DOLAR

48,9603$%0,19

EURO

55,8789€%0,29

STERLİN

64,9626£%0,40

GRAM ALTIN

6.768,87%0,75

ÇEYREK ALTIN

11.017,00%0,18

Malatya AZ BULUTLU 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

GOOGLE’YE ÖFKE! KURTLAR KÖYLERE İNDİ!

Kapitalizmin ne ahlakı var ne hukuku! Kazanmak sonra kazanmak ve hep kazanmak! Kazanırken sadece ben merkezli olmak ve ahlakı, sorumluluğu ve hukuku hepten devre dışı bırakmak. Bu vahşeti sözde hukukun, ahlakın ve insani değerlerin egemen olduğu ülkelerde yaşamak ve buralarda tanıklık etmek!

BİR AVUÇ ŞİRKETİN BÜYÜME HIRSI, BİR ORMANIN SONU OLABİLİR Mİ?

Bir zamanlar ağaçların gökyüzüne uzandığı, kuşların yuva kurduğu, yabani hayvanların özgürce dolaştığı bir ormanı düşünün. Toprağın kokusunu, ağaçların gölgesini, dalların arasında hayat bulan canlıları düşünün. Sonra aynı yere bakın: Sökülmüş kökler, çamur deryasına dönmüş araziler, iş makinelerinin izleri ve sessizliğe gömülmüş bir doğa…

Peki, bütün bunlar ne uğruna?

Daha fazla teknoloji, daha büyük veri merkezleri, daha güçlü yapay zekâ sistemleri ve milyarlarca dolarlık yatırımlar uğruna…

Finlandiya’da Google’ın yapay zekâ altyapısını büyütmek amacıyla planlanan veri merkezi projeleri etrafında ortaya çıkan tartışma, tam da bu soruyu önümüze koyuyor: İnsanlık teknoloji üretiyor diye doğayı sınırsızca tüketme hakkına mı sahip oluyor?

The Guardian’ın haberine göre, Muhos’taki proje kapsamında yaklaşık 330 hektarlık alanda 250 bin ağacın kesildiği belirtiliyor. Otanmäki’deki sahada da yaklaşık 150 bin ağacın kesildiği tahmin ediliyor. Böylece iki bölgede kesildiği aktarılan ağaçların sayısı yaklaşık 400 bine ulaşıyor.

Bu rakamlar yalnızca ağaç sayısı değildir. Her ağaç, bir ekosistemin parçasıdır. Her orman, sayısız canlının yaşam alanıdır. Her doğal alan, insanın mülkiyet sınırlarını aşan bir yaşam zincirinin halkasıdır.

Bir şirket için arazi, yatırım planında işaretlenmiş bir alan olabilir. Bir mühendis için tesis kurulacak bir zemin olabilir. Bir finans yöneticisi için maliyet hesabına giren bir kalem olabilir.

Ama doğa için orası yaşamdır.

Ve yaşam, bir şirketin bilançosunda yazan rakamdan çok daha fazlasıdır.

KAZANMAK, HER ŞEYİ KAZANMAK MIDIR?

Kapitalizmin en sert eleştirilerinden biri, kâr arayışının sınır tanımadığı zamanlarda ortaya çıkar. Çünkü denetimsiz bir büyüme anlayışında soru giderek değişir: “Bunu yapmalı mıyız?” yerine “Bundan ne kadar kazanabiliriz?” sorusu geçer.

İşte asıl tehlike burada başlar.

Bir yatırımın getirisi hesaplanır. İnşaatın maliyeti hesaplanır. Enerji ihtiyacı hesaplanır. Veri işleme kapasitesi, sunucuların gücü ve yapay zekânın sağlayacağı ekonomik avantaj hesaplanır.

Peki ya kesilen ormanın bedeli?

Ya doğal yaşam alanlarının parçalanmasının maliyeti?

Ya su kaynaklarının zarar görme ihtimali?

Ya bölge halkının yıllarca yaşayacağı gürültü ve çevresel değişimin bedeli?

Ya bugün alınan kararların yarın çocuklarımızın önüne bırakacağı miras?

