43,5001$% 0.06
51,3360€% 0.07
59,4502£% -0.01
6.844,44%5,25
11.867,00%2,82
14 Ocak 2026 Çarşamba
Namuslu Olmak ve Cemil Ağabey
TÜRKİYE TIKANDI VATANDAŞ HİÇ BİR PARTİYE GÜVENMİYOR!
TÜRKİYE’DE DEVLET ADAMLARI VE TOPLUMU ÇÜRÜTEN SİYASET
TEMEL’ler BİN YAŞASIN
AYRIK OTU GİBİSİN AKBABA / SÜRÜSÜ
Oldum olası sevmedim ve oldum olası bir ayrık otu gibi gördüm seni, ey veli AKBABA! Öyle ki Alevi canlar içinde ki bir ayrık otu, Sünniler içinde ki bir ayrık otu; Demokrasi, CHP, Atatürk, Meclis, Hak, Hukuk, Adalet ve elbette dürüstlük, dürüst insanlar ve insanlık arasına saklanmış bir ayrık otu..
Malatya’nın CHP’li rolü ve maskesine bürünmüş; Atatürk, Alevilik, Demokrasi, Hukuk ve muhalif parti maskesi arkasına saklanmış ama realite de ise CHP’li Öznur Çalık’ın veli ağbaba isimli bir versiyonu olup, en ayrıksı hali ve zararlı OTUSUN, EY AKBABA!
Ama önemli bir saptama daha yapayım mı ey ayrıksı ot, AKBABA!
İkimiz de çok iyi biliyoruz ki tıpkı Öznur Çalık gibi irrite duyulan, zerre kadar bile sevilmeyen ama ellerinize geçirdiğiniz hukuksuz, haram ve zehirli güç ve dolayısıyla zorakilik üzerinden kurduğunuz saltanat bağlamında birbirinizi adım adım takip eden, AKBABA SÜRÜLERİSİNİZ.
Piyasaya, AKP’li ve CHP’li gibi pazarlanmış olmanızı yutan AKP tabanı ile CHP tabanının cehalet ve saflığı üzerine kurduğunuz çirkef ve haram saltanatınızı yutturamadığınız; Birbirinizin kankası, can yoldaşı, iş ve mal ortağı olduğunuzu yutturamadığınız üç beş kişinin en tepesinde olan bir kişiyim, EY AKBABA!
KENDİSİNİ ALEVİ, CHP’Lİ, ATATÜRKÇÜ, LAİK VE MUHALİF DİYE YUTTURAN AKBABA!
Şu şehrin tek muhalif gazetecisi benim. Öyle kıyısından köşesinden dokunup kaçan ve hemen arkasında binlerce özür dileyip önüne birkaç jeton atılarak tatmin edilip sindirilmesi mümkün olmayan tek gazeteci olduğumu, en iyi sen bilirsin AKBABA!
Realite bu iken bana dava üstüne dava açan ama AKP’nin ve AKP’li siyasetçilerin bütün yalanlarının, yağmalarının, talanlarının üzerini örten gazeteci müsveddelerine hatırı sayılır meblağlarda ödemeler yaptığını, yine en iyi ikimiz biliriz EY AKBABA!
Şehrin, altı ve üsttü yağmalanırken ve yine aynı şehrin takımının kasası bir kenara, gelecek 50 yıllık gelirlerinin bile yağmalandığını aynı şehrin kulübünün başkanı Sayın Haşim KARADAĞ feryad figan edip defalarca seni bu yağma, talan ve soygunda kendisine destek vermek üzere davet ederken arkasını dönen ve AKP’li dost ve ortaklarını incitmemeye son derece özen gösteren, yine sensin ey AKBABA!
Senden çok daha fazla şehre ve ülkesine çalışan; Demokrasi, hukuk, Cumhuriyet, Anayasal düzen ve kurumlar mücadelesi veren ve ayrıca hırsızların, sahtekarların, yağmacıların ipini pazara çıkaran bir gazeteci olan benim hakkında defalarca dava açan EY AKBABA’ anlatsana Malatya halkına senin gerçek amacın nedir!?
Ve yine CHP için çalışıp hukuku, adalet ve demokrasiyi hakim kılmak, Malatya halkının teveccühünü kazanmak için didinip duran ve üstelik CHP’nin Yazıhan belediye başkanı olan Sayın Abdulvahap Göçer ile adeta kan davası güden ama AKP’liler için dikeni batar diye gül bile atmaktan imtina eden EY AKBABA!
Yüzlerce trilyon bir kenara yüzlerce milyon Dolar ve yüzlerce milyon Euro talan edilen şehir ve kulübün başkanı ve gazetecisiyle birlikte kendi partinin belediye başkanını hedefe koyan ve AKP’liler yerine bizlerle adeta kan davası güden AKBABA! SENİN AMAÇ VE AJANDAN NEDİR!?
Bizim, bunca feryat-figan çağrılarımıza, şehrin yağmalandığını ve kulübün yüzlerce milyon Euro dolandırıldığını haykırışlarımıza kör ve sağır kalırken, buralardan, senin de haram çarkına akan haram bir bedel var mı AKBABA!?
NEDİR SENİ BU AKP’LİLERE KARŞIN BÖYLESİ SIKI FIKI KANKA YAPIP KENDİ BELEDİYE BAŞKANINA, MUHALİF GAZETECİYE VE ŞEHRİN KULÜBÜNÜN NAMUSUNU KURTARMAYA ÇALIŞANLARA TAKINDIĞIN AHLAKSIZ VE DUYARSIZ TAVRIN GEREKÇESİ EY AKBABA?!
Herhangi bir utanç verici iş ve ortaklık içerisinde değilsen, yarın beni de it köpeğin ortasına atarlar ve üstüne oturduğum pislik deşifre edilirse hepten zavallı bir duruma düşerim korkun, ayıp ve açığın yok ise, bizlere bir açıklama yapmalı değil misin EY AKBABA!
ORTAKLARIN SANA UCUZ BİR ASİST YAPMIŞ VE SENDE ÜZERİNDE ŞEHVETLE TEPİNİYOR, YAZAN VE YAYINLAYANLARA OKKALI CULUŞLAR GÖNDERİYORSUN EY AKBABA!

MECLİS KARNESİ!
