48,9603$%0,19
55,8789€%0,29
64,9626£%0,40
6.768,87%0,75
11.017,00%0,18
01 Kasım 2026 Pazar
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin mülki idare yapısında kapsamlı değişiklik öngören “100 İl 1000 İlçe” projesini yeniden gündeme taşıdı. 1 Kasım’da Türkgün gazetesine verdiği röportajda konuşan Bahçeli, mevcut 81 ilin 100’e, 922 ilçenin ise 1000’e çıkarılmasını hedeflediklerini açıkladı.
MHP liderinin ortaya koyduğu projeye göre 19 yeni il ve 78 yeni ilçe kurulması öngörülüyor. Bahçeli, bu değişikliğin yalnızca nüfus büyüklüğüne göre değil; ekonomik gelişme potansiyeli, coğrafi konum, stratejik önem ve kamu hizmetlerine ulaşım gibi ölçütler dikkate alınarak şekillendirileceğini belirtti.
Ancak açıklamanın siyasi açıdan dikkat çeken tarafı, yalnızca idari haritanın değiştirilmesine yönelik öneri değil. MHP liderinin yeni bir siyasi ve idari hedef ortaya koyması, bu hedefin iktidar ortağı AKP’nin gündeminde nasıl karşılık bulacağı sorusunu da beraberinde getirdi.
Bahçeli, il yapılması düşünülen ilçelerin nihai olarak MHP tarafından tek başına belirlenmeyeceğini, ilgili devlet kurumlarının değerlendirmeleri ve TBMM’nin kararıyla sonuca ulaşılacağını ifade etti.
MHP lideri, projenin gerekçesini Türkiye’nin nüfus yapısındaki değişim, şehirleşme, ekonomik ve sosyal gelişmeler ile kamu hizmetlerinin daha etkin sunulması ihtiyacı üzerinden açıkladı.
Bununla birlikte hangi ilçelerin il statüsüne yükseltileceği ve hangi beldelerin yeni ilçelere dönüştürüleceği konusunda kesin bir liste paylaşmadı. Bahçeli, uygun görülen yerleşimlere ilişkin kanun tekliflerinin ilerleyen dönemde gündeme getirilebileceğini söyledi.
Dolayısıyla bugün itibarıyla açıklanan şey, 19 yeni il ve 78 yeni ilçe hedefini içeren siyasi proje. İsimleri kesinleşmiş bir il ve ilçe listesi değil.
Yeni açıklamanın ardından dikkatler, daha önce TBMM’ye sunulmuş kanun tekliflerine çevrildi. Farklı milletvekilleri tarafından hazırlanan düzenlemelerde bazı büyük ilçelerin il yapılması, bazı yerleşimlerin ise yeni ilçelere dönüştürülmesi isteniyor.
Kocaeli’nin Gebze ilçesi için 30 Eylül 2026’da sunulan 2/3899 esas numaralı kanun teklifi, ilçenin Kocaeli’den ayrılarak il statüsüne geçirilmesini öngörüyor. Teklif TBMM İçişleri Komisyonunda bulunuyor.
Mersin’in Tarsus ilçesi için 17 Haziran 2026’da verilen 2/3733 numaralı teklif de ilçenin bağımsız bir il hâline getirilmesini amaçlıyor.
Bursa’nın İnegöl ilçesi için 29 Ocak 2024’te sunulan 2/1969 esas numaralı teklif ise İnegöl adıyla yeni bir il kurulmasını ve bu ilin idari teşkilatının oluşturulmasını öngörüyor.
Bu girişimler, il olma tartışmasının yalnızca siyasi açıklamalardan ibaret olmadığını, farklı partilerden milletvekillerinin de konuyu Meclis gündemine taşıdığını gösteriyor. Ancak söz konusu tekliflerin hiçbiri henüz yasalaşmış değil.
Türkiye genelinde uzun süredir il olma beklentisiyle gündeme gelen çok sayıda büyük ilçe bulunuyor. Haziran 2026’da basına yansıyan 25 ilçelik liste de Bahçeli’nin açıklaması sonrasında yeniden tartışılmaya başlandı.