Bunlar da aynı ciddiyetle hesaplanıyor mu?

Bir yatırımın ekonomik büyüklüğü milyarlarca dolarla ifade edilebilir. Fakat doğada meydana gelen her kaybı aynı ölçüyle değerlendirmek mümkün değildir. Kesilmiş bir ağacın yerine yenisini dikmek, o ağacın yıllar içinde oluşturduğu bütün ekosistemi anında geri getirmez.

Çünkü orman, yalnızca gövdelerden ve yapraklardan ibaret değildir. Toprakla, suyla, mikroorganizmalarla, böceklerle, kuşlarla ve memelilerle birlikte yaşayan karmaşık bir bütündür.

Bir parçayı ortadan kaldırdığınızda, yalnızca o parçayı kaybetmezsiniz. Bazen bütün bir yaşam zincirinin dengesini değiştirirsiniz.

İşte büyüme hırsının göremediği en büyük gerçek budur: Doğanın kaybı, her zaman para ödenerek telafi edilebilen bir zarar değildir.

KURTLAR KÖYLERE İNİYORSA, DOĞADA BİR ŞEYLER DEĞİŞİYOR DEMEKTİR

Haberde bölge sakinleri, ormanların kesilmesiyle yabani hayvanların yaşam alanlarının daraldığını ve kurtların köylere yaklaşmaya başladığını anlatıyor.

Bölge sakini Anni Ranta’nın The Guardian’a aktardığı, “Ormandaki tüm vahşi hayvanlar uzaklaştığı için köye kurtlar gelmeye başladı” sözleri, yaşanan tartışmanın en çarpıcı ifadelerinden biri.

Elbette yaban hayvanlarının hareketlerini tek bir nedene bağlamak için bilimsel inceleme gerekir. Kurtların yerleşim yerlerine yaklaşmasında habitat değişikliği, besin kaynakları, mevsimsel koşullar ve başka etkenler rol oynayabilir. Ancak orman alanlarının büyük ölçekte değiştirilmesi, yaban hayatı üzerindeki olası etkilerin ciddi biçimde değerlendirilmesini zorunlu kılar.

Burada gözden kaçırılmaması gereken gerçek şudur: İnsan, doğanın sahibi olduğunu düşündüğü anda kendisini onun kurallarından bağımsız sanmaya başlayabilir.

Oysa orman, insanın istediği zaman susturabileceği bir alan değildir. Ormanların canlıları vardır. O canlıların da yaşam alanlarına, beslenme düzenlerine ve doğal hareket sahalarına ihtiyacı vardır.

Bir ormanı daraltıp sonra hayvanların neden yer değiştirdiğini sormak, sorunun yalnızca görünen yüzüne bakmaktır.

Asıl soru şudur: Doğanın dengesini değiştiren kararları alırken, o doğanın içinde yaşayan canlıları ne kadar hesaba katıyoruz?

Kurtların köylere yaklaşması, tek başına bütün ekolojik değişimi açıklamaz. Fakat bölge halkının bu yöndeki gözlemleri, bağımsız bilimsel değerlendirmeyi hak eden önemli bir uyarıdır.

İnsan doğaya müdahale ederken sonuçlarını hesaba katmazsa, o sonuçlar bir gün insanın kendi yaşam alanında da hissedilebilir.

Doğa, insanın ekonomik planlarına göre yaşamını yeniden düzenlemek zorunda değildir.

“BU TAM BİR KİBİR” SÖZÜNÜN ARDINDA NE VAR?

Haberde Muhos sakini Antti Jakonen’in şirketin çalışma biçimine yönelik sert eleştirileri ve Finlandiya Doğa Koruma Derneği Başkanı Hanna Halmeenpää’nın “Bu tam bir kibir ve inanılmaz” sözleri aktarılıyor.

Bu ifadeler, yalnızca bir veri merkezine duyulan tepkiyi değil, yerel toplulukların kendi yaşam alanları üzerinde söz sahibi olma beklentisini de yansıtıyor.