Bababa babaaaaa baaaaaaaaa!
Şu tumturaklı cümleye bakar mısınız? Milletvekillerinin Meclis karnesi!?
Eeeeee, ne gösteriyor bu karne?!
Bu ucuz ve ahlaksız kurguya göre bize deniyor ki ey salak millet!
Bütün güç, kuvvet ve kudret, tüm maddi ve manevi olanakları elinde bulunduran ve dolayısıyla tüm ülkeyi kafasına göre döndürüp duran iktidar partisi ve ortağının da eklenmesiyle toplamda 5 vekil sahibi durumundalar.
Karşı tarafta ise tam 60 yıldır iktidar olamamış ve BU İRRİTE TİPLER dolayısıyla olması da pek mümkün gibi görünmeyen bir partinin cahil, görgüsüz, kültürsüz, eğitimsiz, uydur gaydır türü bir diploma(!) sahibi cahil bir AKBABA bulunmakta!
VEEEEEE! Açıklanan karne tiyatrosu bizlere diyor ki; her ne kadar iktidar vekillerinin tamamının üniversite mezunu olduğu ve buna mukabil CHP’nin ise son derece kültürsüz, cahil, eğitimsiz ve diplomasız bir vekilinin Meclis karnesi tamının üzerinde olması bir kenara hepsinin toplamına da fersah fersah fark atmış iyi mi?
Bu salak ve ucuz kurguyu yiyenlere elbette afiyet olsun!
Artık masken düştü ve gerçek kimliğin bütün Malatyalıların bildiği bir ayrık otusun AKBABA!
Bu anlam da Yazıhan belediye başkanı Sayın Abdulvahap Göçer’i verdiği onurlu, şerefli, dürüst ve cüretkâr tavrı dolayısıyla tebrik ediyorum.
Bu zamana kadar sana karşı olan, seni eleştiren ve gerçek veli’nin bir AKBABA olduğunu, sanılandan daha farklı ve zehirli olduğunu yazan bir tek kişi ve yalnız bendim. Uzun zamandır bu anlamda büyük mücadeleler verdim.
Geçte olsa anlaşılmış olmanın ve bu anlamda karşına ciddi bir kitlenin çıktığını görmüş olmanın büyük mutluluğu içindeyim.
Bak AKBABA!
Beni mahkemeye vererek, ortaklarınla birlik olup pusuya düşürüp kumpaslar kurarak korkutup sindiremezsin!
Ayrıca AKBABA!
Karşıma, gazeteci diye koyacaklarını üst üste koy ve kendileriyle çarp yine dişimin kovuğunu bile doldurmayacağınıza sen, gazeteci müsveddelerin ve elbette Malatya halkı toptan şahitsiniz!
VEEE! CHP Malatya il başkanlığı ve Alevi Canlar!
Malatya’nın CHP medyası beni yakinen tanır, bilir ve AKP ile nasıl canhıraş bir mücadele verdiğimin en yakın tanığıdırlar. Selahattin Gürkan, İhsan Koca, Öznur Çalık, Süleyman Soylu başta olmak üzere hemen hepsi ile yollarımız dava, ceza ve kumpas bağlamında sık sık kesişmiştir!
Gelelim işin, içinden çıkılmaz garipliğine!
Az evvel de söylediğim gibi AKBABA için eleştirel yazılar yazan, yalanını, yanlışını ve ikircikli oynadığını; aslında kripto bir AKP’li olduğunu, tüm iş arkadaşlarının, iş ve mal ortaklarının büyük çoğunluğunu AKP’lilerin oluşturduğunu yazıp durdum.
Sıkı durun!
Başıma en büyük belanın geldiği, en ahlaksız kumpasın kurulduğu, haysiyetim, şerefim, onurum ve bir gazeteci ve yazar olarak toplumsal itibarıma suikast düzenlenen yer, Alevi canların ve CHP seçmeninin en yoğun olduğu Kürecik İlçemizdir.
Bakın, Sünnilerin yoğun olduğu bir yer değil!
Elbette o aşağılık kumpasa dolgu malzemesi olanlar, nasıl aşağılık şekilde kullanıldığını sonradan fark edenlerin varlığı, ayrı bir yazı konusu. Ancak o an itibarıyla kim için ve ne amaçla kandırılıp kullanıldığını bilmeyen ciddi bir kitle, benim ve küçük oğlumun canına kast etmekten tutunda haysiyetimizi, onur, şeref ve itibarımızı nasıl çiğnediklerinin farkında bile değillerdi.
Komut verilmişti bir kere ve ortadan kaldırılması; eli ve dili koparılması gereken, haysiyet, şahsiyet ve şerefi beş para etmez bir konuma indirgenecek, toplumsal saygınlığı ortadan kaldırılarak AKBABA VE ORTAKLARININ önleri tamamen açılacaktı!
KÜRECİKTE NELER YAŞANDI, BANA NASIL BİR PUSU KURULDU, KİMLER KULLANILDI DEFALARCA YAZDIM, CANLI YAYINLARDA AÇIKLADIM AMA TAMAMINI EN İNCE AYRINTISINA VARINCAYA KADAR BİR SONRA Kİ YAZIMDA, DETAYLI ŞEKİLDE YAZACAĞIM. HEYYY AKBABA, ARTIK BU ŞEHİRDE BARINAMAYACAKSIN!
Bilenler bilir, adeta can düşmanımdır AKP benim!
Hemen hemen hepimiz hemfikiriz AKP ile muhafazakâr kesimin pislikten pisliğe ve üstelik gırtlaklarına bile fersah fersah takla attırışla gardaş oldukları hususuna dair…
Dedim ya, AKP ile kan davalıyım diye!
Uzak olsam da Türkiye’den ve kendi sorunlarımla bin bir türlü ve canhıraş bir mücadele veriyor olsam da içkileştirdiğim İslam ve ülke sevdam, kalemimin kan damlamasına, kan davası gütmesine engel olamadığım gibi böyle bir niyetimin olmadığını da, muhatapları da içkinleştirsinler istiyorum.
Görülecek daha çok hesabımız var…!
Turgut Özal ile başlayan seksenlerin başında ki özgür alan, ifade ve İslamcılık boy vermeye başladı doksanların başı ve ortalarında.
