48,9603$%0,19
55,8789€%0,29
64,9626£%0,40
6.768,87%0,75
11.017,00%0,18
Burada hayati ve kritik bir vurgunun altını çizmek istiyoruz. Bu bahsini yaptığımız yaklaşık 8 trilyon TL ve yani 160 milyar dolarlık kayıp ile sıklıkla vurguladığımız FON çalıntısı ve yine 500 milyar dolarlık hırsızlık, birbirinden farklı kayıplardır!
Üstelik AKP inatla ve ısrarla listeyi ve gerçek rakamları açıklamamakta diretmektedir. Liste bir açıklansa ve kamuoyu aslında hırsızların ve bu hırsızların en başında ki kişi ve kişilerin kimler olduğunu bildiği an, kıyamet kopacaktır.
Fon skandalının faturası ağırlaşıyor: Borsada 40 yıl sonra bir ilk, kayıp 8 trilyona ramak kaldı!
Fon skandalıyla başlayan güven krizi, Türkiye sermaye piyasalarında tarihe geçen bir değer kaybına dönüştü. Borsa İstanbul’da yaşanan sert satış dalgası, yalnızca yatırımcıların portföylerini değil, ülkenin en büyük şirketlerinin piyasa değerlerini de ağır biçimde etkiledi. BIST 100 endeksi, 1987 yılından bu yana ilk kez üst üste yedi haftayı düşüşle tamamlarken, 11 Eylül-30 Ekim dönemindeki gerileme yüzde 25,6’ya ulaştı. Aynı süreçte borsada işlem gören şirketlerin toplam piyasa değerinden 7 trilyon 844 milyar lira silindi.
Ancak burada özellikle birbirine karıştırılmaması gereken iki ayrı ekonomik kayıp bulunuyor. Borsada yaşanan yaklaşık 8 trilyon liralık, yani 160 milyar dolarlık değer erimesi bir tarafta; daha önce gündeme getirdiğimiz FON vurgununa ilişkin yaklaşık 500 milyar dolarlık kayıp iddiası ise diğer tarafta duruyor. Bunlar aynı zararın farklı hesaplamaları değil, birbirinden bağımsız iki ayrı başlık. Dolayısıyla borsadaki çöküşü gösteren rakamlar, FON dosyasına ilişkin dile getirdiğimiz ekonomik kaybın yerine konulamaz.
Üstelik tartışmanın en kritik noktalarından biri de gerçek rakamların ve ilgili isimlerin kamuoyuyla paylaşılmaması. FON dosyasının bütün ayrıntılarıyla açıklanması, kayıpların kimleri ve hangi çevreleri kapsadığının ortaya çıkarılması gerekiyor. Kamuoyunun yanıt beklediği asıl soruların üzerindeki sis perdesi kaldırılmadığı sürece, finans piyasalarındaki güven kaybının sona ermesi de kolay görünmüyor.
Borsa İstanbul’da 11 Eylül 2026’da 14.467,25 puan seviyesinde bulunan BIST 100 endeksi, 30 Ekim kapanışında 10.759,56 puana kadar geriledi. Böylece endeks yedi haftalık süreçte 3.707,69 puan kaybederken, toplam düşüş yüzde 25,63 olarak hesaplandı.
Satış dalgasının haftalara yayılan seyri de krizin boyutunu ortaya koydu. Endeks 18 Eylül’de 13.284 puana, 25 Eylül’de 12.899 puana, 9 Ekim’de 12.266 puana ve 23 Ekim’de 11.117 puana kadar çekildi. 30 Ekim’de ise 10.760 puan sınırına gerileyerek yedi haftalık kayıp serisini tamamladı.
Böylece 2008 küresel finans krizinde yaşanan altı haftalık düşüş serisi de geride bırakılmış oldu. Yaklaşık 39 yıl sonra kaydedilen bu tablo, Türkiye sermaye piyasalarında güven unsurunun ne kadar ağır bir darbe aldığını gösterdi.