Listede yer alan yerleşimler bölgelere göre şöyle sıralanıyor:
Marmara Bölgesi: Çorlu, Bandırma, Edremit ve Lüleburgaz.
Ege Bölgesi: Fethiye, Nazilli ve Akhisar.
Akdeniz Bölgesi: Alanya, Manavgat, Tarsus, İskenderun ve Kozan.
İç Anadolu Bölgesi: Polatlı ve Ereğli.
Karadeniz Bölgesi: Karadeniz Ereğli ve Ünye.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu: Siverek, Elbistan, Kahta, Ergani, Midyat, Cizre, Erciş ve Yüksekova.
Bursa’nın sanayi ve üretim kapasitesiyle öne çıkan İnegöl ilçesi de söz konusu 25 ilçelik listede bulunuyor.
Burada önemli bir ayrıntı var: Bu liste MHP’nin açıkladığı resmî il adayları listesi değil. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, 15 Haziran 2026’da 25 ilçenin il yapılacağı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını açıklamıştı. Bahçeli’nin 1 Kasım’daki yeni açıklaması ise ayrı bir siyasi proje niteliği taşıyor.
İl olma tartışmalarında nüfus büyüklüğü önemli bir gösterge olarak görülüyor. 2025 yılı nüfus verilerine göre bazı ilçeler, nüfus bakımından çok sayıda mevcut ili geride bırakabilecek büyüklüğe ulaşmış durumda.
Öne çıkan ilçelerin nüfusları şöyle:
| İlçe | Bağlı olduğu il | 2025 nüfusu |
|---|---|---|
| Gebze | Kocaeli | 414.960 |
| Alanya | Antalya | 371.547 |
| Tarsus | Mersin | 358.510 |
| Çorlu | Tekirdağ | 306.939 |
| İnegöl | Bursa | 306.004 |
| Siverek | Şanlıurfa | 277.399 |
| Manavgat | Antalya | 266.480 |
| İskenderun | Hatay | 228.149 |
| Fethiye | Muğla | 187.332 |
| Edremit | Balıkesir | 176.251 |
| Bandırma | Balıkesir | 169.476 |
Nüfusun yanı sıra sanayi, ticaret, tarım, turizm ve lojistik faaliyetleri de bu yerleşimlerin öne çıkmasında etkili oluyor.
Örneğin Gebze, sanayi ve üretim kapasitesiyle; Alanya ve Manavgat turizm faaliyetleriyle; Tarsus tarım, ticaret ve lojistik imkânlarıyla; İnegöl ise mobilya ve sanayi üretimiyle dikkat çekiyor.
Bununla birlikte nüfusun yüksek olması tek başına il olma hakkı kazandırmıyor. Bahçeli’nin açıklamasında da coğrafi koşullar, hizmetlere erişim ve gelişme potansiyeli gibi başka ölçütlerin dikkate alınacağı belirtiliyor.
MHP’nin kendi milletvekili aracılığıyla Meclis’e sunduğu tekliflerden biri Konya Ereğli’yle ilgili. MHP Konya Milletvekili Konur Alp Koçak tarafından 25 Şubat 2026’da sunulan 2/3556 esas numaralı kanun teklifi, Ereğli’nin il statüsüne yükseltilmesini amaçlıyor.
Teklifin dikkat çekici tarafı, yalnızca yeni bir il kurulmasını öngörmemesi. Düzenlemede Ereğli’ye bağlı Aziziye, Belkaya ve Zengen mahallelerinin de yeni kurulacak ilin ilçeleri hâline getirilmesi isteniyor.
Böylece tek bir idari düzenleme içerisinde hem yeni bir il hem de üç yeni ilçe oluşturulması hedefleniyor.
Ereğli için 16 Eylül 2026’da ayrıca bir kanun teklifi daha sunuldu. Her iki teklif de henüz yasama sürecini tamamlamış değil.
Konya’da il olma talebi bulunan bir başka yerleşim ise Akşehir. Akşehir adıyla yeni bir il kurulması amacıyla 9 Ekim 2026’da TBMM’ye 2/3944 esas numaralı teklif sunuldu. Bu teklif de komisyon aşamasında bulunuyor.