Bir şirket dünyanın öbür ucundan gelip büyük bir arazi satın alabilir. Yatırımını planlayabilir. Milyarlarca dolarlık kaynak ayırabilir. Fakat bunların hiçbiri, o bölgede yaşayan insanların kaygılarının önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Yatırım yapmak, çevresel ve toplumsal sorumluluklardan bağımsız bir ayrıcalık değildir.

Bir bölgede yaşayan insanların ormanla, suyla ve doğal çevreyle kurduğu bağ, yalnızca mülkiyet belgelerine bakılarak anlaşılamaz. İnsanların yaşadığı yer, aynı zamanda onların hayatlarının, anılarının ve gelecek beklentilerinin parçasıdır.

Bu nedenle büyük yatırımların başarısı yalnızca ne kadar hızlı tamamlandığıyla veya ne kadar gelir sağladığıyla ölçülmemelidir.

Yerel halkın kaygıları dikkate alınıyor mu?

Çevresel etkiler zamanında ve bilimsel biçimde değerlendiriliyor mu?

İnsanlara kararların gerekçeleri açıklanıyor mu?

Olası zararları önlemek için yeterli önlem alınıyor mu?

Bunlar yatırım sürecinin ayrılmaz parçaları olmalıdır.

Ekonomik güç, çevresindeki herkesi sessiz kalmaya mecbur bırakma hakkı vermez.

HUKUK VARSA, DENETİM NEDEN VAR?

Finlandiya Lisanslama ve Denetleme Kurumunun, Google’ın proje iştiraki Tuike Finland Oy’ye iki veri merkezi sahasındaki çevreyi önemli ölçüde değiştirebilecek hazırlık çalışmalarını durdurması yönünde müdahalede bulunduğu haberde aktarılıyor.

Yetkililerin açıklamalarına göre, ağaç kesimi, üst toprağın kaldırılması, şantiye yollarının ve depolama alanlarının oluşturulması ile hendek ve menfezlerde değişiklikler gibi çalışmaların çevresel etkileri değerlendirilmeliydi. Şirkete söz konusu hazırlık çalışmalarını durdurması için 23 Ekim’e kadar süre tanındığı belirtiliyor.

Şirketin Finlandiya’daki üst düzey yöneticisi ise geniş çaplı ağaç kesimi için gerekli yasal onayı aldıklarını düşündüklerini açıklamış.

Bu noktada hukuki sürecin bütün ayrıntılarını bilmeden kesin bir hükme varmak doğru olmaz. Ancak ortaya çıkan tablo, büyük yatırımlarda çevresel değerlendirmelerin hangi aşamada yapılması gerektiği ve izin süreçlerinin nasıl uygulanacağı konusundaki tartışmayı büyütüyor.

Hukukun varlığı, yalnızca şirketlerin belirli belgeleri alabilmesiyle ölçülmez. Hukukun işlevi, ekonomik faaliyetlerin topluma ve çevreye verebileceği zararları önlemek, riskleri değerlendirmek ve gerekli denetimi sağlamaktır.

Bir faaliyetin yasal olduğu düşünülse bile çevresel etkileri tartışılabilir. Bir izin verilmiş olsa bile izin koşullarının yerine getirilip getirilmediği incelenebilir. Bir yatırım ekonomik açıdan önemli olsa bile çevresel riskleri göz ardı edilemez.

Burada sorulması gereken, şirketin büyüklüğünün ne olduğu değil, herkes için geçerli kuralların gerçekten uygulanıp uygulanmadığıdır.

Hukuk, güçlü olanın önünü açan bir formaliteye indirgenmemeli; doğayı, insanı ve ortak yaşam alanlarını koruyan gerçek bir güvence olmalıdır.

SU KAHVERENGİYE DÖNÜYORSA, SORULAR DAHA DA BÜYÜMELİ

Haberde bölge sakinlerinin kesim alanından akan suların kahverengiye döndüğünü ve Oulujoki Nehri’ni besleyen derelerin kirlilikten etkilendiğini bildirdiği aktarılıyor.