Pıtırak gibi doğan ve çoğalan cemaatler, tarikatlar, İslam’i vakıf, dernek ve yapılanmalar boylarından, çaplarından ve dahası niyet ve amaçlarından hem fersah fersah büyük ve hem de sapkın iddia ve açıklamalar yapıyorlardı, gelecek milenyum için…
Küfür, kafir ve zındık! TC Cumhuriyeti, Laik ve Kemalist sistemle görecekleri bir davaları, kan davaları vardı zira mevcut sistem ‘’ Darul Harp ‘’ idi ve hesap, alabildiğine büyük ve derin idi…
Doksanları ortaları ve ben bir şekilde yolları ‘’ İslam’i dayanışma vakfı ‘’ adı altında teşekkül etmiş ve ‘’HINCAK VE TAŞNAK ‘’ gibi hareket eden, TC ile görülecek kan davamız var, bu ülke ve bu yönetim şekli küfür ve savunanların da alayı kafirdir; bu devlete polis ve asker olmak şöyle dursun vergi vermek bile caiz değildir; elektrik ve su parası bile ödemek zinhar kerihtir deyip elektrik nasıl çalınır ve su vanaları nasıl sıfırlanır diye özel eğitimler veren salyasümük şarlatan Ramo, kasıp kavuruyordu Malatya’yı…
Sadece bu salya sümük ve ‘’ İslam’i dayanışma vakfı ‘’ adı altında teşekkül etmiş olan köksüz ve ya kökü dışarda ki şer şebekesi miydi bu ülkenin ve devletin aleyhine çalışan?!
Ne mümkün efendim ne mümkün…
Büyük resme, geldiğimiz vahim sürecin sonunda bakıp her birinin İslam ve Müslümanlar için birer baş belası olan Erbakan, Fetullah Gülen, Menzil, Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı, Mahmut efendi ve Cüppeli adıyla arzı endam edecek bir sürü amorf çıkıntı, meydanların boş olması hasebiyle nasıl gaz veriyorlardı millete…
Öyle ya!
İstiklal Mahkemeleri İslam ve Müslümanlar! İle büyük mücadele vermiş, dilimizi elimizden almış, Cuma’mızı Pazar ve Fes’imizi Şapkaya çevirmiş, bir şapka uğruna binlerce! Âlim, Hoca, Molla asmış! Ve Camilerimizi ahıra çevirmemiş miydi..!!?
Bir günde cahil kalmıştık kutsal’ dilimiz elimizden alınarak!
Osmanlı’nın, dört bir tarafında! Matbaaların varlığı dolayısıyla toplam nüfusun %%3 ila %7’si okur yazar olan bir millet, fasikül fasikül! Basılan kitapları okumak! İçin sıraya girmiş, ülkenin dört bir tarafı münevver kaynar iken dil devrimi ile bir gecede bu devasa membaın dili ve ayakları kesilmişti!
Salya sümük Ramo, biz Malatyalılara, diğer salya sümük Fetö İzmir’de, ötekileri İstanbul’da ve Ankara’da Erbakan’ın adeta militan gibi sağa ve sola gönderdiği Hasan Mezarcı, Şevki Yılmaz, Şükrü Karatepe, Fetullah Erbaş… Hocaları olan Erbakan’dan aldıkları terbiye! Ve eğitim sonrası ülkede alan üstüne alan ve mevzi üzerine mevzi kazanıyorlardı!
Halk, galeyana getirilmiş ve cahillikleri dibine kadar istismar edilerek yalan, yanlış, iftira, haksızlık ve namussuzluk adına ne varsa hepsi İslam, Sünnet, Ehli sünnet, Ümmet, Ensar sosuna batırılmış, her gün soluksuz ve mebzul miktar, zihinlere, aralıksız enjekte ediliyordu.
Anlatılan din ve tarih ile realite arasında zerre kadar bile sahicilik ve samimiyet bağı bulunmayan genişçe bir kitle, proje olan AKP’nin servet, şehvet, şöhret gibi baş döndüren tuzak kollarına teslim edileceklerdi…
AKP için mebzul miktar malzeme Erbakan’ın ‘’ Anadolu Aslanları – Akıncılar- MTTB – Milli Görüş ‘’ gibi azılı dişliler arasında öğütülüyor, işleniyor ve AKP’nin tepe tepe kullanacağı bir kıvam ve yumuşaklığa döndürülüyorlardı!
Zaten Kurgu da böyle değil miydi?
Erbakan ve Refah partisi, Erdoğan ve AKP ve ikisi arasında tam orta yere entegre edilen Fetullah Gülen ‘’ DÜŞMAN AMA KARDEŞ ‘’ olduklarını müthiş bir ustalıkla! Cahil kitleden saklamayı başarmışlardı!
İlmek ilmek işleniyordu, saf Anadolu insanı, TC’ye karşı!
Moda olmuştu Darul Harp ve elektrik hırsızlığı, su hırsızlığı, vergi hırsızlığı bir ‘’ İBADET ‘’ bilinciyle yapılıyordu! Hırsızlığın, ibadet şuuruyla devreye sokulması için müthiş bir hatip, müthiş bir kaporta sahibi kişi, cezbediyordu tüm Malatya’yı ve ülkeyi!
Hoca’m diyerek tapınan ve sterilize bir saygı, sevgi ve hürmet ile KÜLT haline getirilmiş olan Ramo, hızını alamayıp milletin zekatını, fitresi ve kurbanlıklarına kadar göz dikmiş ve biz gençleri mahalle mahalle sevk ederek ‘’ İslam’i camia ve cemaat ‘’ adı altında parsayı kökünden götürüyordu.
Milletin dini duygularını istismar etmek için TC tabirinin yanına Diyanet ve THY’yi de alarak bu ‘’ Kafir ve küfür kurumlarına kurban vermek haramdır! İddiasını bir motto ve metafor gibi kullanan Ramo, son derece başarılı bir alan, kitle ve rakam elde etmişti…,
Profesör, Alim, Hoca efendi gibi tabirler ve taltifler ile tahkim edilen bu tipler Şevki Yılmaz’ın vaazlarıyla, Hasan Mezarcı’nın kavgamın perde arkası, Mehmet Doğan’ın Batılılaşma ihaneti, Hasan Hüseyin Ceylan’ın Büyük Oyun adlı kitaplarıyla tamamen kıvama getiriliyorlardı.