Borsadaki çöküşün en çarpıcı göstergesi, şirketlerin toplam piyasa değerinde yaşanan gerileme oldu. Paylaşılan verilere göre borsa şirketlerinin toplam değeri yaklaşık 23 trilyon 38 milyar liralık zirve seviyesinden 15 trilyon 194 milyar liraya indi. İki seviye arasındaki fark ise 7 trilyon 844 milyar liraya ulaştı. Bu tutar yaklaşık 160 milyar dolara karşılık geliyor.
Ancak bu rakamın doğru okunması büyük önem taşıyor. Söz konusu tutar, borsada işlem gören şirketlerin toplam piyasa değerindeki azalmayı ifade ediyor. Dolayısıyla doğrudan aynı miktarda nakit paranın piyasadan çekildiği anlamına gelmiyor. Buna rağmen yatırımcı servetindeki aşınmanın ve sermaye piyasalarındaki güven kaybının büyüklüğünü ortaya koyuyor.
Daha da önemlisi, bu yaklaşık 160 milyar dolarlık piyasa değeri kaybı ile FON vurgununa ilişkin dile getirdiğimiz 500 milyar dolarlık ekonomik kayıp iddiası kesinlikle birbirine karıştırılmamalı. İki ayrı başlık altında değerlendirilmesi gereken bu kayıpların birlikte ele alınması, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu ekonomik tablonun daha geniş bir perspektifle görülmesini sağlayacaktır.
Bütün bu gelişmelerin ortasında kamuoyunun yanıt beklediği en önemli meselelerden biri, FON dosyasının bütün boyutlarıyla aydınlatılmaması. Kimlerin hangi işlemlerden yararlandığı, gerçek kayıpların ne olduğu ve sorumluluk zincirinin nereye uzandığı konusunda kapsamlı ve şeffaf bir açıklama yapılması gerekiyor.
Dile getirdiğimiz 500 milyar dolarlık kayıp iddiasının da bütün dayanakları, hesaplamaları ve ilgili isimleriyle kamuoyunun önüne konulması şart. Gerçek rakamların ve isimlerin açıklanması, yalnızca ekonomik bir hesaplaşma değil, aynı zamanda siyasi ve hukuki sorumluluğun belirlenmesi açısından da kritik önem taşıyor.
AKP iktidarının listeyi ve gerçek rakamları açıklamaktan kaçındığı yönündeki eleştirilerimiz de tam olarak bu noktada yoğunlaşıyor. Çünkü kamuoyunun bilmek istediği yalnızca ne kadar kayıp yaşandığı değil, bu kayıpların nasıl meydana geldiği ve sorumluların kimler olduğudur.
Sermaye piyasalarındaki krizin görünür hale gelmesi, bazı yatırım fonlarının portföylerinde yoğunlaşan hisselerde yaşanan satış baskısıyla başladı. Artan yatırımcı çıkış taleplerinin karşılanamaması ve fonların ödeme yükümlülüklerine ilişkin sorunlar, piyasadaki endişeleri büyüttü.
15 Eylül’de Pusula Portföy’ün bazı fonlarda ödeme yükümlülüklerini yerine getiremediğini açıklamasıyla satışlar hız kazandı. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül’de yedi portföy yönetim şirketine bağlı 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verdi. Söz konusu fonlarda 455 binden fazla yatırımcının bulunduğu belirtildi.
Başlangıçta belirli fonlarla ve hisselerle sınırlı görünen kriz, kısa süre içerisinde borsanın geneline yayıldı. Yatırımcıların riskten kaçınma eğilimi güçlenirken, satış baskısı büyük sanayi kuruluşlarından bankalara ve holdinglere kadar geniş bir alanda hissedildi.
Fon skandalının etkileri yalnızca soruşturmaya konu olan şirketlerle sınırlı kalmadı. Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşları, bankaları ve holdingleri de piyasadaki güvensizlik ortamından etkilendi.