Bu gözlemlerin gerçek nedeninin ve etkilerinin ortaya konulması için su kalitesi ölçümleri, saha incelemeleri ve bağımsız çevresel değerlendirmeler gerekir. Kahverengi su görüntüsü tek başına kirliliğin türünü veya kaynağını kesin olarak kanıtlamaz. Ancak arazi çalışmalarıyla aynı dönemde ortaya çıktığı bildirilen bu tür değişimler, göz ardı edilmemesi gereken işaretlerdir.

Çünkü su, doğanın en temel yaşam kaynaklarından biridir.

Bir derenin suyu yalnızca görüntüden ibaret değildir. O su, toprağın, bitkilerin, böceklerin, balıkların ve diğer canlıların yaşamını etkiler. Su sistemlerinde oluşabilecek değişiklikler, yalnızca bir noktada kalmayıp daha geniş bir alana yayılabilir.

Bu nedenle su kaynakları üzerindeki olası etkiler bağımsız biçimde incelenmeli, sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

Ne şirketin açıklaması tek başına bütün soruları kapatmalıdır ne de doğrulanmamış bir iddia kesin hüküm olarak kabul edilmelidir.

Gerçeğe ulaşmanın yolu ölçümden, denetimden ve şeffaflıktan geçer.

Doğanın verdiği işaretleri küçümsemek yerine anlamaya çalışmak, çevreye karşı sorumluluğun ilk şartıdır.

15 MİLYAR DOLARLIK YATIRIMIN BEDELİ NE?

Haberde Muhos ve Kajaani yakınlarında planlanan tesislerin, Google’ın 9 Eylül’de duyurduğu yaklaşık 15 milyar dolarlık yatırımın bir parçası olduğu belirtiliyor.

Bu büyüklük, yapay zekâ altyapısının ne kadar hızlı genişlediğini gösteren çarpıcı bir örnek.

Yapay zekâ; sağlık, eğitim, bilim, sanayi ve pek çok başka alanda önemli fırsatlar sunabilir. Veri merkezleri de bu altyapının çalışması için gerekli tesisler arasında yer alır. Ancak dijital dünyanın fiziksel bir karşılığı vardır.

Sunucuların kurulacağı araziler, ihtiyaç duyulan elektrik, soğutma sistemleri, su kullanımı, inşaat faaliyetleri ve enerji altyapısı gerçek dünyada yer kaplar ve kaynak tüketir.

Yapay zekâ ekranda birkaç saniyede bir cevap üretiyor diye, o cevabın arkasındaki fiziksel altyapı ortadan kaybolmaz.

Teknolojinin dijital olması, çevresel etkilerinin hayalî olduğu anlamına gelmez.

Asıl mesele, teknolojiye karşı çıkmak değildir. Asıl mesele, teknolojik ilerlemenin nasıl, hangi koşullarda ve hangi çevresel bedellerle gerçekleştirildiğini sorgulamaktır.

Eğer yapay zekâ insanlığın yaşamını kolaylaştırmak için geliştiriliyorsa, onun altyapısı da insanların ve diğer canlıların yaşamını koruyacak biçimde planlanmalıdır.

Aksi hâlde bir yerde teknolojik kapasite artarken başka bir yerde doğal yaşam alanları daralabilir. Bir yerde milyarlarca dolarlık ekonomik değer üretilirken başka bir yerde yerel topluluklar çevresel değişimin sonuçlarıyla baş başa kalabilir.

Bu ihtimalin önüne geçmek için çevresel etkiler yatırımın sonradan ele alınacak bir ayrıntısı değil, en başından itibaren planlamanın temel unsuru olmalıdır.

İlerleme, yalnızca daha fazlasını üretmek değil; üretirken neyi kaybettiğini de anlayabilmektir.

GOOGLE’IN ÖZRÜ VE AĞAÇLANDIRMA SÖZÜ YETERLİ Mİ?

Haberde Google’ın yaşanan tahribat nedeniyle özür dilediği, su kaynaklarını korumak için çalışacağını ve Muhos’taki yaklaşık 321 dönümlük alanı yeniden ağaçlandıracağını belirttiği aktarılıyor.

Bu adımların nasıl uygulanacağı, hangi alanları kapsayacağı ve ne ölçüde sonuç vereceği önem taşıyor.

