DOLAR

48,9603$%0,19

EURO

55,8789€%0,29

STERLİN

64,9626£%0,40

GRAM ALTIN

6.768,87%0,75

ÇEYREK ALTIN

11.017,00%0,18

Malatya AZ BULUTLU 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
  • malatyahaber.com.tr
  • Asayiş
  • ZAFER PARTİSİ MALATYA İL BAŞKANI SELÇUK HAN’DAN SARSICI TESPİTLER! MİLLET İRADESİ İPOTEK ALTINDA!

ZAFER PARTİSİ MALATYA İL BAŞKANI SELÇUK HAN’DAN SARSICI TESPİTLER! MİLLET İRADESİ İPOTEK ALTINDA!

Geçtiğimiz hafta Malatya’da, Gençlik ve Spor Bakanı ile AK Parti milletvekillerinin katılımıyla “Türkiye Yüzyılı” adı altında bir program düzenlendi. Programda AK Parti Malatya İl Başkanı Sayın Ali Bakan, “AK Parti, milletin iradesini siyasetin merkezine alan büyük bir harekettir” ifadelerini kullandı.

Ancak bu sözleri duyduğumuzda aklımıza tek bir soru geldi:

Milletin iradesinden söz ederken, milletin yaşadığı gerçekleri görmezden gelmek nasıl mümkün olabilir?

Bugün emeklimiz 23 bin lira maaşla ay sonunu getirmeye çalışıyor. Asgari ücretlimiz 28 bin lirayla ev kirasını, mutfak masrafını, elektrik ve su faturasını denkleştirmeye uğraşıyor. İşsiz gençlerimiz yarınlarına dair bir umut arıyor. Anne babalar çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayamadıkları için sessizce üzülüyor. İnsanlarımız pazarda filesini dolduramadan, markette almak istediklerini raflarda bırakarak evine dönüyor.

Şimdi soruyoruz:

Geçim derdine düşürülmüş, yoksulluğun kıskacında yaşam mücadelesi veren, yarınından endişe duyan bir insana millet iradesinin siyasetin merkezinde olduğunu nasıl anlatacaksınız?

İnsanları yoksulluğa sürükleyen ekonomik politikalar sizin eseriniz olacak, ardından aynı insanları birkaç torba makarna, kömür ya da sınırlı bir sosyal yardımla ayakta tutmaya çalışacaksınız. Sonra da çıkıp bu tabloya millet iradesi diyeceksiniz!

Oysa yoksulluk bir kader değildir. İnsanlarımızın çaresizliği bir siyasi başarı hikâyesi hiç değildir. Devletin görevi, vatandaşını yardıma muhtaç hâle getirmek değil; onun onuruyla yaşayabileceği, emeğinin karşılığını alabileceği bir düzen kurmaktır.

Bizim itirazımız yardıma değil, insanı yardıma mecbur bırakan düzendedir. Bizim itirazımız sosyal desteğe değil, sosyal desteğin siyasi bir lütuf gibi sunulmasınadır.

Çünkü vatandaş, hakkı olan desteği alabilmek için bir siyasi partiye minnet duymak zorunda değildir.

Hiç kimse, karnını doyurabilmek için iradesinden vazgeçmek zorunda bırakılmamalıdır!

Bir gün bu ülkenin insanı sandık başına gittiğinde kendisine şu soruları soracaktır:

“Ben neden yoksullaştım? Neden çalıştığım hâlde geçinemiyorum? Neden yıllarca emek verdikten sonra huzurlu bir emeklilik yaşayamadım? Neden çocuklarımın geleceğinden endişe ediyorum? Neden hak ettiğim sosyal desteği alabilmek için kendimi birilerine borçlu hissetmek zorundayım?”

İşte o gün, milletin iradesi yalnızca bir oy pusulasına değil, yıllardır biriken kırgınlıklara, hayal kırıklıklarına ve adalet arayışına da yansıyacaktır.

BİRİLERİ SERVETİNİ BÜYÜTÜRKEN MİLYONLAR EKMEK HESABI YAPIYOR!