Bahçeli’nin projesindeki 78 yeni ilçe hedefi, mevcut belde ve yerleşimlerin idari statülerinin de değişebileceği anlamına geliyor. TBMM’ye sunulan bazı teklifler, bu başlıkta somut örnekler oluşturuyor.
Kayseri’de Erkilet ve Gesi adlarıyla iki yeni ilçe kurulması için MHP milletvekilleri tarafından 9 Nisan 2026’da ayrı kanun teklifleri verildi. 2/3642 ve 2/3641 esas numaralı teklifler komisyonlarda bulunuyor.
İzmir’de ise MHP İzmir Milletvekili Tamer Osmanağaoğlu, 15 Ekim 2026’da Dokuz Eylül adıyla yeni bir ilçe kurulmasını öngören 2/3956 esas numaralı teklifi Meclis’e sundu. Teklifte ilçenin merkezinin Kemalpaşa Mahallesi olması planlanıyor.
Kahramanmaraş’ta Ilıca adıyla yeni bir ilçe kurulması için de 14 Kasım 2025’te 2/3372 esas numaralı kanun teklifi verildi. CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç’un imzasını taşıyan teklif de komisyon aşamasında.
Bu tekliflere Ereğli düzenlemesindeki Aziziye, Belkaya ve Zengen de eklendiğinde, Meclis kayıtlarında isimleri açıkça belirtilmiş yedi yeni ilçe önerisi bulunuyor.
Bunların tamamının MHP’nin 78 ilçelik projesinde yer aldığına dair ise henüz resmî bir açıklama yok.
Bahçeli’nin açıklamasında dikkat çeken bir başka başlık, Türkiye’deki belde belediyeleri oldu. İçişleri Bakanlığı verilerine göre ülkede 400 belde belediyesi bulunuyor.
MHP lideri, ilçe yapılması uygun görülen beldeler için de kanun tekliflerinin gündeme getirilebileceğini belirtti. Bu yaklaşım, yeni ilçe kurulması sürecinin yalnızca mevcut büyük ilçelerin bölünmesiyle sınırlı kalmayabileceğini ortaya koyuyor.
Bir beldenin ilçe statüsüne yükseltilmesi, yalnızca isim veya belediye sınırlarının değiştirilmesi anlamına gelmiyor. Kaymakamlık ve çeşitli kamu kurumlarının oluşturulması, idari sınırların yeniden belirlenmesi ve hizmet teşkilatının kurulması gibi kapsamlı düzenlemeler gerekiyor.
Bu nedenle 78 yeni ilçe hedefinin hayata geçirilmesi, geniş kapsamlı bir idari yapılanmayı da beraberinde getirecek.
Türkiye’nin mevcut mülki idare yapısında 81 il ve 922 ilçe bulunuyor. Bahçeli’nin açıkladığı hedef gerçekleşirse il sayısı 100’e, ilçe sayısı ise 1000’e yükselecek.
Böyle bir değişiklik, yalnızca yeni tabelaların asılmasıyla tamamlanabilecek bir işlem değil. Yeni valiliklerin, emniyet ve sağlık müdürlüklerinin, eğitim teşkilatlarının ve diğer kamu birimlerinin oluşturulması gerekecek.
Ayrıca yeni idari sınırlar; bütçe dağılımı, kamu yatırımları, belediye hizmetleri ve seçim çevreleri gibi pek çok alanda yeniden düzenleme yapılmasını gündeme getirebilecek.
Türkiye’de il sayısı son olarak 1999 yılında Düzce’nin il statüsüne yükseltilmesiyle 81’e çıkmıştı. Bahçeli’nin projesi hayata geçirilirse yaklaşık 27 yıl sonra ülkenin idari haritasında yeni bir dönem başlayacak.
Bahçeli’nin 100 il ve 1000 ilçe hedefini kamuoyuna açıklaması, yalnızca yerleşim yerlerinin statüsüne ilişkin bir tartışma başlatmadı. Açıklamanın ardından gözler, Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı AKP’nin bu öneriye nasıl yaklaşacağına çevrildi.