Ağaçlandırma elbette değerlidir. Ancak yeni ağaçların dikilmesi, kesilen bir ormanın bütün özelliklerinin kısa sürede geri kazanılacağı anlamına gelmez.

Bir ormanın yeniden oluşması zaman ister. Toprağın yapısı, bitki çeşitliliği, canlıların geri dönüşü ve ekosistemin dengesi yıllar boyunca gelişen süreçlerdir. Üstelik yeni ağaçlandırmanın başarısı, yalnızca dikilen fidan sayısıyla değil, ağaçların yaşama oranı ve oluşan ekosistemin niteliğiyle de değerlendirilmelidir.

Bu nedenle kamuoyunun bilmesi gerekenler açıktır:

Ağaçlandırma planı hangi takvime göre uygulanacak?

Dikilecek ağaçların türleri ve ekolojik uygunluğu nasıl belirlenecek?

Su kaynaklarının korunması için hangi somut önlemler alınacak?

Kesim alanlarındaki çevresel etkiler kim tarafından ve nasıl denetlenecek?

Veri merkezi projelerinin uzun vadeli etkileri nasıl izlenecek?

Özür dilemek bir başlangıç olabilir. Ağaçlandırma taahhüdü de olumlu bir adım olabilir. Ancak güven, sözlerin somut uygulamalara dönüşmesiyle sağlanır.

Kaybedilen doğayı korumanın ilk şartı, kaybın büyüklüğünü kabul etmek; ikinci şartı ise aynı zararın tekrarlanmasını önlemektir.

NEW YORK’TAN FİNLANDİYA’YA AYNI SORU: BÜYÜME Mİ, YAŞANABİLİR BİR GELECEK Mİ?

Haberde New York Valisi Kathy Hochul’un büyük ölçekli veri merkezlerine yönelik yeni izinleri bir yıla kadar askıya alan bir kararname imzaladığı aktarılıyor. Açıklamasında ise New York’un yalnızca birinci olmasını değil, bunu doğru biçimde başarmasını istediğini belirtiyor.

Bu yaklaşımın işaret ettiği temel mesele önemlidir: Bir yatırımın büyüklüğü, hızının veya ekonomik getirisinin tek başına yeterli ölçüt olmadığı kabul edilmelidir.

Teknoloji alanında ülkeler ve şirketler arasında büyük bir rekabet yaşanabilir. Ancak rekabetin doğayı koruma, kaynakları verimli kullanma ve yerel toplulukların haklarını gözetme sorumluluğunu ortadan kaldırmaması gerekir.

Bir ülke teknoloji üretebilir, ekonomik büyüme sağlayabilir ve yeni altyapılar kurabilir. Fakat bütün bunları yaparken çevresel etkileri incelemek, olası zararları önlemek ve gerektiğinde projelerin koşullarını yeniden değerlendirmek de mümkündür.

Bu iki hedefin mutlaka birbirine düşman olması gerekmez.

Asıl mesele, ekonomik çıkarların her durumda diğer bütün değerlerin önüne geçirilip geçirilmediğidir.

Çünkü gelecek, yalnızca daha güçlü bilgisayarlar ve daha hızlı sistemler demek değildir. Gelecek aynı zamanda temiz su, sağlıklı toprak, korunmuş ormanlar ve insanların huzur içinde yaşayabileceği çevre demektir.

Teknoloji insanlığa hizmet etmelidir; insanlık yalnızca teknolojinin ihtiyaçlarını karşılamak için yaşamamalıdır.

SON SÖZ: DOĞA, KÂR TABLOSUNUN ALT SATIRI DEĞİLDİR!

Finlandiya’da yaşanan tartışma, yalnızca bir şirketin iki veri merkezi projesiyle sınırlı değildir. Bu olay, teknoloji yatırımlarının hangi ilkelerle yürütülmesi gerektiğine ilişkin daha geniş bir soruyu gündeme getiriyor.

Bir şirketin ekonomik hedefleri olabilir. Bir ülkenin yatırım çekme arzusu olabilir. Yapay zekâ altyapısına duyulan ihtiyaç da gerçek olabilir.