PROJE SON DERECE BÜYÜKTÜ! TC KAFİRDİ VE ORTADAN KALDIRILMASI GEREKİYORDU!
En küçük bir yol kazasına bile tahammül edemiyordu egemen güçler ve dolayısıyla projeye, ülkenin bütün katmanları dahil edilmeliydi!
Öyle ya, 1974 Kıbrıs çıkarmasında kahraman! Erbakan’ın partneri Ecevit’i ve dolayısıyla Atatürkçü! Laik, CHP’li ve Sekülerist zümreyi de olayın tam karşısına ve elbette DÜŞMAN VE KARDEŞ formatıyla yerleştirdiniz mi, tadından yenilmez hale geliyordu ve oltaya takılmayacak kişi, gurup, mezhep ve etnisite kalmamıştı!
Son halka, ülkücüler de ‘’ Erkek ve Ürkek ‘’ mottosuyla katılmış ve monte edilmişlerdi trenin vagonuna!
Derken müthiş bir oyun sergilendi 28 Şubat ismiyle!
Boncuk boncuk terleyen ve terletilen güzelim! Erbakan, salya sümük ağlatılan, mağdur edilen ramo, kapatılan imam hatipler dolayısıyla isyan sesi yükseltilen muhafazakâr kesim ve elbette üniversite kapılarında kan ağlatılan tesettürlü kızlar ve gençler ile olay, tam kıvamına getirilmişti!
Dedik ya en küçük bir aksamaya mahal vermemek gerekiyordu ve dolayısıyla olaya biraz kan, biraz barbarlık ve elbette vahşet gerekiyordu!
‘’ Şeytani Ayetler ‘’ ne kadar dolu ve elverişli bir malzemeydi değil mi?!
Perdenin sahneleneceği yer olarak Alevilerin, Sünnilerin ve elbette Ülkücülerin harman olduğu Sivas seçilmişti ve o dönem Sivas belediyesi ise BİNGO! Erbakan ve daha doğru ifadesiyle ‘’ Mücahit Erbakan’ın Refah partisindeydi!
Her şey en ince ayrıntısına varıncaya kadar hesap edilmişti!
TC kâfirdi ve ortadan kaldırılmalıydı!
Bir kez daha söylüyorum proje, bahsini yaptığım tiplerin üretip sahneleyeceği türden basit değildi ve ülkenin bütün katmanları bile isteye ve seve seve kurgunun, senaryo ve sahnenin figüranları ve dekorun gönüllü neferleriydiler…
İstanbul belediye başkanı olan Erdoğan ise ihaleye fesat, zimmete para geçirme, yolsuzluk gibi bir sürü suç iddiasıyla dosya üstüne dosya ve dava üstüne dava açıldığı bir esnada hooooppppp! Şiir okudun ve Anayasal düzene başkaldırdın! İddiasıyla biran da kahramana dönüştürülmez mi?!
Öyle ya, hazır kıvama getirilmiş millete,
‘’kabul edilmiş dua ve kabul edilmiş muhterem, Müslüman ve yürekli bir lider gerekmiyor muydu!
Bulmuş ve anında kurguya entegre etmişti büyük oyunun senaristleri ve zaten diğerinin de başı yargı ile belada olduğundan, pazarlık hakkı ne mümkün!
Aç, açık, görgüsüz, cahil, itilmiş ve kakılmış bir zümreye ‘’ Kurtuluşun yolu görünmüştü ‘’ AK PARTİ KURULMUŞ VE O ÇEHRENİN YÜZ AKI OLACAK; ALINMIŞ, ÇALINMIŞ VE YOK SAYILMIŞ BİR ÇEVRE VE KİTLENİN ‘’ MÜSLÜMANLARIN ‘’ HAKLARI İADE EDİLECEKTİ, İADEİ İTİBAR!
Hem öyle demiyor muydu Atatürkçü, Laik, Sekülerist ve aydın Türkan Saylan ‘’ Ülkenin sahibi bizleriz ve bizler sizlere ne kadarını münasip görmüşsek, size ancak o kadarı var ‘’ demiş ve bu asist, özel yetiştirilmiş kesim için biçilmiş kaftandı.
Elbette Çevir Bir! İsme bakar mısınız? Hem Çevik hem de Bir!
Sadece o mu!? Hem Özden ve hem Örnek! Hem Vur-al hem Savaş! Hem Nuh, hem Mete ve hem de Yüksel! İnci taneleri, taaaa o zamanlarda dizilmişti..!
28 Şubat bin yıl sürecek; elbette Yargıtay, Sayıştay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi, HSYK… Aydın Alevilerle doldurulacaktı ve karanlık, yobaz, barbar, vahşi, kara çarşaflı kara Fatmalara teslim edilmeyecek türü açıklamalar yapılarak sol kesim karpuz gibi ayrıştırılmış ve son derece keskinleştirilmişti.
Bir kitaba dönüştürme çalışmalarıma konu olan bir sürü başka sansasyonel olaylar ve kişilerle olay her geçen gün daha bir köpürtülüyor ve daha bir kaynatılıyordu. Isı, tahammül edilenin üzerine çıkmıştı!
Tam bu esnada Anadolu’nun bağrından çıkmış cevval, sözünü esirgemeyen, Müslüman ve cüretkâr bir babayiğit çıkmış, AK PARTİYİ kurmuş ve büyük büyük vaatlerde bulunuyordu!
İroni yapıyorum ya hu, adamın ne böyle bir karakteri ne böyle meziyetleri yoktu elbette!
Geçen on sene içerisinde kendisinin babası olan Erbakan’ın başını çektiği siyasi odak ve yine köksüzlerin oluşturduğu ve modern Lawrencelerin de başlarına geçirtildiği tarikatlar, cemaatler, vakıf ve dernekler eliyle kıvama getirilmiş hazır bir kitle zaten vardı ve piyasaya lider diye odun konulsa, peşine takılmaya hazırdılar.
İktidarda kaldıkları süre boyunca Batı, her türlü imkân ve olanakları sonuna kadar kullanımına soktukları bu kesim, medyayı da teslim alarak bütün kitleleri illüzyona tabi tutmaktaydılar.
