DOLAR

32,7878$% 1.53

EURO

35,1602% 0.53

STERLİN

41,6058£% 0.85

GRAM ALTIN

2.456,52%2,76

ÇEYREK ALTIN

3.943,00%1,82

BİTCOİN

฿%

Malatya AÇIK 22°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
TURAN GÜZEL

TURAN GÜZEL

13 Haziran 2024 Perşembe

SEN NE GÜZEL YAŞIYORSUN

SEN NE GÜZEL YAŞIYORSUN
6

BEĞENDİM

ABONE OL

Tehlikeli ve iki tarafı keskin yazılar ve şiirler yazarım ben,
Etliye sütlüye bile isteye dokunan,
Can yakan, yüreğe sızı mısralar bana ait.
Dostluğum kadar düşmanlığım da çetindir.
Ya mutlaka yapmak ya illaki yakmaktır tek amacım.
Kimin nerde durup nasıl baktığını, omuzlarım üzerinden bakarken kestirişlerim senin anlayacağın bir dil değil
Ve ben
Kuş dilini de bilirim kurt dilini ve dâhi sırtlancayı da…

Hayli zaman oldu gazetecilik mesleği ve yazarlık ile ilinti kurduğum. Bu süreç içerisinde elbette eleştiriler, öneriler, telkin ve tavsiyeler aldım ve göğsümde yumuşatıp her birini, altın birer küpe misali takıverdim kulağıma zerre yüksünmeden.

Hased edenler, kıskananlar, yazılarım, eleştirilerim ve çoğu zaman yıkıp geçmelerimin muhatapları itini köpeğini salıverdi üzerime. Sahip olduğum bilgi, birikim, eğitim ve kavram zenginliğimin zekâtını bütün ailesine bağışlasam 5 yıl azık edecek nice gazeteci ve insan müsveddesinin ‘’ sözde gazeteci ‘’ diye sataştığı zamanları da yaşadım.

Ciddi ve cesur manevralar yaptım çoğu zaman. Okunsun ve dokunsun diye oturduğum klavye başına, hırpalayan, örseleyen ve sendeleten yazılar meydana koymuş olmanın iç dünyama verdiği huzur, epey bir süre dinç tutuverdiği zamanlar az değil…

Bu yıllar içerisinde: Doğrucu Davut diyenlerim, tavrı ve tarzı olan diyenlerim, kendisine has ve kendisine özgü diyenlerim; bilgi, birikim ve kavram zenginliğimden hareketle farklı övgüler dizen okuyucularım, dostlarım, büyüklerim, önemli motivasyon kaynaklarımdı.

Yakınlarda, çok yakınlarda bir yakıştırma yapıldı ‘’ Sen ne güzel yaşıyorsun ‘’ duruşun, tavrın, tarzın, cesaretin, hakkaniyet ve ilkelerin ve gününün sonunda bir insan gibi, insana yakışır şekilde ‘’ Sen ne güzel yaşıyorsun ‘’ seni kıskanıyorum deyiş ve yakıştırması, bu güne kadar yapılmış bütün değerli yakıştırmaların çileği gibiydi benim için.

Yıkıp geçen siyasi yazılar yazdım. Beş kuruş etmeyen karakter fukaralarını hicvettiğim yazılarla takviye ettim ve hemen sonra hatırı sayılır övgü ve saygı duyulan edebi yazılar aldım kaleme. Her birinin seveni, öveni, benimseyeni yekdiğerinden farklı olması hasebiyle övgülerde aynı oranda başkalaşım gösteriyordu.

Yazıyorum ama şu mezhep bu meşrebe, şu tarikat bu siyasiye dokunur, incitir ve ürkütür gibi bir endişeye kapılmaksızın yeter ki hakikat içersin, yeter ki hukuk sınırları içerisinde kalsın, yeter ki insanı ve adaleti öncelesin diye didinip durdum.

İNSAN, HUKUK VE İLKE yazılarımın, karakterimin ve yaşam stilimin amentüsünü oluşturdu ve iman ettiğim bu üç ilkeden sapmadan, şaşmadan, korkmadan cesaretle yol aldım. Böyle inanmış ve böyle yaşamıştım.  Ve dostumun da söylediği gibi ‘’ SEN NE GÜZEL YAŞIYORSUN ‘’ yakıştırmasını yüreğim, vicdanım ve aklım almaktan ve kabullenmekten yana hiç zorlanmadı.