Ancak bütün bu hedefler, çevrenin korunması ve insanların yaşam alanlarına saygı gösterilmesi sorumluluğuyla birlikte değerlendirilmelidir.

Ormanların kesilmesiyle ilgili bildirilen rakamlar, köylülerin yaban hayatına ilişkin kaygıları, su kaynakları üzerindeki soru işaretleri ve Finlandiya’daki yetkililerin müdahalesi, bağımsız incelemeyi ve şeffaf açıklamaları gerektiren ciddi başlıklardır.

Bu başlıkların her biri bilimsel verilerle, çevresel değerlendirmelerle ve hukuki süreçlerle açıklığa kavuşturulmalıdır.

Fakat bütün bunların ötesinde, insanlığın kendisine sorması gereken ahlaki bir soru vardır:

Bir şeyi yapabiliyor olmamız, onu sonuçlarını düşünmeden yapma hakkına sahip olduğumuz anlamına gelir mi?

Bir ormanı kesebiliyor olmak, onu kesmenin bütün sonuçlarını göze almayı haklı çıkarır mı?

Bir araziyi satın almak, o arazinin ekolojik değerini önemsizleştirir mi?

Milyarlarca dolar yatırım yapmak, yerel halkın kaygılarını ikinci plana atmak için yeterli bir gerekçe midir?

Ve yapay zekâ insan hayatını kolaylaştırmak için geliştiriliyorsa, bu teknolojinin büyümesi uğruna doğanın ve diğer canlıların yaşam alanları ne ölçüde feda edilmelidir?

Bunlar teknoloji düşmanlığının değil, sorumluluk sahibi bir toplum olmanın sorularıdır.

Çünkü insanın aklıyla ürettiği her yeni araç, aynı zamanda o aracı nasıl kullanacağına ilişkin ahlaki bir sorumluluk doğurur.

Kazanç elbette önemlidir. Üretim, yatırım ve yenilik de önemlidir. Ancak bunların hiçbiri, doğanın sınırsız bir kaynak ve insan dışındaki canlıların önemsiz varlıklar olduğu düşüncesini meşrulaştıramaz.

Kârın hesabı yapılırken doğanın kaybı hesaba katılmıyorsa, o hesap eksiktir.

Hukuki izinler değerlendirilirken çevresel riskler göz ardı ediliyorsa, denetimin amacı yeniden sorgulanmalıdır.

Teknolojik ilerlemenin başarısı yalnızca büyüklükle ölçülüyorsa, insanlığın gerçekten ne kadar ilerlediği de tartışmaya açılmalıdır.

Bugün Finlandiya’daki ormanlarda yaşananlar, bize şu gerçeği hatırlatıyor: İnsan doğayı korumadan kendi geleceğini koruyamaz.

Kurtların köylere yaklaşması, bölge halkının kaygıları ve su kaynaklarına ilişkin bildirimler, bilimsel olarak incelenmesi gereken uyarılardır. Bunların gerçek nedenleri ortaya konulmalı, sorumluluklar somut kanıtlarla belirlenmeli ve gerekli önlemler gecikmeden alınmalıdır.

Çünkü doğa, insanın ekonomik takvimine göre işlemiyor. Bir orman, şirketin yatırım planında ihtiyaç duyulduğu anda oluşmuyor; bir ekosistem de kesilen ağaçların yerine fidan dikildiğinde hemen eski hâline dönmüyor.

İnsanlık teknolojiyle daha fazlasını başarabilir. Ama gerçek başarı, bunu yaparken yaşamın temel koşullarını koruyabilmesidir.

Unutmayalım: Dünya yalnızca bugün kazanç sağlayanların değil, yarın burada yaşayacak çocukların da evidir.

Ve hiçbir yatırımın büyüklüğü, o çocukların temiz suya, sağlıklı bir çevreye ve canlılarla paylaşabilecekleri bir dünyaya sahip olma hakkından daha büyük değildir.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki haber:

ZAFER PARTİSİ MALATYA İL BAŞKANI SELÇUK HAN’DAN SARSICI TESPİTLER! MİLLET İRADESİ İPOTEK ALTINDA!

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.