MHP lideri, projenin temel çerçevesini ve hedeflerini ortaya koyarken nihai kararın ilgili kurumların değerlendirmeleri ve TBMM süreciyle verileceğini ifade etti. Dolayısıyla bundan sonraki aşamada iktidarın nasıl bir yol haritası izleyeceği belirleyici olacak.
Siyasi tartışmanın bir tarafında, MHP’nin ortaya koyduğu kapsamlı idari değişiklik önerisi; diğer tarafında ise bu önerinin hükümet politikalarına ve yasama gündemine nasıl taşınacağı bulunuyor.
Şimdilik kesinleşen tek şey, Bahçeli’nin 19 yeni il ve 78 yeni ilçe kurulmasını öngören projeyi açıklamış olması. Hangi ilçelerin il yapılacağı, hangi beldelerin yeni ilçelere dönüştürüleceği ve düzenlemenin ne zaman Meclis gündemine geleceği ise henüz netleşmiş değil.
Bir evvel ki akaryakıt zam haberimiz de FON hırsızlığının gerçek boyutlarının 350 ila 500 milyar dolar boyutlarında olduğunun altını çizmiş ve maksimum Mart ile Nisan aylarında akaryakıtın en az 300 TL olacağını söylemiştik.
Hafta da ortalama iki kez zamlanan ve üstelik üç üç, beş beş ve yedi yedi zamlanan akaryakıtın bahsini yaptığımız fiyat boylarına gelmesi asla sürpriz olmayacak.
Beş ay sonra Türkiye koca bir felaket ile karşı karşıya gelecek!
Akaryakıt fiyatlarında yükseliş devam ediyor. 1 Kasım itibarıyla geçerli olan yeni düzenlemeyle benzinin litre fiyatına yaklaşık 4 lira 10 kuruş, motorinin litre fiyatına ise 3 lira 60 kuruş zam yansıtıldı. Son artışın ardından motorin, büyük şehirlerde üç haneli fiyat seviyesine yerleşti.
Peş peşe gelen fiyat değişiklikleri, akaryakıtı hem bireysel araç sahipleri hem de taşımacılık, üretim ve lojistik sektörleri açısından giderek daha ağır bir maliyet kalemine dönüştürüyor. Akaryakıttaki her yeni artışın ulaşım ve nakliye giderleri üzerinden diğer ürün ve hizmetlerin fiyatlarına da yansıma ihtimali, ekonomik baskının yalnızca pompayla sınırlı kalmadığını gösteriyor.
Akaryakıt fiyatlarındaki artışta uluslararası piyasalardaki maliyetlerin yanı sıra vergi uygulamalarındaki değişiklikler de etkili oluyor.
Motorinde 13 Eylül’de Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) kademeli olarak uygulanmaya başlanırken bu yakıt türü eşel mobil sisteminin kapsamı dışına çıkarıldı. Benzin ve LPG’de ise 1 Ekim itibarıyla eşel mobil uygulaması sona erdi.
Söz konusu sistem yürürlükteyken döviz kuru veya uluslararası petrol piyasalarından kaynaklanan maliyet artışlarının belirli bir bölümü ÖTV üzerinden karşılanabiliyordu. Böylece maliyetlerdeki yükselişin tamamının doğrudan pompa fiyatlarına aktarılması önleniyordu.
Örneğin litre başına 10 liralık bir maliyet artışının 2,5 lirası satış fiyatına yansıtılırken geriye kalan 7,5 liralık bölüm vergi indirimiyle dengelenebiliyordu. Uygulamanın sona ermesiyle birlikte maliyet artışlarının tüketiciye yansıma oranı da yükseldi.
1 Kasım’da yürürlüğe giren son fiyat değişikliğinin ardından büyük şehirlerdeki pompa fiyatları da yeniden şekillendi. İstanbul, Ankara ve İzmir’de motorinin litre fiyatı 100 liranın üzerine çıkarken benzin fiyatları da 80 lira bandına yükseldi.