Öyleydim gerçekten ve gerçekten böyle yaşamak, böylesi bir tavrın, böylesi bir duruşun sahibi olmak azımsanır bir güzellik, değer ve cesaret değildi ve ben gerçekten güzel yaşıyordum. Güzel yaşıyordum ve yaşamışlığımın verdiği iç huzur, dinginlik, inanç ve güven güzel şeyler yazdırıyordu bana.

Tahtakurusu misali ömür yiyenlerin, insanlık ve ahlak fukarası çeşitli tiplerin, ikinci el insan ve çok kullanılmış Müslüman görünümlü nice asalakları teşhis ve deşifre eden yazıların müellifi olarak düz, sakin, inançlı, ilkeli ve güzel yaşıyordum.

Çıktığım yolun, varmak istediğim hedefin ve yolda ki işaretlerin mahiyetine dair gönlüm ve gözümden bile sakındığım hassasiyetlerim, uzunca olan yolu daha bir yakınlaştırıyor, daha bir belirgin kılarken takıldığım taşlar, atılan çelmeler, kurulan kumpaslar, yapılan aşağılık itham ve iftiralar daha bir anlamlı kılıyordu yol arkadaşlarımın gözünde.

Dört bir taraftan ve hatta altım ve üstümden bile saldırıyordu it, köpek ve çakal sürüsü. Dedim ya kendimden bile sakınıp sakladığım ilkelerim, ideallerim, sevgilerim, nefretlerim, kesilmesine inandığım eller ve dillere dair göğsümde büyüttüğüm kin, nefret ve intikam duygularım, her biri bir ibadet şuuruyla bana ve benim onlara eşlik etmişliğim… BEN GÜZEL YAŞIYORUM

AHLAK, İLKE, İNANÇ VE HUKUK İLE KURDUĞUM RABITA, KABUK VE ÖZE DAİR ÖZENLİ ELEYİŞLERİM, RUH VE VİCDANI TIRMALAYANLARLA KURDUĞUM BELİRGİN MESAFE, BOY HEDEFİNE KOYANLAR, DUALARI ARASINDA SAKLAYANLAR, BİR DAKİKA İÇERİSİNDE YAŞADIĞIM ŞİDDETLİ TÜRBÜLANS VE HEMEN TAKİP EDEN SANİYELER İÇERİSİNDE Kİ SEKİNET VE BEN GÜZEL YAŞIYORUM…

SOLO TÜRKÜLER SÖYLÜYORUM YÜREĞE DOKUNAN, ALTIN TEPSİDE SUNULMAMIŞ, ELDE EDERKEN TIRNAKLARIM ARASINDAN AKAN KAN DAMLALARI, YAPMACIK BAKIŞLAR ARASINA SAKLANMIŞ NECİS HASED GÜLÜCÜKLERİ, ASIL VE MÜMESSİL ARASINDA YAPTIĞIM KESKİN AYRIM VE BEN GÜZEL YAŞIYORUM.

KIZMAYIN, UKALALIK, MEGOLOMANLIK, KÜSTAHLIK SAYMAYIN LÜTFEN VE HER BİRİNİZİN HOŞ GÖRÜSÜNE AYRI AYRI SIĞINARAK VE AYNI ZAMAN DA AVAZIM ÇIKTIĞINCA BAĞIRARAK: BEN NE GÜZEL YAŞIYORUM…

YAZIMI, YAKIŞTIRMAYI YAPAN DOSTUMA İTHAF EDİYORUM…

Devamını Oku

ERDOĞAN CHP GÖRÜŞMESİ

ERDOĞAN CHP GÖRÜŞMESİ
5

BEĞENDİM

ABONE OL

Defalarca ama defalarca söyledim Ülkem ve Atatürk’ün partisi işgal altındadır diye!

CHP medyası, basit ve sıradan bir görüşmeyi, nasıl da sevinç içinde, nasıl da ballandıra ballandıra “Erdoğan ve Özgür Özel görüşmesi bir saati geçti ‘’ diyerek doğaüstü bir olayın gerçekleştiği sevincini manşetlere taşıdı.