Hem babası Erbakan dememiş miydi 28 Şubat bir medya darbesidir diye!
Profesyonel proje ve senaryo, kusursuz devam ediyordu.
Makamlar, mevkiler ve koltuklar varoşların itilmiş, kakılmış, horlanmış ve bir bisikleti bile olmamış varoş çocuklarına teslim ediliyorlardı.
Kadın sesi haramdır! Kadın ile tokalaşmak haramdır diyen kitle, modern ve mini etekli sekreterler ile çalışırken ‘’ bütün yelkenler fora ve mal bulmuş mağribi ‘’ kabilinden her şeylerini sere serpe koyuverdi ortaya, zavallı kitle!
Servet, şehvet ve şöhret çukuru uyuşturucu ile birleşince yaşanmamış hiçbir şey kalmamıştı!
Öyle ki il başkanlıklarında muhafazakâr kardeşlerim gurup seks yapıyor ‘’ kocanı cezaevinden çıkaracağız, babana iş vereceğiz, abine terfi ve tayin kapısını açacağız ‘’ diyerek tesettürlü bacılarına olmadık muameleleri reva görüyorlardı…
Kıbrıs, Ukrayna, Kırım ve Batum gezileri de sadece duygusal olup saf ve temiz ticari girişimleriydi varoşların muhafazakâr kesiminin…
Su’dan çıkmış balık gibiydi sonradan görme, görgüsüz kitle ve haliyle her şeyin üzerine sazan kesildi ahmaklar…
Her boku sınırsız, sorumsuz, duyarsız ve bilinçsiz şekilde kullanır, çalar, stoklar ve yaşarlarken kayda alındıkları, düşünemeyecekleri derece de eğitim, birikim, tecrübe ama özellikle de iman ve samimiyet gerektiren konular arasındaydılar.
Şimdi ise isimleri Rumeysa olan, Mehmet Akif olan ve muhafazakâr kesim ve ailelerin çocukları, tanrılara kurban veriliyordu!
Anlaşıldı, kavga büyük ve senaryoda ciddi değişimler yaşanacak!
Bakalım salya sümük Ramo ve tayfasına, AKP il ve ilçe başkanlıklarına ne zaman el atılacak ve kimler it ve çakalların önlerine atılacak ibret, mutluluk ve şaşkınlık arasında izleyeceğiz…
bir sürü çağdaş Lawrence, bir sürü şaklabanın hoca, alim ve profesör ve elbette ciddiyetsiz, samimiyetsiz, cibilliyetsiz, imansız ve kitapsız kitleyi hesaba katarsak,
İnanın bana suçun en azı AKP’nin…!
İletişim psikolojisi ve psikoloji de iletişimin anlam ve rolü, insanların birbirleriyle kurdukları iletişimin zihinsel, duygusal ve davranışsal boyutlarını ele alması dolayısıyla hayatiyet içermektedir.
Konuyu, anlam ve önemini daha bir öne çıkaracak şekilde izah edecek olursak “Ne söylediğimiz” kadar “nasıl söylediğimizi” bilmek, tartmak, getiri ve götürü muhasebesine özel bir anlam yüklemek zorundayız.
Böyle bir kritik “neden böyle tepki aldığımızı ve aldığımız tepkilere verdiğimiz cevaplar ve yaklaşımları ve “karşı tarafın sözleri bizde hangi psikolojik mekanizmaları tetiklediğini” anlamamızı sağlar. Güncel yaşamın ve hızlı döngü yoğunluğu içinde sağlıklı ilişkiler kurmak, anlaşmazlıkları çözmek ve kendimizi doğru ifade etmek için iletişim psikolojisi bir lüks değil, bir zarurete dönüşmüştür.
.
İletişim Psikolojisinin Önemi
Evvela insana, kendisini doğru ifade etmeyi öğretir!
Şayet insan kendisini, duygu ve dürtü olarak histerik çıkışlara sebebiyet veren taraflarını keşfedip kontrol altına alamadığı zaman, sakat ve sancılı bir iletişim doğacağı sürpriz değildir. Hemen bütün sakat çıktıların menbaı da işte burasıdır.
İşte bu sebepledir ki iletişim psikolojisi, bireyin duygusal farkındalığını artırarak ne hissettiğini tanımlamasını sağlar. Bu da, daha net ve sağlıklı bir iletişimin kurmanın önemini belirleyip kapısını açar.
Ve yine iletişim psikolojisi, karşıdakini anlama becerisini, yaklaşım sabrını ve ön yargılardan arınmayı geliştirir.
Empati, sadece “kendimizi başkası yerine koymak” değildir; karşıdakinin duygusal durumunu anlamak ve bunu iletişimde hesaba katmak demektir. Yani daha detaylı, daha merhamet odaklı olup çatışmaları azaltır ve ilişkileri güçlendirir.
Çatışma yönetimini kolaylaştırır!
İletişim psikolojisini bilen birey, tartışmanın en koyu ve en şiddetli zamanlarında bile duyguların nasıl yükseldiğini, ajitatif eylem ve söylemlerin neler olduğunu ve bunların sonucunda hangi semptomların devreye girerek içinden çıkılmaz bir durumun meydana geleceğini bilen kişidir.
İşte bu bilgi daha sonra ‘’ konu, tartışma ve gerilime hangi zaman, boyut ve tonda ara verilmesi, soğutulup uzaklaşmasınıda en iyi bilen kişiyi yaratır.
İkili ve toplumsal ilişkilerde güven tesis eder.
Sağlıklı iletişim en çokta güven veren ortamlarda zuhur eder. Açık, samimi ve tutarlı bir iletişim tarzı, hem romantik hem sosyal ilişkilerde derin bağların oluşmasına, paylaşım ve bölüşümlerin büyüklüğüne kaynaklık etmekle birlikte uzun soluklu dostluklar ve ilişkilere zemin hazırlar.
En önemlilerinden birisi, kişisel gelişimi destekler.
Kişi, düzenli olarak iletişim davranışını ve psikolojisini denetleyip gözlemlemeyi öğrendikçe öz eleştiri becerisi artar. Gerek kendi iç dünyasında ve gerekse karşı dünyadan söz, fiil ve duygusal bağlamda gönderilen olumluluklar, stres yönetimini geliştirir ve olgunlaşma süreci hızlanır.
