48,9603$%0,19
55,8789€%0,29
64,9626£%0,40
6.768,87%0,75
11.017,00%0,18
Son 10 yıldır gerek TÜİK ve gerekse Merkez Bankası yetkililerinin açıkladıkları hiçbir verinin gerçekçi, hukuki ve ahlaki olmadığının hep altını çizdik.
Konumuz gereği Merkez Bankası ve yetkililerinin çalı kuşuna mavzer pozu niteliğinde ki duruş ve açıklamaları ile içerisinde bulunduğumuz kızıl kıyamet er ya da geç illa ki kendisini kıyamet boyutunda gösterecektir. Son 10 yılda bırakın açıklandığı şekliyle 90, 100 ve hele hele de 130 milyar dolar gibi bir rezervin olduğuna inanmak ahla ihanettir, ekonomi ve iktisata hakarettir ve her şeyden evvel ahlaki bir körlüktür!
Artık başlık rezervler değil ülkenin, devletin eridiğidir!
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın rezervlerinde yaşanan gerileme, artık yalnızca bilanço kalemlerindeki bir değişim olarak değerlendirilemeyecek boyuta ulaştı. Yıl içerisinde 218,2 milyar dolara kadar yükseldiği hesaplanan toplam rezervlerin, ekim ayının son haftasında 158,1 milyar dolara kadar gerilemesi, ekonomik tablonun yeniden tartışmaya açılmasına neden oldu.
Matriks Haber’in TCMB analitik bilanço verileri üzerinden gerçekleştirdiği hesaplamalara göre, 30 Ekim 2026 ile biten haftada toplam rezervlerde yaklaşık 4,1 milyar dolarlık düşüş yaşandı. Bir önceki hafta 162,2 milyar dolar seviyesinde bulunan rezervlerin 158,1 milyar dolara inmesiyle birlikte düşüş eğilimi üçüncü haftaya taşındı.
Ancak asıl üzerinde durulması gereken mesele, birkaç haftalık rezerv hareketinden ibaret değil. Yıllardır kamuoyuna açıklanan ekonomik göstergelerin ne ölçüde gerçek hayatla örtüştüğü, rezervlerin hangi yöntemlerle artırıldığı ve bu kaynakların hangi maliyetler karşılığında korunduğu soruları da yeniden gündeme geliyor.
Rakamların geçmişe dönük seyri, yaşanan kaybın boyutunu daha görünür hale getiriyor.
2025 yılını 193,9 milyar dolarlık rezervle kapatan Merkez Bankası, 2026 yılına 189,1 milyar dolarla başladı. 30 Ocak tarihinde ise toplam rezervler 218,2 milyar dolara ulaşarak yılın en yüksek seviyesini gördü.
Ne var ki bu yükseliş kalıcı olmadı. İzleyen aylarda rezervlerde yaşanan sert gerileme, 26 Haziran haftasında toplam tutarın 149,2 milyar dolara kadar düşmesiyle belirginleşti.
Ekim ayının son haftasında hesaplanan 158,1 milyar dolarlık seviye, ocak ayındaki zirveye kıyasla 60,1 milyar dolarlık, başka bir ifadeyle yüzde 27,5’lik kayba işaret ediyor. 2025 yılının sonundaki rakamla karşılaştırıldığında ise rezervlerdeki gerileme 35,8 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.
Bu tablo, rezervlerin yalnızca ne kadar olduğunun değil, söz konusu kaynakların ne kadarının kalıcı ve kullanılabilir olduğunun da sorgulanması gerektiğini ortaya koyuyor.
2026 yılının ocak-ekim dönemine ilişkin veriler, rezerv hareketlerinde istikrarlı bir artış sağlanamadığını gösteriyor. Söz konusu on aylık dönemin altı ayında rezervlerde düşüş yaşanırken yalnızca dört ayda artış kaydedildi.
En ağır kayıp ise mart ayında gerçekleşti. Ekonomik belirsizliklerin yoğunlaştığı bu dönemde rezervlerdeki aylık düşüş 54,9 milyar dolara ulaştı.