 Ne büyük lütuf! Erdoğan, CHP ve Özgür Özel’e bir saatin üzerinde bir vakit ayırmış!

Hem, Erdoğan haksız da sayılmaz değil mi!? Kapı önünde esas duruşta bekleyen, karşılama anından seremoniye ve oradan uğurlama safhasına varıncaya kadar her an ve her saniyede eli ayağı titreyen, fiziki tüm kontrolünü yitirmiş cılk ve çocuk birisini CHP gibi bir partinin genel başkanı yapanlar, herhangi bir utanç yaşıyorlar mı!? pek emin değilim.

Koca Atatürk’ün partisinin genel başkanının bu denli ezik, bu denli şaşkın, bu denli ürkek, bu denli acemi bir tutum sergilemesi ve böyle bir profile sahip olması dolayısıyla Erdoğan tarafından verilmiş bir buçuk saat elbette bir bahşiş ve bir lütuf olarak sunulacaktır ve pek haksız da değildir.

Gelelim aldatma, kandırma, uyutma ve uyuşturma projesine!

Yumuşama – Normalleşme

AKP’ye göre Normalleşme CHP’ye göre Yumuşama denilen bu uyuşturma, aptallaştırma, aldatma ve kandırma formasyonu ‘’  Türkiye’nin bu görüşmeye, normalleşme ve yumuşamaya iyi gözle baktığı yalan ve aldatmacası, AKP ve CHP medyasının üzerine basa basa manşete çektiğini düşünürsek proje hayli tehlikeli ve hayli dikkat çekici.

Oysa AKP 22 yıllık iktidarını sert dili, ayrıştırma politikası ve ötekileştirme üzerinden tahkim etmiş ve ülkeyi bir karpuz gibi ikiye bölerek yönetmiş iken, hoooppp bir an da kardeşlik, normalleşme, yumuşama gibi akla ve arşivlere küfreden bir değişimi normal diye yutturmaya çalışanlara ağzımı doldura doldura YUHHH OLSUN diyorum.

Keza diğer taraftan mecliste ki bütün konuşmalarına dönüp baktığınızda salya sümük kavga eden, salya sümük ve de itici ses tonuyla avazı çıktığınca bağırıp kavga eden Özgür Özel bir anda ” Ben kavga eden bir siyasetçi değilim ” türü deli saçması açıklamasını ciddiye mi alacağız yani !?

AKP ile aynileşen CHP’den kimlerin memnun olduğu ya da olacağı başlı başına psikiyatri konusudur.

AKP ile CHP’nin anlaşması, uzlaşması ve yumuşaması en temel de varlık, ontolojik bir sorundur ki bu ne psikiyatri ne de onkoloji’nin çözebileceği bir sorun da değildir.

22 yıllık AKP’nin siyasi aşağılamaları, hakaretleri, ötekileştirmeleri ve daha bir sürü ahlak ve etik dışı yaklaşım ve yakıştırmaları, silinmesi mümkün olmayan izler ve travmalar yaratmış iken, AKP denen bir partinin de kafasına popülizm değil Realizm elması düşüvermiş. Aklımıza sen mukayyet ol Allah’ım…

AKP ve Erdoğan, CHP’yi de ekledi mi Cumhur İttifakına!?

Erdoğan ve CHP görüşmesi esnasında CHP’li kepez belediye başkanı Mesut Kocaöz’ün tahliyesi tamamen spontan, tamamen tesadüf ve tamamen duygusal deyip geçelim mi!? Ya da AKP-CHP koalisyonu ve gelecek projeksiyonunun işaret fişeğidir diyerek tehlikenin boyutlarını realist bir şekilde bir avuç akıl ve vicdan sahiplerinin gözleri önüne sereyim mi!?

Yıllardır yazıldı, çizildi, çeşitli röportajlar verildi ‘’  AKP BİR ABD PROJESİDİR ‘’ diye.

Ve şimdi ABD,  AB ve İsrail yeni ve çok daha tehlikeli bir projeyi devreye sokmuştur.

ABD, AB ve İsrail’in olduğu bir yerde normalleşmekten, yumuşamaktan, kardeşlik ve ortak akıldan bahsetmenin imkânsızlığı üzerine üç cümle kurmayı ve yazmayı israf kabul ediyorum. Hal böyle iken CHP ve seçmeni üzerinden oynanan bu aşağılık oyunu görecek, bozacak ve taşları tekrar yerli yerine koyacak olan yine CHP’nin seçmen kitlesi olacaktır ve olmalıdır.