Bir tarafta finansal skandallara, fon tartışmalarına ve kamu kaynaklarının kullanımıyla ilgili iddialara ilişkin haberler gündeme geliyor. Diğer tarafta milyonlarca insan akşam evine götüreceği ekmeğin hesabını yapıyor.

Bir vatandaşımız çocuğuna istediği ayakkabıyı alamadığı için üzülürken, bir emeklimiz pazarda en ucuz sebzeyi ararken, bir gencimiz geleceğini başka ülkelerde kurmayı düşünürken bu ülkenin insanları elbette yaşananları sorgulayacaktır.

Elbette soracaktır: Bu ülkede yük neden hep dar gelirlinin omuzlarında? Fedakârlık neden hep aynı insanlardan bekleniyor? Geçim sıkıntısının bedelini neden milyonlarca vatandaş ödüyor?

Kamu kaynaklarının kullanımıyla ilgili her iddia şeffaf biçimde incelenmeli, sorumluluklar somut bulgularla ortaya konulmalı ve hukukun gereği yerine getirilmelidir. Kim olursa olsun, hiç kimse denetimden ve hesap verme sorumluluğundan muaf tutulmamalıdır.

Çünkü adalet, yalnızca güçsüzün kapısını çaldığında adalet değildir. Adalet, gücü elinde bulunduranın da hesap vermek zorunda olduğunu gösterdiğinde adalettir.

GENÇLER GİTMEK İSTİYOR, ESNAF BORÇLA AYAKTA KALIYOR, AİLELER YARININDAN ENDİŞE EDİYOR!

Bugün gençlerimizin önemli bir bölümü geleceğini bu ülkede kurup kuramayacağını sorguluyor. Gençlerimiz emeklerinin karşılığını alabilecekleri, liyakatin esas olduğu, özgürce yaşayabilecekleri bir gelecek istiyor. Ancak umut bulamayan birçok genç, gözünü yurt dışına çeviriyor.

Esnafımız borçla ayakta kalmaya çalışıyor. Küçük işletmelerimiz artan maliyetlerin altında eziliyor. Ailelerimiz gelirleriyle giderleri arasında sıkışıp kalıyor. Hayat pahalılığı, işsizlik kaygısı ve adaletsizlik duygusu insanların geleceğe güvenle bakmasını zorlaştırıyor.

Bütün bunlar yaşanırken kamudaki israf iddiaları da toplumun vicdanını yaralıyor.

Bizler parti binamızın kirasını kendi imkânlarımızla karşılamaya çalışırken, iktidar partilerinin kamuya ait imkânlardan yararlanma biçimi ve devlet kaynaklarının siyasi faaliyetlerdeki kullanımı da sorgulanmalıdır.

Devletin imkânları herhangi bir siyasi partinin özel mülkü değildir. Belediyelerin, kamu kurumlarının ve kamusal hizmetlerin kaynakları bütün vatandaşların vergileriyle oluşur.

Devletin kasası iktidarın kasası, kamu binaları bir partinin malı, vatandaşın vergileri de siyasi bir ayrıcalık değildir!

Kamu kaynakları kullanılıyorsa bunun hesabı da millete verilmelidir. Her siyasi parti eşit şartlarda faaliyet gösterebilmeli, kamu imkânları hiçbir siyasi yapıya haksız üstünlük sağlamamalıdır.

SOSYAL YARDIM, VATANDAŞIN LÜTFEN DEĞİL HAKKIDIR!

Milyonlarca vatandaşımız sosyal yardımlara ihtiyaç duyuyor. Elektrik ve su faturalarını ödemekte zorlanan, kışın evini ısıtmak için odun kömür hesabı yapan, temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çeken insanlarımız var.

Elbette ihtiyaç sahibi vatandaşımıza destek verilmelidir. Ancak bu destek, herhangi bir siyasi partinin kişisel iyiliği ya da seçim döneminde hatırlanan bir lütuf gibi sunulmamalıdır.

Sosyal yardımların amacı, insanları siyasi bağımlılığa sürüklemek değil; onları yoksulluğun pençesinden kurtarmak, ekonomik ve sosyal hayata güvenle katılmalarını sağlamaktır.