Bu anlamda hayati uyarılar!
Pratik hayatın mutlaka gereksinim duyduğu temel prensipler vardır. Bunlar, günlük hayatımızda uygulayabileceğimiz somut davranışlara dönüştürmeye yardımcı olacak önemli ikazlardır:
Kin, öfke ve şiddet!
İnsan, yukarıda bahsini yaptığım tetikleyici unsurlar dolayısıyla duyguları kabaran bir varlıktır. Bu durum beynin, rasyonel düşünmesini ve aynı ölçekte komutlar vermesini zorlaştırmaktadır.
Öyle ki: Sinirliyken gönderdiğiniz bir mesaj, söylediğiniz basit gibi görünen tek bir cümle, yıllarca kapanmayan travmatik sorunlar yaratabilir.
Duyu ile anlam karmaşası.
İşte bu sebepledir ki insan duyduğunu değil, “anladığını” cevaplamalıdır.
Karşı tarafı dinlerken kılıçlarını, silahlarını ve kalkanlarını kuşanmış bir kişinin karşı tarafı dinlemesi ama özellikle de ifade edilmek istenilen gerçek meramın içeriğine nüfuz edebilmesi zaten olanaksızıdır.
Bu sebeple asıl ve asal olan, karşı tarafın söylediğini hemen yorumlamak yerine önce, gerçekten ne demek istediğini kavramaya çalışmak olmalıdır.
Ve yine bu anlamda ana kural: “Şu an seni doğru mu anladım?” sağlıklı bir iletişim psikolojisinin başlama tümcesidir.
Sabır, sükûnet ve susmanın gücünü küçümsememe ve keşfetme.
İnsan her zaman konuşmak zorunda değildir. Her şeye cevap vermek gibi bir zorunluluk ve yükümlülüğümüzün olmadığını da bilmek ve birkaç saniyelik duraklama bile iletişimdeki gerginliği düşürür.
Bu anlamda altın anahtar: Cevap vermeden önce 3 saniye beklemek, iç muhasebe ve bilinçli bir kontrolü devreye sokacaktır ki, bu bekleyiş büyük kırılma, yarılma ve kavgaların önünü almaktadır.
Yargılamak yerine anlama, anlamlandırma ve betimleme.
“Sen böylesin, hep böyle yapıyorsun, değişmiyorsun” gibi yargılayıcı ve kategorize eden ifadeler, karşı tarafta gerginlik meydana getirip onu savunmaya iter.
Bunun yerine: “Bu davranış bende şöyle bir his oluşturdu” demek hem yumuşak bir geçişi sağlar ve hem de iletişimi anlamlı bir düzey ve düzleme taşır.
Gizli öfke taşımak.
Herhangi bir olaydan kaynaklı muhataba karşın sessiz kalıp içten içe kin, öfke ve hırs biriktirmek, iletişimi zehirler. İşte bu sebepledir ki buranın da kilometre taşı, sorunun büyümeden konuşulmasıdır.
Unutmayalım ki zihin okunmaz; söylemediğiniz şey duyulmaz ve anlaşılmaz. Kendinizi sakin, yalın ve histerik dürtülerden arındırarak ifade etmeniz hayati değer taşımaktadır.
Dijital iletişim ve yazı ton eksikliğidir.
Mesajlar yoluyla kurulan iletişim yağsız, tatsız ve lezzetsizdir. İçerisinde duyguyu tam taşımaz; yanlış anlaşılmaya çok açıktır. Bu sebeple anlamlı, önemli ve ivedi tüm konuları yüz yüze veya sesli konuşmaya özen gösterilmelidir.
Karşı tarafı ve duygularını küçümsemek.
İletişim kurduğumuz kişinin bizi anlama formatına ve bu iletişimi kurduğumuz zaman ki psikolojik eğilimine ayrıca dikkat etmek gerekir. “Abartıyorsun”, “çok hassassın” gibi cümleler iletişimi koparır. İletişim ve yaklaşım “Bunu böyle hissettiğini duyduğuma üzüldüm, cümlesiyle devam ederse, bağ ve derinlik hiç kaybolmayacaktır.
Kendini ve sınırlarını net şekilde ortaya koy.
Sınır koymayan kişi bir süre sonra kırılır ve patlar. Her şeye müsait olmadığınızı ve dolayısıyla gerektiğinde “Hayır” demenin kişisel saldırı değil, öz saygının ifadesi olduğunu kendiniz ve karşı tarafa hissettirmeniz de önemli aktörler arasındadır.
Niyet ile etki farkını fark et.
Sen, iyi niyetle bir cümle kurmuş olabilirsin ama etkisi karşı tarafta farklı olabilir. Bundan sebep doğacak etkiyi de hesaba katmak iletişim ve kişisel olgunluğun göstergesidir.
Cevap hazırlamak için dinlemenin bir hastalık olduğunu kavramak.
Çoğu kişi karşıdakini dinlerken aslında nasıl cevap vereceğini düşünür. Anlamak hesap içerisinde bile değildir. Bu durum sağlıklı ve çözüm odaklı bir iletişimi sabote eder. Önce anlamaya çalış, sonra yanıt ver.
Hülasa!
İletişim psikolojisi, insan ilişkilerinin temel yapı taşlarından biridir. Hem kendimizi tanımamızı hem de karşımızdaki insanın davranışlarının arka planını anlayabilmemizi sağlar. İyi bir iletişim becerisi doğuştan gelmez; öğrenilir, uygulanır ve zamanla gelişir. Hayatının her alanında — işte, ailede, arkadaş çevrende, ilişkinle — daha sağlıklı bağlar kurmak istiyorsak bu alanın ilkelerini günlük hayatına bilinçli şekilde entegre etmeliyiz.
İletişim güçlendiğinde sadece ilişkiler değil, hayat kalitemizi de yükselir.
“Kullarıma söyle: En güzel sözü söylesinler.” Ya da sözü en güzel formda söylesinler
İsrâ Suresi 53
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının.” Bilgi ve belge odaklı konuşun.
Hucurât Suresi 12
Psikolojik olarak karşılığı: İletişimde “varsayım, kuruntu, niyet okuma” çatışmaların baş sebebidir.