Gölge bakanlar!

Dünyanın en geri ve ilkel ülkelerinde bile böylesi bir terim ve uygulamaya denk gelmeniz mümkün değildir. CHP lideri ve kurmaylarının(!) ‘’ ÇOLUK ÇOCUK BİR ÇOĞU ‘’ gölge bakanımız iç işleri bakanı ile görüştü!

Gölge bakanımız dış işleri bakanı ile görüştü!

Gölge bakanımız MİT müsteşarı ile görüştü ve şimdi de gölge bakanımız hazine ve maliye bakanı ile görüşecek türü utanç verici bir açıklamayı yapmaktan dolayı yüzleri bile kızarmıyor. Geçen yüzyıl içerisinde nasıl da evrimleştiler akıl alır gibi değil..!

Nasıl yani, iktidar partisi ki bu parti AKP olacak ve ‘’ İki ayyaşın ‘’ partisinin vekillerini koca bakanları ile neden görüştürsün ki!? Çalışmaların içeriği, gizliliği ve sistematiği hakkın da bilgi vermesi bir akıl tutulması değil mi!?

Yoksa, böyle olacağı ve olması gerektiğine dair emir yüksek yerden geldi, değişim emri verildi de, ‘’gelecek olanlar cari olanlardan ‘’ İşlerin nasıl yürüdüğünü ve bundan sonra da nasıl yürünmesi gerektiği ‘’ noktasında ders mi alıyorlar!?

Allah’ım! Şu iktidar ile Ana muhalefet partisinde ki inceliğe, nezakete, uyum ve ahenge bakar mısınız!?

Gelelim MHP genel başkanı Devlet Bahçeli’nin yüzüğünde ki yazıya ve bu yazı ile verilen, verilmek istenilen mesaja.

Erdoğan ve Bahçeli’nin, Erdoğan ve CHP görüşmesinden evvel görüştüklerine, içerik ve olacaklar hakkında birbirlerine tatminkâr açıklamalar yaptıklarına ve dolayısıyla yüzük ve üzerinde ki ‘’ Allah bana yeter ‘’ türü gayet çarpıcı ifadeden dolayısı Erdoğan’ın bilgisi, onay ve dahlinin olmadığının düşünenlere, bu yazı 5 gömlek büyük gelecektir.

Dedik ya kurgu büyük ve hatta çok büyük ve uluslararası olması hasebiyle son derece büyük ÜSTADLAR elinden çıktığına kuşku duymak ne mümkün!?

Algılarımız, zihin kodlarımız, geçmiş dünyamız, geçmişten gelen travmalarımız ve onlar üzerinden kurguladığımız gelecek Türkiye tasavvurumuza varıncaya kadar başladılar oynamaya, aptal ve salak muamelesi yapmaya ve ‘’ Bizler ne yapıyorsak en doğrusunu yapıyoruz ve sizlere düşen de aynen ve olduğu gibi İMAN etmektir ‘’ uygulamasını, CHP’yi de ortak ettikleri son derece çirkin bir projeyi devreye soktular.

İşe yarar mı bilmiyorum ama ben uyarıyorum

7’den 70’e varıncaya kadar her birimiz çok daha uyanık ve bilinçli olmak zorundayız.

Öyle ki partizanlık gibi bir zehir gerçeği görmemize asla engel olmamalıdır.

Devamını Oku

PİŞKİN VELİ AĞBABA!

PİŞKİN VELİ AĞBABA!
6

BEĞENDİM

ABONE OL


Adam! o kadar pişkin ki kendi kir ve yalanlarını, istismar ve servetini Erdoğan üzerinden aklamaya çalışıyor.

Akp genel başkanı Erdoğan’ın: Benim çocuklarım da imam hatip mezunu ama sonradan Harward’ı bitiren de var London Schol of Economic’i bitiren de var türü absürt açıklamasını; sayın Erdoğan para, imkan, olanak ve sponsorlar sende var, millet aç açık, fakir fukara, nasıl gitsin de böylesi okullarda okusun üzerinden hayli ahlaksız ve ucuz bir istismar girişiminde daha bulunmuş.