Biz vatandaşlarımıza şunu anlatıyoruz: Sosyal hukuk devletlerinde insanlar, siyasi tercihlerinden bağımsız olarak, yasalarla güvence altına alınmış haklarını talep ederler. Yardımlar şeffaf ölçütlerle, adil biçimde ve insan onurunu koruyarak sağlanmalıdır.

Hiçbir vatandaşımız, “Biz olmazsak bu yardımı alamazsın” korkusuyla yaşamak zorunda değildir.

Çünkü vatandaşın hakkı, bir partinin lütfu değildir. Devletin sorumluluğu, bir siyasi partinin seçim vaadi olarak sunulamaz.

Bizim savunduğumuz anlayış budur: İnsanımızın elini tutan ama onu kendisine bağımlı kılmayan; yoksulluğu yönetmekle yetinmeyip yoksulluğu ortadan kaldırmayı hedefleyen bir sosyal devlet.

HZ. ÖMER’İN ADALETİ NEREDE?

Adalet dediğimiz şey, yalnızca kürsülerde söylenen güzel sözlerden ibaret değildir. Adalet; kamu kaynaklarını kullanırken gösterilen hassasiyette, vatandaşın hakkını korumakta, hesap verebilirlikte ve gücü elinde tutanların kendilerini kuralların üzerinde görmemesinde ortaya çıkar.

Hz. Ömer’in adalet anlayışından söz edenlere soruyoruz: Kamu göreviyle kişisel çıkar arasındaki çizgiye ne kadar dikkat ediliyor? Devletin imkânlarıyla kişisel imkânlar birbirinden ne kadar ayrılıyor? Vatandaşın vergisi harcanırken aynı titizlik gösteriliyor mu?

Bizim özlediğimiz adalet, yalnızca sözde kalan bir anlayış değil; hayatın her alanında hissedilen, herkes için eşit işleyen bir düzendir.

Adalet, yoksulun hakkını koruduğu kadar güçlünün de sorumluluğunu hatırlatmalıdır.

MALATYA’DA KONUTLAR TESLİM EDİLDİ; PEKİ YA VATANDAŞIN BİTMEYEN MÜCADELESİ?

Sayın Gençlik ve Spor Bakanı, Malatya’da depremzedelere konutların teslim edildiğini ifade ediyor. Evet, konut teslimleri gerçekleştirildi. Ancak mesele yalnızca anahtarın vatandaşa verilmesi midir?

6 Şubat depremlerinin ardından evini, hatıralarını, komşularını ve yıllar içinde kurduğu yaşamı kaybeden insanlarımızın mücadelesi, bir anahtar teslim töreniyle sona ermiyor.

Vatandaşlarımızın bir bölümü, yıllar süren bekleyişin ardından kendilerine teslim edilen konutlarda çeşitli eksikliklerle karşılaştıklarını belirtiyor. Bazıları hâlâ eksiklerini tamamlamaya çalışıyor. Köy evlerinde de benzer sorunlar dile getiriliyor. Üstelik hâlâ konteynerlerde yaşamını sürdürmek zorunda kalan insanlarımız bulunuyor.

Bir düşünün…

Depremde evini kaybetmişsiniz. Sevdiklerinizle birlikte hayatta kalmanın mücadelesini vermişsiniz. Bir gecede bütün düzeniniz altüst olmuş. Yıllarca emek vererek kurduğunuz hayatınız enkazın altında kalmış. Sonra geçici barınma alanlarında, belirsizlik içinde yaşamışsınız. Aradan yıllar geçmiş; bir yandan hayatınızı yeniden kurmaya çalışırken diğer yandan konutunuzdaki eksiklerle uğraşmak zorunda kalmışsınız.

İşte bu insanların yaşadığı gerçeklik budur.

Depremzedelerimizden beklenen, kendilerine teslim edilen her konut için yalnızca teşekkür etmeleri değildir. Onların hakkı, güvenli, yaşanabilir ve gerekli eksiklikleri giderilmiş konutlarda huzurla yaşayabilmektir.

Bir evin kapısını açmak başka, bir aileye huzurlu bir hayat sunmak başkadır!