Hucurât Suresi 6 “Bir fasık size haber getirirse doğruluğunu araştırın.” Yani Duyduğuna değil, doğrulanabilir olana göre hareket et.
“Konuştuğunuz zaman adil olun.”
— En’âm Suresi 152
Öyle ki kızgınken bile hakkı ve hakka uygun konuşmak.
“Birbirinizi alaya almayın… Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın.”
— Hucurât Suresi 11
Ayet, İletişimi zehirleyen davranışları kesin biçimde yasaklanıyor.
“Birbirinizin gıybetini yapmayın. Bu, ölü kardeşinizin etini yemek gibidir.”
— Hucurât Suresi 12
Psikolojik arka planı: Dedikodu, fitne toplumsal bağları yok eder; güvensizlik yaratır.
“Sözleşmeye sadık kalın.”
— İsrâ Suresi 34
Güvenli iletişim, tutarlılıkla başlar.
“Onlar boş ve faydasız sözlerden yüz çevirirler.”
— Müminûn Suresi 3
Gereksiz tartışmalar yaratma ve büyütme; insan kalbini yoran tartışma iletişimlerden uzak dur.
“Yürüyüşünde mütevazı ol; sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.”
— Lokman Suresi 19
🔹 Psikolojik arka plan: Agresif ton = agresif duygu aktarımı ve yanlış anlama, anlaşılma, gerilim, kavga, kırılma..
“Onlar öfkelerini kontrol eder ve insanları affederler.”
— Âl-i İmrân Suresi 134
“Sözünüzde doğru olun.”
— Ahzab Suresi 70
Yanlı, abartılı veya manipülatif iletişim kurmak yasak demektir!
Bu prensipler, modern psikolojiden binlerce yıl ortaya konmuş şaşmaz doğrular ve şaşmaz öğretilerdir!
Hakikaten kimsenin putuna dokunamıyorsunuz, basıyor anında yaygarayı. Herkes başkasının, karşı mahallenin putuna İbrahim olmakla kalmamış kendi dogmasını / partisini mutlak doğru ve yani din edinmiş ve liderini dokunulmaz, dil uzatılmaz ve uzatılamaz ve yani Tanrı edinmiş durumda.
Sizin; kaç partiyi, kaç lideri, kaç STK, kuruluş ve başkanı karşınıza aldığınızın ve onlarla nasıl büyük savaşlar verdiğiniz hiç umurunda bile olmadığı tipler vardır. Sizin verdiğiniz bu ilke, ahlak ve dolayısıyla Tevhidi mücadelenizde sırtınızı sıvazlayan, gaz veren ve kendi aciz egosunu sizin üzerinizde tatmin eden bu zavallı güruh, kendisinin partisini, dinini ve lider diyerek putlaştırdığı kişiyi iki cümle konu edindiğiniz an ortaya çıkarıveriyor gerçek kimliğini.
Vuruyor size belden aşağı bu birkaç yüzlü kişiler. Sana şunu şunu, şunları ve bunları verdik ve yaptık diyerek diş gösterip sakladıkları gerçek kimliklerini, niyet ve karakterlerini ortaya seriveriyorlar bir anda.
Üç kuruş üzerinden sizi teslim aldığını ve kendilerine köle yaptığını zanneden bu güruh; verdiklerinin kat be katını aldıklarını göremeyecek kadar şuursuz, vicdansız, hukuk ve ahlaktan yoksun olmaları dolayısıyla bel altından vurmaya devam ediyorlar.
Dedim ya bunların din edindikleri partileri ve İlah edindikleri liderlerine dokundukları an açık ediyorlar İslam’i mi yoksa çıkar şebekesi olduklarını…
Sosyal medya hesaplarımız üzerinden Junior Erbakan’ın bir il gezisi sırasında tam bir Tanrı gibi karşılanıp kutsandığı videoyu ‘’ BABA ERBAKAN’DAN JUNİOR ERDOĞAN’A, SAADET PARTİSİNDEN AKP’YE SİRAYET EDEN ŞİRK SARMALI ‘’ başlığı ile paylaştım.
Vay anam vay!
Bunu paylaşan sen misin?!
Düne kadar açtığım her cephe ve verdiğim en sert mücadeleme alkış tutanlar, cevval bir düşman kesiliverdiler bir anda!
Telefon açıp ‘’ Bu nasıl bir paylaşım ‘’ diyecek kadar gözleri kör, vicdan ve akıl tutulmasından habersiz, sanki mal ve köleleri ile muhatap oluyorlarmış gibi pervasızlık, gırla gitmeye başladı.
Oysa haberin, video ve içeriğin doğru olup olmadığı, Kuran ile çelişip savaştığı hiç birisinin umurunda bile değildi. Sadece Dinleri ve Tanrılarına dil uzatmış bir küstah muamelesine tabi tutulmuştum…
Erbakan’a zinhar dil uzatılamazmış zira böyle bir şeye tevessül sayısız şeye savaş ilan etme anlamını ihtiva ediyor olması dolayısıyla koca bir ihanet anlamına geliyormuş! Dedik ya parti din ve Erbakan Tanrı ilan edilmişti diye…
Oysa Türkiye’nin bugün ki felaketinin kuluçka merkezi dönemin Refah partisi ( Şimdi ki Saadet ) ve yine Erbakan’ın dizi dibi ve eteğinde büyüyen kişiler eliyle yaşandığı, yaşatıldığı umurlarında olmadığı gibi görmeleri mümkün olmayan bir beyin yıkanmışlığı, uyuşturulmuşluk halinin bir tezahürü olduğunu kime ne kadar anlatabilirim ki?!
Onlara göre büyük, kebair, ekber bir günah işlemiş, zinhar söz söylenmesi, en küçük bir saygısızlığın bile yapılması mümkün olmayan Saadet partisi dini ve onun Tanrısı Erbakan’a dil uzatmış olmanın vebalini hatırlatıp durmakla birlikte aba altından sopa gösterileri ile geçirdim geceyi.