Büyük şehirlerde 1 Kasım itibarıyla açıklanan litre fiyatları şöyle:
İstanbul Avrupa Yakası
İstanbul Anadolu Yakası
Ankara
İzmir
Fiyatlar dağıtım şirketlerine ve istasyonlara göre küçük farklılıklar gösterebiliyor.
Akaryakıt fiyatlarındaki yükselişin en önemli sonuçlarından biri, maliyetlerin ekonominin farklı alanlarına yayılması. Özellikle motorin fiyatlarındaki artış; yük taşımacılığı, tarımsal üretim, şehirler arası ulaşım ve tedarik zincirleri üzerinde doğrudan baskı oluşturuyor.
Nakliye maliyetlerinin yükselmesi, ürünlerin üretim merkezlerinden satış noktalarına ulaştırılmasını daha pahalı hâle getirirken bu yükün tüketici fiyatlarına aktarılması da enflasyonist baskıyı artırabiliyor. Dolayısıyla akaryakıt tabelasında görülen her yeni artış, yalnızca deposunu dolduran araç sahibinin değil, günlük yaşamında ulaşım ve temel tüketim harcamalarıyla karşılaşan geniş kesimlerin bütçesini etkiliyor.
Son zamla birlikte motorinin 100 lira sınırını aşması, akaryakıt fiyatlarının gelecekte hangi seviyelere ulaşabileceği tartışmasını yeniden gündeme getirdi. Önceki değerlendirmelerde dile getirilen çok daha yüksek fiyat öngörüleri, mevcut ekonomik koşulların devam etmesi hâlinde önümüzdeki döneme ilişkin kaygıları artırıyor.
Ancak akaryakıtın mart veya nisan aylarında 300 liraya ulaşacağı yönündeki tahmin, bugünden kesinleşmiş bir fiyat gelişmesi değil; petrol fiyatları, döviz kuru, vergi politikaları ve diğer maliyet unsurlarına bağlı bir öngörü niteliği taşıyor.
Buna karşılık bugünden görülebilen tablo açık: Akaryakıt fiyatlarındaki artış, vatandaşın alım gücünü zorlayan ekonomik baskının önemli başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Önümüzdeki beş aylık dönemde bu baskının nasıl şekilleneceği ise izlenecek ekonomi politikaları ve piyasa koşullarıyla yakından bağlantılı olacak.
DEM İmralı heyeti üyesi Mithat Sancar duyurdu: Abdullah Öcalan kendisi için yapılan konuta geçti!
Aslında bu manşet ve haberde şaşılacak bir şey ve hatta hiçbir şey yok! Kendisine Koordinatör unvanı kurucu önder denmiş olması konut verilmiş olmasından hem daha önce ve hem de daha büyük fecaatti!
Böyle bir tanımlamayı ve böyle bir unvanı kabullenmiş ve sessiz kalmış bir topluma her şey müstahaktır artık! Henüz bir iki yıl öncesine kadar ‘’ Bölücü başı, bebek katıli, 50 bin kişinin celladı’’ diye tanımlanan bir insana ‘’önder’’ yakıştırmasına bu kadar yumuşak geçiş yapan bir toplum için hiçbir şeyin utanç verici olmayacağı da tescillenmiş olmaktaydı!
Geçelim mi utanç verici haberin detayına diyeceğim de utanan kimse olmayacak!
DEM Parti İmralı Heyeti üyesi ve Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar, Abdullah Öcalan’ın İmralı Adası’nda kendisi için hazırlanan yeni binaya geçtiğini açıkladı. 31 Ekim akşamı Medya Haber TV’de yayımlanan programa katılan Sancar’ın açıklaması, İmralı’daki koşullara ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Sancar, Öcalan’ın yeni yerleşkeye geçmesini sürecin ilerleyişi açısından önemli gördüğünü belirterek, bu gelişmenin daha hızlı adımlar atılmasını gerektirdiğini savundu.
DEM Partili Sancar açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Öcalan İmralı’da yapılan yeni yere geçti. Sayın Öcalan’ın oraya geçmeyi kabul etmesi hızlanmayı gerektirir.”