Deprem konutlarının teslimi siyasi bir başarı gösterisine dönüştürülmemelidir. Çünkü depremzedeye barınma imkânı sağlamak, devletin vatandaşına karşı sorumluluğudur. Hangi parti iktidarda olursa olsun, bu sorumluluğu yerine getirmek zorundadır.

Gelişmiş ülkelerde kamu hizmetleri, siyasi partilerin kişisel başarısı gibi değil, devletin süreklilik taşıyan görevleri olarak ele alınır. İktidarlar değişir, bakanlar değişir, belediye başkanları değişir; ancak devletin vatandaşına karşı sorumluluğu devam eder.

Konutları hangi partinin döneminde teslim edildiğinden önce, vatandaşın o evde hangi şartlarda yaşayabildiği önemlidir.

Devlet, vatandaşına yaptığı hizmeti bir minnet borcuna dönüştürmemeli; vatandaşın hakkını teslim etmelidir.

SEÇİMLERDE EŞİTLİK YOKSA MİLLİ İRADENİN ADALETİ NASIL SAĞLANACAK?

Demokrasinin temel şartlarından biri, siyasi partilerin adil rekabet koşullarında yarışabilmesidir. Ancak mevcut seçim ve siyasi partiler mevzuatı kapsamında kamu kaynaklarından yapılan hazine yardımlarının yalnızca belirli şartları karşılayan partilere verilmesi, yardım alamayan siyasi partiler açısından eşitsizlik tartışmalarını beraberinde getiriyor.

2026 yılında siyasi partilere yapılan hazine yardımları da bu tartışmanın önemli başlıklarından biri oldu. Paylaşılan rakamlara göre AK Parti 2 milyar 558 milyon TL, CHP 1 milyar 821 milyon TL, MHP 724 milyon TL, İYİ Parti 696 milyon TL ve DEM Parti 634 milyon TL hazine yardımı aldı.

Bu tablo karşısında soruyoruz:

Seçim yarışına milyarlarca liralık kamu desteğiyle giren partilerle, aynı desteğe erişemeyen partiler arasındaki rekabet ne kadar adildir?

Elbette siyasi partilere yapılacak kamu yardımlarının hukuki ölçütleri vardır. Ancak demokratik sistemin sağlıklı işlemesi için bu ölçütlerin adil rekabeti güçlendirip güçlendirmediği de tartışılmalıdır.

Bir tarafta seçim faaliyetlerini kamu yardımlarıyla yürütme imkânı bulunan siyasi partiler, diğer tarafta kendi imkânlarıyla ayakta kalmaya çalışan yapılar var. Böyle bir ortamda siyasi görünürlük, örgütlenme ve seçmene ulaşma imkânları arasında ciddi farklılıklar oluşabilir.

Milli iradeden söz ediyorsak, yalnızca seçmenin sandığa gitmesini değil, seçmenin farklı siyasi seçenekleri eşit ve adil koşullarda değerlendirebilmesini de önemsemeliyiz.

Çünkü milli irade, yalnızca oyların sayılmasıyla değil; o oyların özgürce oluşmasını sağlayan demokratik şartlarla da ilgilidir.

Adil rekabetin olmadığı yerde, demokrasinin bütün imkânlarıyla işlediğini söylemek mümkün müdür?

ANAYASAYI DEĞİŞTİRMEK İSTEYENLERE ÇAĞRIMIZ: ÖNCE ADALETİ VE GEÇİMİ KONUŞALIM!

Anayasa değişikliği isteyenlere çağrımız açıktır: Ülkemizin temel meselelerini görmezden gelmeyin.

Dilimiz, üniter yapımız ve toplumsal birliğimiz üzerinden tartışmalar yürütülürken, vatandaşın her gün yüzleştiği ekonomik ve sosyal sorunlar arka plana itilmemelidir.

Gelin; adil olmayan rekabet koşullarını tartışalım. Seçim ve siyasi partiler mevzuatını demokratik eşitlik ilkesi doğrultusunda ele alalım. Asgari ücretlinin nasıl geçineceğini, emeklinin nasıl insanca yaşayacağını, enflasyonun nasıl kalıcı biçimde düşürüleceğini konuşalım.