15 Eylül-30 Ekim dönemine ilişkin farklı bir hesaplamada Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin toplam piyasa değeri 20,03 trilyon liradan 13,63 trilyon liraya geriledi. Böylece bu dönem için hesaplanan kayıp 6,4 trilyon liraya ulaştı.
Ekim ayındaki tablo da satışların ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösterdi. BIST 30 endeksinde yer alan 30 şirketten yalnızca ikisi ayı yükselişle tamamlayabildi. Aynı dönemde BIST 100 endeksindeki değer kaybı yüzde 9,94 oldu.
Bu veriler, yaşananların yalnızca birkaç şirketin veya fonun sorunu olmaktan çıktığını, sermaye piyasalarının tamamını etkileyen bir güven krizine dönüştüğünü ortaya koydu.
Fon tasfiyelerinin ardından soruşturmanın kapsamı da genişledi. 31 Ekim’de Borsa İstanbul Genel Müdürü Korkmaz Enes Ergun’un rüşvet ve suç örgütü üyeliği iddiaları kapsamında gözaltına alınması, finans piyasalarında yaşanan gelişmelerin boyutunu bir kez daha gündeme taşıdı.
Soruşturmanın bundan sonraki aşamalarında ortaya çıkacak bilgiler, hem fon piyasasındaki işlemlerin hem de yaşanan değer kayıplarının daha iyi anlaşılması açısından önem taşıyor. Ancak kamuoyunun beklentisi yalnızca soruşturma haberleriyle sınırlı değil. Gerçek kayıpların, sorumluların ve varsa siyasi bağlantıların bütün açıklığıyla ortaya çıkarılması isteniyor.
Eylül ve ekim aylarında art arda yaşanan sert düşüşlerin ardından Borsa İstanbul, 2 Kasım Pazartesi günü de yeni haftaya satış baskısının etkisi altında girdi. Yedi haftalık düşüş serisi, yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesinin ne kadar güç bir sürece dönüştüğünü gösterdi.
Piyasalarda bundan sonraki dönemde fon tasfiyelerinin sonuçları, soruşturmanın kapsamı ve düzenleyici kurumların atacağı adımlar yakından izlenecek. Şirketlerin piyasa değerlerindeki gerileme ve likidite sıkışıklığı, yalnızca yatırımcıların portföylerini değil, şirketlerin yeni kaynak bulma ve finansmana erişim imkanlarını da olumsuz etkileyebilecek.
Ancak bütün bu gelişmelerin ötesinde, cevaplanması gereken temel soru değişmiyor: Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı ekonomik kayıpların gerçek boyutu ne ve bu tablonun sorumluları kimler?
Borsada yaklaşık 160 milyar dolara ulaşan değer erimesi ortadayken, FON dosyasına ilişkin dile getirdiğimiz 500 milyar dolarlık kayıp iddiasının da ayrı ve kapsamlı biçimde araştırılması gerekiyor. Liste açıklanmadıkça, gerçek rakamlar ortaya konulmadıkça ve sorumlular hesap vermedikçe Türkiye’nin sermaye piyasalarında güvenin yeniden tesis edilmesi mümkün olmayacaktır.
HARÇ, TRAFİK VE BİLUMUM VERGİ CEZALARINA EN AZ %30 ZAM!
1
MEŞALECİ MEŞALECİYE DEMİŞ CIRT GÖZÜNE!
2
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI SAYIN MAHMUT ARIKAN ” BU ÜLKE SAHİPSİZ DEĞİL ”
3
AKP’NİN EN BAŞARILI VE İSTİKRARLI OLDUĞU TEK ALAN! ZAM ZAM VE ZAM HEM BENZİM VE HEM DE MOTORİNE YİNE ZAM
4
CHP’DE SULAR DURULMUYOR. ESKİ DELEGELERDEN CHP KURULTAY’INA BİR KEZ DAHA İPTAL DAVASI!
5
SİYASAL DİNCİLİĞİN EGEMENLİĞİ ALTINDA Kİ ÜLKENİN SAĞLIK MÜDÜRÜNE VARINCAYA KADAR HIRSIZ!
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.