Yeni binanın fiziki şartları, kullanım amacı, taşınmanın hangi tarihte gerçekleştiği ve burada sağlanacak imkânlar konusunda ise ayrıntılı bilgi paylaşılmadı.
Sancar’ın son açıklaması, ağustos ayında aynı konuya ilişkin yaptığı değerlendirmeyi de yeniden gündeme getirdi. DEM Parti temsilcisi, 26 Ağustos’ta Ankara’da gazetecilerle gerçekleştirdiği toplantıda Öcalan’ın yeni bir yerleşkeye taşındığı yönündeki haberleri doğru bulmadığını açıklamıştı.
O dönemde görüşmelerin daha geniş bir salonda gerçekleştirildiğini, ancak Öcalan’ın yaşamını sürdürdüğü yerin değişmediğini söyleyen Sancar, şu ifadeleri kullanmıştı:
“Biz görüşmelerimizi farklı bir salonda yapıyoruz ama Sayın Öcalan eski yerinde kalmaya devam ediyor. Şu anda yeni bir yere taşındığı yönündeki, orada çalışmalarını sürdürdüğü yönündeki değerlendirmeler gerçeği yansıtmıyor.”
Aradan geçen sürenin ardından gelen yeni açıklama, İmralı’daki fiziki koşullarda yaşanan değişikliğin boyutuna ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getirdi.
Sancar, aynı programda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin son dönemde beklenen tempoda ilerlemediğini de dile getirdi. Son iki aylık dönemde belirgin bir yavaşlama yaşandığını savunan Sancar, daha önce gündeme gelen bazı takvimlerin hayata geçirilmediğine dikkat çekti.
Sancar, sürecin ilerlemesi için gerekli adımların zamanında atılmadığını belirterek şöyle konuştu:
“Son iki aydır süreçte bir duraklama var. Belli tarihler söz konusuydu, bunlar gerçekleşmedi.”
PKK’nin attığı adımların ardından ilgili kurulun İmralı’ya gitmesi gerektiğini ileri süren Sancar, Öcalan’ın süreçteki konumunun daha belirgin hâle getirilmesini istedi.
Sancar’ın açıklamalarında öne çıkan başlıklardan biri de Öcalan’ın süreci yönlendirme ve koordine etme rolü oldu. DEM Parti temsilcisi, bu görev için oluşturulması gerektiğini savunduğu yapının “Barış ve Siyasallaşma Kurulu” olduğunu belirtti.
Öcalan’ın yalnızca mesajları kamuoyuna ileten bir aktör olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunan Sancar, sürecin ilerleyebilmesi için daha etkin bir konumda bulunmasını istedi.
Bu yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:
“Sürecin ilerlemesi için Sayın Öcalan’ın süreci koordine etmesi gerek. Bu çok önemli bir faktör.”
Sancar, söz konusu rolün hayata geçirilmesinin siyasi ve kurumsal düzenlemelerle mümkün olabileceğini ifade etti.
Mithat Sancar, sürecin ilerlemesinde devletin yaklaşımının da belirleyici olduğunu öne sürdü. Müzakerelerin tek taraflı beklentilerle yürütülemeyeceğini savunan Sancar, karşılıklı esneklik ve güven ortamının oluşturulması gerektiğini söyledi.
Sürecin önünde çözülemeyecek bir sorun bulunmadığını düşündüğünü belirten Sancar, devlet kanadının daha esnek bir tutum benimsemesi gerektiğini dile getirdi.
Sancar’ın açıklaması şöyle:
“Süreç tek taraflı beklenti ve isteklerle yürümez. Esas düğümü çözecek hamleyi Sayın Öcalan yapar”
Ardından şu değerlendirmede bulundu:
“Ben aşılamayacak bir mesele olduğu kanısında değilim ama aşılabilmesi için devlet kanadının ısrarcı ve katı tutumdan uzaklaşması gerek.”
Tarafların birbirlerini yanıltmaya çalıştığı yönündeki değerlendirmelerin sürece zarar verdiğini savunan Sancar, mevcut siyasi zeminin önemli fırsatlar barındırdığını ileri sürdü.