Kamu kaynaklarının israfını önleyecek, yolsuzluk iddialarının üzerine kararlılıkla gidecek, belediyelerde ve devlet kurumlarında şeffaflığı güçlendirecek düzenlemeleri hayata geçirelim.

Gençlerimizin neden ülkelerini terk etmek istediğini, esnafımızın neden borç batağında olduğunu, ailelerimizin neden gelecek kaygısıyla yaşadığını sorgulayalım.

Biz, sorunları görmezden gelen değil, sorunları çözmek için sorumluluk üstlenen bir siyaset anlayışı istiyoruz.

Keşke ülkemizin kaynakları doğru kullanılsa, adalet herkese eşit uygulansa, vatandaşımız refah içinde yaşasa da biz de yapılan güzel işleri gönül rahatlığıyla alkışlasak!

Bizim arzumuz ülkenin kötüye gitmesi değil, ülkemizin daha iyi yönetilmesidir. Çünkü bu ülke hepimizin; bu ülkenin kaynakları da geleceği de hiçbir siyasi partinin tekelinde değildir.

HALKIN TERCİHİNE ELBETTE SAYGILIYIZ; AMA GERÇEKLERİ SÖYLEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ!

Halkımız yıllardır tercihini AK Parti’den yana kullandı. Bu tercihe saygı duyuyoruz. Sandıktan çıkan irade, demokratik siyasetin temelidir.

Ancak sandıktan çıkmış olmak, yapılan her uygulamanın doğru olduğu anlamına gelmez. Seçilmiş olmak, eleştiriden muaf olmak demek değildir. İktidar olmak, vatandaşın yaşadığı sorunları görmezden gelme hakkı vermez.

Bizim eleştirilerimiz kuru bir muhalefet anlayışının ürünü değildir. Sırf karşı çıkmış olmak için karşı çıkmıyoruz. Ülkemiz için, Malatya’mız için ve insanımızın geleceği için konuşuyoruz.

Doğru yaptığınız her işte desteğimizi ve takdirimizi göstermekten kaçınmayız. Ülkemize yarar sağlayan her adımı destekleriz. Çünkü mesele bir siyasi partinin kazanması değil, milletimizin kazanmasıdır.

Ancak yanlış gördüğümüz uygulamalara da sessiz kalmayacağız. Yoksulluğu, adaletsizliği, israfı, liyakat sorunlarını ve vatandaşın geçim mücadelesini dile getirmeye devam edeceğiz.

Çünkü susmak, sorunları ortadan kaldırmaz. Gerçekleri konuşmadan çözüm üretilemez.

Bizim muhalefet anlayışımız, yalnızca iktidarı eleştirmek değil; daha adil, daha şeffaf ve daha yaşanabilir bir ülkenin mümkün olduğunu göstermektir.

ANA MUHALEFETE DE ELEŞTİRİMİZ VAR: VATANDAŞ GÜVEN BEKLİYOR!

Eleştirilerimizi yalnızca iktidara yöneltmekle yetinmiyoruz. Ana muhalefetin durumunu da açıkça ifade etmek zorundayız.

Bugün muhalefetin, vatandaşın ekonomik sıkıntılarına ve ülkenin temel sorunlarına daha güçlü biçimde odaklanması gerekirken, kendi içindeki tartışmalarla gündeme gelmesi toplumda hayal kırıklığı yaratıyor.

Eski ve yeni kadrolar arasındaki çekişmeler, iç tartışmalar ve siyasi hesaplaşmalar, vatandaşın gerçek sorunlarının önüne geçmemelidir.

İnsanlarımız geçinemiyor, gençler gelecek arıyor, esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor, depremzedeler hayatlarını yeniden kurmaya çalışıyor. Böyle bir tabloda toplum, muhalefetten de çözüm önerileri, kararlılık ve güven bekliyor.

Kendi aramızda da şu soruyu sormalıyız: Biz muhalefet olarak vatandaşımıza aradığı güveni yeterince verebildik mi? Malatya’nın sorunlarını daha güçlü bir sesle gündeme taşıyabildik mi? İnsanlarımızın umudunu büyütecek bir siyasi duruş ortaya koyabildik mi?