Dahası, bu küçük Tanrı parçacığı Junior Erbakan ve partisi ile kendilerinin nikahsız bir ilişkiyi gizli gizli götürdükleri, zina kabilinden halktan gizleyerek yaptıkları haram birliktelik içerisinde olduklarını biliyor olmamı ve yetmez kendilerinin de biliyor ama buna rağmen içlerine sindiriyor olmanın verdiği rezilliği de, bir parti rozeti gibi göğüslerinde taşıyor olmaları bile bir gurur vesilesidir kendileri için. İşte böyle bir rezillik böyle bir utanmazlık…
Din, Allah, Sancak, Minare, Haram, Melun diye diye milleti aldatan Şevki Yılmaz, Hasan Mezarcı, Hasan Hüseyin Ceylan, Şükrü Karatepe gibi tipleri ortaya salıp milleti aldatıp kandıran parti ve onun lideri, ülkeyi getirdikleri bu felaket ortamından bizler sorumlu değiliz diyerek elleri ve ağızlarını temizleyecekler öyle mi?
Hele hele de Kombassan, Yimpaş, Anadolu aslanları adı altında koca Avrupa’da bulunan Müslüman Türklerin felaketi olmuş kişiler temize çıktılar öyle mi?
Dahası SUMUD adı altında yine milletten toplanan yüz milyonlarca Euro, Frank, Dolar’ı götürüp elleriyle teslim edip dolaylı finans trasferi yapanlar İslam ve Müslüman pozuna yatacak ve o kuytu yerden bana ateş edecekler öyle mi?
Ya hu ben sizin cemaziyelevvelinizi bilirim!
Hele bekleyin, yakında toparladığım belgeleri uzun ve detaylı bir yazı dizisine çevirdiğim ‘’ AVRUPA SAADET’TE NELER OLUYOR NELER YAPIYOR ‘’ başlıklı yazılarım ile neler yazacak ve HANGİ BELGELERİ yayınlayacağım hep birlikte göreceğiz.
Şimdilik yazıma Allah’ın bir ayeti Celilesi ile son veriyorum!
(Hicr 15/94)
فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ
“SANA NE EMREDİLDİYSE BAŞLARINI ÇATLATIRCASINA ONLARA BİLDİR. MÜŞRİKLERE DE ALDIRMA.
Bu ayet ve emri gereği yapılması ve yazılması gerekenleri yapmaya ve yazmaya iman, inanç ve inatla devam edeceğim….
Vurur, hem öyle bir vurur ki, vurmaya en çok da kendisinin hakkı olduğunu bildiği an, tam on ikiden vurur gülüm.
Değil mi ki Aşk, insanın, kendi kalbinde kaybolma biçimidir. Bak, vurulacağım yeri, vuracağım yeri nasıl da hakkıyla tespit etmişim, değil mi özüm?
O HALDE KENDİMİ VURMAK EN ÇOK BENİM HAKKIM!
Amma, adam gibi sevmek, Aşk’ı, aşkın ve içkin yaşamak için ve kaybetmek için kendimi, evvelinde kendimi bulmak, akıl, kalp ve yürek arasında sıkı ve kopmaz ilişkileri keşfetmiş olmak, zaman ve mekândan bağımsız baş döndüren bir kıyımı, göze almak olduğunu da bilirim gülüm.
Kıyarım, sana kıymamak için kendime. Bir hiç ve yokmuş gibi…
Bilirim, kendisini bile bulmamış, yaş almış ama olgunlaşamamış yığınlara aşk, sevgi, hasret ve özlem desem ne çare!? Kendisini bile bulmamış dedim ya! Nasıl kaybetsin ki!?
Birini seversin, onu yeşertir onu büyütür, onu saklar ve onu gözetirsin. Sahip olmak ile ürkütüp kaçırmamak arasında avuçlarında kırılmasın, incinmesin diye tutmak ile bırakmak arası yürek okşantısı bir sarmal, daha bir kırar belimi…
İşte o sıkmamak, ürkütmemek, daraltmamak adına verdiğin canhıraş özveri sonrası geçer zaman ve geçtikçe anlarsın ki, aşk dediğin şey birine sahip olmak değil, birine ait hissetmekmiş.
Sonra dersin ki ey sevgili, sen…
Bir bakışta başlayan, bir sessizlikte büyüyen, bir vedada ölümsüzleşensin.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, ama hâlâ bazı cümlelerimi senin için koruyorum, kuruyorum, saklıyorum, sarılıp sahipleniyorum, seni özgür kılarken.
Bazı günler sıradan, bazı geceler sensiz, sessiz ve ölgün geçiyor,
ama içimde hep aynı şey yankılanıyor: “O Sensin”
Ve işte o aidiyet duygusu, senin adında kaldı.
Pahalı, çok pahalı, yakıp kavurucu şekilde öğreniyorsun özlem, sadece bir duygunun eksikliği değildir diye…
İnsanın, kendi bütünlüğünün yarısıdır aslında. Ve bazen ‘’yarısına neler vermem ki ‘’ deyip kaybın ne denli büyük olduğunu anlatmaya çalışırsın muhatabına da, ne çare…
Sen gidince anladım, ben gitmek zorunda kalınca anladım insan birini özlerken aslında kendi geçmişini özlüyormuş.
Seninle olan hâlimi, seninle gülen yanımı, seninle var olan beni…
Hepsi birer hatıra değil, birer eksiklik şimdi. Dedim ya, yarım kadar olmasına çok daha büyük şeyleri feda edeceğim bir eksiklik…
Ve sevgi…
Belki de en sessiz duygudur derler, yalan!
Çok sevdiğin kişiye, bazen en azını söylersin. Heba olup gitmesin diye gözün gibi gözünde saklayıp gözünden bile sakındığın mahrem sevgini ondan bile sakınır, gizler ve korursun. Ona karşı duyduğun sevgi olmasına rağmen, o senin sevgindi ve daha bir sahiplenirsin…
İşte bu sebeple sözlerimin yetersiz kaldığı yerde başlar gerçek sevgim.
Ve Sustum!
Aşk, özlem, hasret, sevgi…
Dört kelime, dört yara, dört nefes.
Hepsi sende başladı
ve belki de hiç bitmeyecek.
SEN, BENİM KENDİME YAPTIĞIM EN BÜYÜK İHANET!
SEN, BENİM KENDİME YAPTIĞIM EN BÜYÜK SAYGISIZLIĞIM VE SEN BENİM KENDİME YAPTIĞIM EN BÜYÜK VURGUN….