Sancar’ın gündeme getirdiği bir diğer konu ise gazetecilerin Öcalan’la doğrudan görüşebilmesi oldu. İmralı’daki temasların kamuoyuna daha açık biçimde aktarılmasının bilgi kirliliğini ve tartışmaları azaltacağını savunan Sancar, basın mensuplarının Öcalan’la görüşmesinin önünün açılmasını istedi.
Bu konudaki görüşünü, “Basının Sayın Öcalan ile görüşmesi spekülasyonları ortadan kaldırır” sözleriyle ifade etti.
Sancar ayrıca iktidarın sürecin toplumda benimsenmesi için yeterli çabayı göstermediğini ileri sürdü. Siyasi baskıların ve mevcut tartışmaların toplumdaki güvensizliği artırdığını savunan Sancar’ın açıklamaları, İmralı’daki yeni yerleşke haberinin yanı sıra sürecin siyasi ve toplumsal boyutlarını da yeniden tartışmaya açtı.
İmralı’da yeni bir binaya geçildiğinin açıklanması, tek başına fiziki koşullardaki bir değişiklik olarak değerlendirilebilir. Ancak bu gelişmenin hangi siyasi süreç içerisinde gerçekleştiği, hangi rollerin ve sıfatların gündeme taşındığı ve toplumun bütün bu gelişmelere nasıl tepki verdiği tartışmanın asıl boyutunu oluşturuyor.
Özellikle geçmişte kullanılan tanımlamalarla bugünkü siyasi söylem arasındaki değişim, kamuoyunda sorgulanması gereken önemli bir dönüşüme işaret ediyor. Bir dönem ağır suçlamalarla anılan bir ismin bugün siyasi süreçte hangi kavramlarla tarif edildiği ve bu değişimin toplumsal hafızada nasıl karşılık bulduğu, haberin en dikkat çekici yönlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Mithat Sancar’ın açıklamasıyla İmralı’daki yeni yerleşke konusu doğrulanırken, sürecin bundan sonraki aşamasında hangi adımların atılacağı ve kamuoyunun bu gelişmelere nasıl yaklaşacağı ise belirsizliğini
Henüz Türkiye ‘’ Arınmak ‘’ kavramının ihtiva ettiği etik, teolojik, sosyolojik ve siyasi muhtevayı fark etmiş değil. Vurgunun muhtevası, müktesebatı ve beraberinde ileri sürülen tedavi formatına dair ciddi bir zum yapılmış değil. Bir de CHP medyasının da bu noktada ki eksikliğini eklediğimiz an güme giden büyük bir kavram ve mesaj ile karşı karşıyayız.
Kemal Kılıçdaroğlu, yönetime bağlı CHP Gençlik Kolları İl Koordinasyonu Toplantısı’nda konuştu.
Kılıçdaroğlu, partisine yönelik ‘arınma’ mesajlarını sürdürürken “Sadece biz değil Türkiye’yi arındıracağız. AK Parti’yi de diğer partileri de arındıracağız” dedi.
Kılıçdaroğlu, “CHP’nin kurultaylarında para pul dönmez. Bir kişiyi ikna etmek ayrı, o kişinin iradesini satın almak ayrı. Beni ikna edersiniz eyvallah derim. Ama hiç sizi dinlemeden cebinize parayı koyup şuna gidin oy verin derseniz onlar gerçek CHP’li değildir. Türkiye bir arınma dönemi yaşadı. Sadece biz değil Türkiye’yi arındıracağız. AK Parti’yi de diğer partileri de arındıracağız. Vatandaşın alın terinin soyulmasını istemiyoruz. Kirliliği asla kabul etmiyoruz. Tartışmaya, iknaya, oturup konuşmaya evet. Ama rüşvet irade satın alınmasını kabul etmiyoruz.
Bu ahlaksızlıktır!
Hiçbir belediye başkanı halka hizmet etmekten çekinmemeli. Ama kendisi için yakınları için harcıyorsa ve hala CHP’liyim diyorsa, sakın CHP’de kalmasın ve derhal istifa etsin” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, “Yolsuzluk yapanların adresi bellidir. İstiyorlarsa hep beraber AK Parti Genel Merkezi’ne gitsinler” çağrısı yaptı.