Sonbahar ayları da kayıpların önüne geçemedi. Eylül ayında 17 milyar dolarlık, ekim ayında ise toplam 13,1 milyar dolarlık gerileme hesaplandı.
Dolayısıyla mesele, rezervlerde yaşanan geçici bir dalgalanmanın çok ötesine geçmiş durumda. Ekonominin döviz ihtiyacı, kur üzerindeki baskı, piyasa dengelerini korumaya yönelik müdahaleler ve bu müdahalelerin bilanço üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde, ortaya kapsamlı bir ekonomik sürdürülebilirlik tartışması çıkıyor.
Merkez Bankası rezervleri, bir ülkenin ekonomik dayanıklılığını ölçmek bakımından önemli göstergelerden biri. Ancak tek başına yüksek rezerv açıklamak, ekonominin güçlü ve güvende olduğu anlamına gelmiyor. Rezervlerin niteliği, yükümlülükler, olası müdahale maliyetleri ve ülkenin döviz ihtiyacı da bu hesabın ayrılmaz parçaları.
Bu nedenle kamuoyunun önüne konulan rakamların yalnızca toplam büyüklüğü değil, hangi kaynaklardan oluştuğu ve ne ölçüde kullanılabilir olduğu da açık biçimde ortaya konulmalı.
Ekonomik güven, yalnızca açıklanan rakamlarla değil, bu rakamların vatandaşın günlük hayatındaki karşılığıyla da ölçülür. Hayat pahalılığı, alım gücündeki gerileme, döviz ihtiyacı ve finansman maliyetleri toplumun geniş kesimleri tarafından doğrudan hissedilirken, rezerv tablolarının tek başına başarı göstergesi olarak sunulması yeterli bir açıklama oluşturmuyor.
Gözler şimdi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın açıklayacağı kesinleşmiş haftalık verilere çevrilmiş durumda.
9 Ekim haftasında kaydedilen 4,2 milyar dolarlık sınırlı artışın ardından rezervler, 16 Ekim’de 169,1 milyar dolara, 23 Ekim’de 162,2 milyar dolara ve 30 Ekim haftasında 158,1 milyar dolara geriledi.
Piyasaların ve ekonomi çevrelerinin yakından izlediği resmi açıklamanın 5 Kasım Perşembe günü saat 14.30’da yapılması bekleniyor.
Açıklanacak rakamlar, rezervlerdeki son hareketin boyutunu kesinleştirmenin yanı sıra önümüzdeki döneme ilişkin ekonomik tartışmalar açısından da önem taşıyacak.
Çünkü bugün sorulması gereken soru yalnızca Merkez Bankası’nın kasasında kaç milyar dolar bulunduğu değil; bu rezervlerin hangi koşullarda oluştuğu, ne kadarının gerçekten kullanılabilir olduğu ve ülkenin ekonomik yükünü taşımaya ne ölçüde yettiğidir.
Asıl mesele, bir bilanço kaleminin küçülmesi değil; ekonomik güvenin, mali dayanıklılığın ve ülkenin kaynaklarının ne durumda olduğudur.
H.Z İBRAHİM: YA RAB DİRİLTİLECEĞİMİZ GÜN BENİ MAHCUP EYLEME!
1
MEŞALECİ MEŞALECİYE DEMİŞ CIRT GÖZÜNE!
2
SAADET PARTİSİ GENEL BAŞKANI SAYIN MAHMUT ARIKAN ” BU ÜLKE SAHİPSİZ DEĞİL ”
3
AKP’NİN EN BAŞARILI VE İSTİKRARLI OLDUĞU TEK ALAN! ZAM ZAM VE ZAM HEM BENZİM VE HEM DE MOTORİNE YİNE ZAM
4
CHP’DE SULAR DURULMUYOR. ESKİ DELEGELERDEN CHP KURULTAY’INA BİR KEZ DAHA İPTAL DAVASI!
5
SİYASAL DİNCİLİĞİN EGEMENLİĞİ ALTINDA Kİ ÜLKENİN SAĞLIK MÜDÜRÜNE VARINCAYA KADAR HIRSIZ!
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.