Bu sorulara dürüstçe cevap vermek zorundayız.

Çünkü öz eleştiri yapamayan bir siyaset anlayışı, başkalarını değiştiremez.

ZAFER PARTİSİ OLARAK MALATYA’DAN YETKİ VE DESTEK BEKLİYORUZ

Bizler Zafer Partisi olarak Malatyalı hemşehrilerimizden destek ve yetki bekliyoruz.

Vatandaşımızın sorunlarını dinlemek, taleplerini gündeme taşımak, ülkemizin geleceği için mücadele etmek ve daha adil bir düzenin kurulmasına katkı sunmak istiyoruz.

Kimsenin yoksulluğundan siyasi kazanç elde edilmediği, sosyal yardımların bir lütuf değil hak olarak görüldüğü, kamu kaynaklarının şeffaf biçimde kullanıldığı, gençlerin geleceklerini başka ülkelerde aramak zorunda kalmadığı bir Türkiye istiyoruz.

Depremzedenin yalnızca evinin anahtarını değil, güven duygusunu da yeniden kazandığı; emeklinin ay sonunu nasıl getireceğini düşünmediği; asgari ücretlinin çalıştığı hâlde yoksullaşmadığı; esnafın borç yükü altında ezilmediği bir ülke hayal ediyoruz.

Bizim mücadelemiz, işte bu hayalin gerçeğe dönüşmesi içindir.

Malatyalı hemşehrilerimizin takdiri ve desteğiyle daha güçlü bir ses olmak, yaşanan sorunları dile getirmek ve çözüm için çalışmak istiyoruz.

MİLLİ İRADE, YOKSULLUĞUN GÖLGESİNDE DEĞİL; ÖZGÜR VİCDANLARDA TECELLİ ETMELİDİR!

Milletimizin iradesine saygımız sonsuzdur. Ancak gerçek bir milli iradeden söz edebilmek için insanlarımızın korkmadan, baskı altında hissetmeden, ekonomik çaresizliğe mahkûm olmadan tercih yapabildiği bir ortamın da var olması gerekir.

İnsanlarımız gerçeği gördükçe, yaşadıklarıyla kendilerine anlatılanlar arasındaki farkı sorguladıkça, kararlarını kendi vicdanlarıyla verecektir.

Sandık günü geldiğinde vatandaşımızın elinde yalnızca bir oy pusulası olmayacak. Yılların emeği, geçim mücadelesi, beklentileri, kırgınlıkları ve geleceğe ilişkin umutları da o tercihte yer alacak.

O gün herkes kendi kararını verecek. Bizim görevimiz, gerçekleri anlatmak, çözüm önerilerimizi ortaya koymak ve milletimizin takdirine saygı duymaktır.

Çünkü milletin iradesi hiçbir siyasi partinin tapulu malı değildir. Hiçbir iktidar sonsuz değildir. Hiçbir makam, halkın hesap sorma hakkından daha büyük değildir.

Biz, Malatya’dan yükselen bu sesi duyurmak istiyoruz. Yoksulluğun normalleştirilmediği, adaletin ertelenmediği, kamu kaynaklarının kişisel ya da siyasi çıkarlar için kullanılmadığı bir Türkiye için konuşuyoruz.

Ve bir kez daha söylüyoruz:

Milletin iradesi yoksullukla satın alınamaz. Vatandaşın hakkı lütuf gibi sunulamaz. Devletin imkânları bir partinin mülkü sayılamaz.

Halkımızın gerçekleri görerek, özgür iradesiyle kararını vereceği günlerin geleceğine inanıyoruz.

Çünkü biz biliyoruz ki bir ülkenin gerçek gücü, iktidar sahiplerinin ne kadar güçlü olduğu değil; vatandaşlarının ne kadar onurlu, özgür ve huzurlu yaşayabildiğidir.

MİLLETİN SESİ DUYULMALI, ADALET HERKES İÇİN İŞLEMELİ, TÜRKİYE YENİDEN UMUT ÜLKESİ OLMALIDIR!

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki haber:

AKP’LİLER AKP’LİLERİ DOLANDIRMIŞ!

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.