Ülke olarak savrum savrum savruluyoruz. Ahlaki değer namına hiçbir şey kalmadı ülke ve milleti ayakta tutacak. Bu sarkaç büyüklerde ciddi boyutlara ulaşınca gençler de nasibini aldı. Seçim, birliktelik, yaşam ve evlilik noktasında herhangi bir kriteri kalmayan ve tek değerin meta olduğu ülkemiz de kıyımlar ve kıyamlar devam ediyor.
Ankara’daki vahşette son durum: Kızını ve kızının erkek arkadaşını öldüren baba yakalandı!
Her türlü yoruma açık bu vaka bir bakıma Türkiye’nin karnesini de veriyor!
Ankara’nın Mamak ilçesinde yaşanan çifte cinayetin ardından kaçan 55 yaşındaki Bülent Kesen, polis ekiplerinin yürüttüğü çalışmalar sonucunda yakalandı. Kesen’in, 19 yaşındaki kızı Elif Kesen ile birlikte yaşadığı 53 yaşındaki Ercan Oruç’u silahla öldürdüğü olayla ilgili soruşturma devam ediyor.
Tartışma silahlı saldırıyla sonuçlandı
Olay, dün akşam saatlerinde Mamak’ta meydana geldi. Edinilen bilgilere göre Bülent Kesen, kızının birlikte yaşadığı Ercan Oruç’un evine gitti. Evin önünde başlayan tartışma kısa sürede kanlı bir saldırıya dönüştü.
Yanında taşıdığı tabancayı çıkaran Kesen, önce Ercan Oruç’a, ardından kızı Elif Kesen’e ateş açtı. İki kişiyi de vurduktan sonra olay yerinden uzaklaşan şüpheli, geride iki cansız beden bıraktı.
Sağlık ekipleri iki kişinin hayatını kaybettiğini belirledi
Silah seslerinin duyulması ve yapılan ihbar üzerine bölgeye polis ile sağlık ekipleri yönlendirildi. Olay yerine ulaşan sağlık görevlilerinin yaptığı incelemede, Ercan Oruç ve Elif Kesen’in yaşamını yitirdiği tespit edildi.
Hayatını kaybeden Oruç’un cenazesi, Adli Tıp Kurumu’nda gerçekleştirilen otopsi işlemlerinin ardından defnedilmek üzere Kırıkkale’ye gönderildi. Elif Kesen’in otopsi işlemlerinin ise sürdüğü bildirildi.
Cinayetlerin arkasında ilişkiye yönelik itiraz olduğu öne sürüldü
Polis ekiplerinin çalışmasıyla yakalanan Bülent Kesen gözaltına alınırken, şüphelinin emniyetteki sorgusu devam ediyor.
Soruşturma kapsamında edinilen bilgilere göre kadın kuaförlüğü yapan Ercan Oruç’un, yanında çalışan Elif Kesen ile birlikte yaşadığı, Bülent Kesen’in ise bu ilişkiyi kabul etmediği belirtildi. Baba ile Oruç arasında çıkan tartışmanın ardından cinayetlerin işlendiği değerlendiriliyor.
Bir tartışmanın ötesinde, toplumsal çözülmenin ağır tablosu
Ankara’da yaşanan bu çifte cinayet, yalnızca bir aile içi anlaşmazlığın veya kabul edilmeyen bir ilişkinin kanlı sonucu olarak ele alınamayacak kadar ağır bir toplumsal tabloyu da gündeme taşıyor. İnsan hayatının, kişisel tercihlerin ve birlikte yaşama hakkının şiddet karşısında ne kadar savunmasız kalabildiği bir kez daha ortaya çıkıyor.
Toplumsal değerlerin aşınması, kuşaklar arasındaki bağların zayıflaması ve anlaşmazlıkların şiddetle çözülmeye çalışılması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken sorunlar arasında yer alıyor. Ancak hiçbir gerekçe, iki insanın yaşamına son verilmesini haklı gösteremez.
Olayla ilgili adli soruşturma sürdürülüyor.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.