YAHU VELİ AKBABA!


Birileri de çıkıp demiyor ki üzerine basarak kendi debdebeni ve açıklanması pekte mümkün olmayan servetini Erdoğan üzerinden bypas ediyor olman gözümüzden kaçmıyor.

Ve yine birileri çıkıp bay AKBABA; Erdoğan, koca ülkenin cumhurbaşkanı ama sen ise bir şehrin sadece milletvekili olmana rağmen Erdoğan ile ülke insanın arasında ki makas farkı, senin ile Malatyalıların arasında ki makas farkından çok daha küçük.

NE UTANMAZ ADAMSIN SEN YAHU!


Nerede, kimlerle ve nasıl bir ilişki kurdunda yedi KARUN servetine denk bir servet elde ettin!?
Ama utanmadan dilinde sakız ettiğin ” Emekçi kardeşlerim, alın teri, işçi kardeşim, sendika, ,işçi hakları gibi kavramlar üzerinden fakir fukara işçileri istismar edip 6 KARUN servetini 16’ya nasıl çıkaracağını biliyor ve Malatya yetmiyor İzmir’e kadar kollarını uzatıyorsun.
CHP ve Malatya seni derhal bir ölü gibi kıyıya vurmalı…

Bay Ağbaba, adeta bir AKBABA gibi şehrin üzerine çökmüş soluksuz, duraksız ve limitsiz her türlü imkân, olanak, kazanç ve dudak uçuklatan kar limitleri ile birlikte KRİPTO DOSTLUKLARIN ARTIK ÇUVALA SIĞMAYAN MIZRAK GİBİ GÖZÜMÜZE BATIYOR, MİDEMİZİ BULANDIURIYOR VE İNSANA DAİR HER ALANIMIZI RAHATSIZ EDİYORSUN…

Devamını Oku

ONUN BUNUN ÇOCUKLARI VE DÜŞÜNMEK

ONUN BUNUN ÇOCUKLARI VE DÜŞÜNMEK
12

BEĞENDİM

ABONE OL

Dinin direğidir düşünmek. Namusun, ahlakın, erdemin, sorumlu bir birey olmanın ve hakikatin gereğidir düşünmek. Allah tarafından bahşedilmiş en büyük nimet olan aklın gereğini yerine getirmektir düşünmek.

Düşünmek; farklı, anlamlı ve özel kılar sahibini. Toplumdan, kitleden ve sürüden ayrı ve farklı bir yerde konumlandırır düşünmek.

Düşünmek; kozmik dünya ile kevni ve Vehbi olanları muhteşem bir uyum ile işlerlik kazandırmak ve sonunda hayranlığı, hüznü, tatmin edilmiş bir aklı ve yüreği sereserpe secdeye kapamak, herkes ve her şeyi yerli yerine koymaktır düşünmek.

İslam ve Kuran’ın ana ilkesi, mutlak hedefi ve kurtuluş reçetesidir düşünmek. Şirk ile Tevhid’in arasında ki ince, keskin, anlamlı ve tek koşuldur düşünmek. İşte bu sebepledir ki 6236 ayetin yaklaşık bin tanesi döner döner akledin, akletmez misiniz, aklın hakkını neden vermezsiniz diyerek bir çivi gibi çakar akıl sahiplerinin bilinç dünyasına…

 Bir ibadettir düşünmek. En evla, en özel, en kıymetli ve en bereketli ibadettir düşünmek. Anayol, ana hedef ve ana ilkedir düşünmek. Geri kalan ve ibadete taalluk eden her ne varsa, bu ana yolun sağ ve sollara ayrılmış tali yollarıdır.

Olmuşlar, olanlar ve olacaklar arasında bir neden-sonuç ilişkisi kurmak, bütün verileri sistemli şekilde öğütmek, analiz edip damıtmaktır düşünmek. Düşünmek, düşüneni müthiş bir konuma taşırken deli ile velilik arasında git gellerin de müsebbibidir aynı zamanda.

Ciddi bir risk, ciddi bir maliyettir ve sağlam bir tavır, tutum, omurga, inanç, kişilik, karakter, haysiyet ve cüret gerektirir düşünmek. Öyle herkesin hakkını verebileceği, risk edebileceği ve gözüne alabileceği bir bedel değildir düşünmek.

