seçimlerin özgür ve adil yapılması, muhalefetin faaliyet gösterebilmesi, basının görevini yerine getirebilmesi, yargının bağımsız çalışabilmesi ve vatandaşların yönetenleri eleştirmekten korkmaması da gerekir.
Bir ülkede insanlar yöneticilerini eleştirdikleri için baskı göreceklerinden endişe ediyorlarsa, orada demokrasi üzerine daha fazla düşünmek gerekir.
Kamu gücünü kullananlar hesap vermekten kaçınıyor, eleştirilere cevap vermek yerine eleştirenleri susturmaya yöneliyorsa, toplumun kurumlara duyduğu güven zarar görebilir.
İşte bu yüzden Sırbistan’daki seçim, yalnızca bir siyasi partinin kaybetmesi veya başka bir hareketin kazanması üzerinden okunmamalıdır.
Asıl mesele, iktidarın halka karşı sorumluluğunu hatırlamasıdır!
Bu olaydan çıkarılacak en önemli derslerden biri, hiçbir siyasi gücün kendisini toplumun üzerinde görmemesi gerektiğidir.
Seçim kazanmak, her kararı doğru yapmaz. Çoğunluğun desteğini almak, azınlığın haklarını ortadan kaldırmaz. Güçlü bir siyasi örgüte sahip olmak, eleştirileri geçersiz kılmaz.
Demokrasi, yalnızca kazananın konuştuğu bir düzen değildir. Kaybedenin de hakkını koruyan, farklı düşüncelerin bir arada yaşayabildiği ve iktidarın gerektiğinde barışçıl yollarla el değiştirebildiği bir sistemdir.
Sırbistan’da öğrencilerin desteklediği listenin zaferi, bu açıdan önemli bir siyasi gelişmedir. Fakat bu zaferin gerçek anlamı, bundan sonra atılacak adımlarla ortaya çıkacaktır.
Öğrencilerin talepleri karşılanacak mı? Yolsuzluk iddiaları şeffaf biçimde araştırılacak mı? Kamu yönetiminde hesap verebilirlik güçlenecek mi? yeni siyasi kadrolar, kendilerini destekleyenlerin yanı sıra kendilerine oy vermeyenlerin de haklarını koruyabilecek mi?
Bunların cevabı henüz zaman içinde görülecek.
Ancak bir gerçek var ki, sandıkta ortaya çıkan değişim talebi ciddiye alınmak zorundadır.
Çünkü halkın iradesi, yönetenlerin kişisel beklentilerinden daha büyüktür.
Gençlerin sesi, yalnızca genç oldukları için küçümsenemez.
Bir toplumun adalet talebi, siyasi iktidarı rahatsız ettiği için yok sayılamaz.
Ve hiçbir lider, yıllardır iktidarda bulunduğu için ülkesinin geleceğinin kendisine ait olduğunu düşünemez.
İktidar bir emanettir; mülk değildir. güç bir sorumluluktur; dokunulmazlık değildir. Seçim zaferi ise halka hükmetme ruhsatı değil, halka hizmet etme görevidir.
Sırbistan’da yaşanan gelişmelerin dünyaya verdiği mesaj tam da burada yatıyor.
Yönetenler halkın sesini duymalı, kurumlar hesap verebilir olmalı, hukuk herkese eşit uygulanmalı ve siyasi iktidarlar kendi geleceklerini ülkenin geleceğiyle özdeşleştirmekten vazgeçmelidir.
Çünkü bir ülkenin geleceği tek bir lidere, tek bir partiye veya tek bir siyasi kadroya ait değildir.
Bir ülkenin geleceği, o ülkede yaşayan bütün insanların ortak hakkıdır.
Ve hiçbir iktidar, bu hakkın sahibiymiş gibi davranamaz!
NEDEN AHLAKSIZIZ?
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.