Düşünülerin iki akıbeti vardır!

1: Deli derler, meczup derler, akıl fukarası, mecnun derler. Toplumdan farklı, ayrı der ve ayıplarlar zira sürüden farklı olunması dolayısıyla farklı bir muameleye tabi tutar akıl hastanesine gönderirler.

2: tehlikeli kabul ederler. Zira aklın hakkını verip düşünmek isyan etmektir, itiraz etmek. Her söylenene ve söyleyene Allah ve ayeti muamelesi yapmamak, ciddi ve titiz bir tahlile tabi tutmak, verileri analiz edip sonuçları bakımından sakınmadan, korkmadan toplumsal diriliş, silkeleniş ve kurtuluş için itiraz edip daha bir ses yükseltmektir düşünmek.

Daha yalın ifadesiyle bütün tiranların, bütün despotların, bütün yobazların, bütün din tüccarlarının, bütün hırsızların, bütün sahtekarların, bütün şer şebekelerinin dönen çarkına çomak sokmak, tıkır tıkır işleyen sistemi deşifre etmek ve nihayetinde büyük bir gazab ile karşı karşıya gelmektir düşünmek.

Sistemin, bütün ayakları bir anda devreye giriverir. Hâkim ve savcı adı altında yargı şebekesini sokarlar devreye. Hemen akabinde bir avuç kıl yumağı kilise papazları pusuya yatmış sırasını bekler dinden çıkmış zındık demek için!

 Ve bir başka ayak olan ne idüğü belirsiz, soysuz, soyu dışarıya bağlı kripto siyonist köpekler eliyle hayata geçirdikleri gazetelerle itibar suikastına başka bir boyut kazandırırlar zındık ya da hırsız diyerek..! ( HAKKIM BAKİ, NELERİNİ ALACAĞIM TAHAYYÜL SINIRLARINI BİLE TEPETAKLAK EDECEK )

Dedim ya sistem son derece gelişkin ve gerekli bütün payandalar düşünülmüş ve hepsi yerleri yerinde konumlandırılmış diye.

Din adamından tutun da yargı mensubuna, polisten jandarmaya, din kılıklı papaz piçinden GAZETECİ KILIKLI ONUN BUNUN ÇOCUĞU SİYONİST DÖLÜ VE BESLEMELERİNE varıncaya kadar hazır ve nazıdırlar düşünmüş, aklın hakkını verip onurlu, şerefli, namuslu olmanın ve itiraz ediyor oluşunuzun faturasını kesmeye.

Öyle ya! Düşünmek ne kadar haysiyetli, onurlu, şerefli, namuslu bir eylem ise; ne kadar şerefsiz, namussuz, haysiyetsiz, omurgasız, dinsiz, imansız ve elbette korkaklar sürüsü var ise hepsi, Tiranlarının ve yani Tanrılarının birer sadık kulları ve ona olan imanlarının tezahürü olarak dikiliverirler karşınıza. NAMUSSUZLUK, ŞEREFSİZLİK, HAYSİYETSİZLİK, ONURSUZLUK (…) TAM DA BÖYLE BİR ŞEY DEĞİL MİDİR ZATEN!!?

DİKKAT ETTİNİZ Mİ!?

Her iki durumda da izzet, itibar, şeref ve haysiyet cellatlığı yapar, değer ve kalitesi tırpanlanır, sahip olduğu yüce ve yüksek değerler çok çeşitli argümanlarla telef edilir ve bütün bunlar dolayısıyla toplumun olası bir itirazının gazı alınmıştır.  ZİRA DÜŞÜNEN YA DELİDİR YA DA SUÇLU BİR SABIKALI!

Devamını Oku

MALATYA’YI YİYENLER !!

MALATYA’YI YİYENLER !!
6

BEĞENDİM

ABONE OL


koca bir şehir tüm gücüyle çalışıyor, çabalıyor, didinip duruyoruz da şu resimde gördüğünüz bir avuç akp’liyi doyuramıyor tatmin edemiyoruz.

Şehrin bütün köşelerini kapanlar bir araya gelmişler. Zevkten, şevk ve şehvetten ağızları kulaklarına varıyor. Bir metrekare yer kalmamış ki altından işte bu doymazgilleri ailesi çıkmamış olsun.

Ellerine ve dillerine doladıkları ama asla kalplerine inmeyen; yaşamları, pratik dünyaları, dürüstlük, haram ve helale dair gerçekleri, İslam ile her dakika savaşan bir tarzda süren bu şehir ve insanlarının asalakları, nasıl da mutlular değil mi !?

Arkalarına aldıkları uyuşuk, uyuşturulmuş ve teşbih taneleri ile uyutulmuş cami cemaati, cahil topluluk ve elbette şehrin baş ve karın ağrısı MEŞALE ÖRGÜTÜ sayesinde din ekiyor ve din hasad ederken de ağızları kulaklarına varan, semirdikçe semiren, servet üstüne servet biriktiren haramzade yine işte bu asalak güruh…

Tanırım, bilirim tamamının cemaziyelevvellerini. Bir çoğu varoş çocuğu, aç, açık, fakir fukara bir yakın geçmişin sahibi iken, gelinen nokta da nerelere koyacaklarını şaşırdıkları KARUN’u kıskandıran servetlerini, nakitlerini, daha kimlerin adlarına yaparak kamufle edeceklerini şaşırdıkları At’lar, Yat’lar, kat, villa ve şatolarından dışarı uzattıkları iğrenç kelleler de yine işte bunlar…

Benzeri bir fotoğrafı MALATYA HABER GAZETEMİZİN ana manşetine koyarak ‘’ NASIL BİLİRSİN BUNLARI EY MALATYA ‘’ diyerek attığımız manşet, tüm Malatyalıların yüksek teveccühü ile karşı karşıya gelmiş ve yüz akı bir basının hayata geçmiş olmasından son derece memnun olmuş ama aynı halkın mutluluğunu nefes borusuna tıkayan despotik tipler de yine işte bunlar…

Din, ne çektiyse işte bunlardan çekti. Devlet ve vatan ne çektiyse işte bunlardan çekti. Ahlak, erdem, ciddiyet, Malatya ve Türkiye ne çektiyse işte bunlardan çekti.

Çektiler içimizde ki Allah sevgisini, devlet, millet ve vatan sevgimizi tırpanladılar. Devlet ve yargıya olan inancımızı, güvenme ve sığınma gereksinimlerimizi kemirdiler. Yaşam sevincimizi elimizden alanlar da işte bu pişkin tipler…

Yok, hiçbir ederleri. Toplumsal ve Hakikate, ahlak ve hidayete, İslam ve imana tekabül eden hiçbir geçer tarafları yok zira dedim ya tanırım alayını ve yakinen bilirim cemaziyelevvellerini.

 Birçoğunun Allah, iman, diyanet deyip şiddetle eleştirdikleri ve cümlenin sonunu DARUL HARP diyerek her türlü pisliğe mübah ve müstehap tanımlamasını iliştirdikleri süreç ve açlıktan ağızlarının koktukları zamanlar da beraberdik birçoğu ile.

Bana, İslam ve imanı, hakkı ve batılı, haram ve helali öğretsinler diye yanlarına gittiğim süreç daha çok yeni.

O sebeple birbirimizi unutmamızın imkânı zaten mümkün değil. Ben, gayri İslami ve gayri hukuki bir hayatın müdavimi ve bu servet, şöhret ve şehvet budalası zümrenin ise İslam ve imanın Malatya şubeleri diye pazarlandığı, MEŞALE ÖRGÜTÜ içerisinde kümelenerek toplum ve devlet üzerinde yakmadık kül bırakmadıkları süreç, daha dün gibi…

Koca ve esaslı bir kitap yazarım her biri için. Beni gördüklerinde elleri ve kollarını çemirleyerek ABDEST ALIYORUM modu ve pususuna yatan ama Allah’ı, beni, kendisini ve umutla beklediğim devletin tekrar uyandığı zaman uyutup kandıramadıkları ve hesap gününün gelip çattığında pişkin pişkin sırıtan suratların o son eşgalini de görmeyi nasip eyle Allah’ım…

NOT: YİYİCİ TAKIMIN BİR KISMI OBJEKTİFİN DIŞINDA KALMIŞ. BİR BAŞKA YAZIMDA HATIRLARI KALMASIN DİYE EKLENMİŞ BÜYÜK AİLE FOTOĞRAFINI ALACAĞIM YAYINA…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.