DOLAR

48,9603$%0,19

EURO

55,8789€%0,29

STERLİN

64,9626£%0,40

GRAM ALTIN

6.768,87%0,75

ÇEYREK ALTIN

11.017,00%0,18

Malatya AZ BULUTLU 24°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

SEN ÇOK YAŞA CUMHURİYET, SEN ÇOK YAŞA…

SANA İHANET EDENLERE İNAT VE DÂHİ ONLARI BİLE KORUMAK, KOLLAMAK, MÜREFFEH BİR HAYAT YAŞATMAK İÇİN SEN ÇOK YAŞA…

SAYGI, MİNNET VE ÖZLEMLE…

Bazı sevgiler vardır; karşılık beklemez. Bazı emanetler vardır; taşıması ağır, terk etmesi imkânsızdır. Bazı değerler vardır ki insan, kendisine sırtını dönenlere rağmen onlardan vazgeçmez. Çünkü o değerler artık yalnızca bir düşünce değil, bir vicdan meselesidir.

Cumhuriyet, işte böyle bir emanettir.

Sen çok yaşa Cumhuriyet! Sana sırtını dönenlere, kıymetini bilmeyenlere, nimetlerinden yararlanırken sana borçlu olduğunu unutanlara rağmen sen çok yaşa!

Çünkü sen, yalnızca bir yönetim biçimi değilsin. Sen, bu milletin küllerinden doğan umudusun. Sen, bir zamanlar karanlığın ortasında yanan bağımsızlık meşalesi, yoksulluğun içinden yükselen hürriyet çığlığı, bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesisin.

Senin doğduğun topraklarda insanlar, bir zamanlar kendi vatanlarında hür yaşayıp yaşamayacaklarını bilmiyordu. Yokluk vardı, yoksulluk vardı, savaşların tükettiği bedenler, acıların yorduğu yürekler vardı. Nice evladını toprağa vermiş bir millet, elinde kalan son imkânlarla ayağa kalkmaya çalışıyordu.

Ve o millet, bütün imkânsızlıklara rağmen diz çökmedi.

Çünkü bir milletin elinden her şey alınabilir; toprağı işgal edilebilir, şehirleri yakılabilir, evlatları cephelerde tüketilebilir. Ama o millet özgürlüğüne inanıyorsa, bağımsız yaşama iradesini yüreğinde taşıyorsa onu sonsuza kadar esir tutamazsınız.

İşte Cumhuriyet, o inancın adıdır.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının öncülüğünde verilen mücadele, yalnızca bir toprak parçasını kurtarma mücadelesi değildi. Aynı zamanda bir halkın kendi geleceğini belirleme, kendi iradesini ortaya koyma ve insan onuruna yaraşır bir hayat kurma mücadelesiydi.

Cumhuriyet, o mücadelenin ardından yükselen tarihî bir söz oldu:

Bu ülkenin sahibi bir avuç insan değil, bu ülkenin bütün yurttaşlarıdır!

Kimsenin doğuştan efendi, kimsenin doğuştan kul olmadığı; insanların soylarına, inançlarına, servetlerine ya da mensup oldukları çevrelere göre değil, yurttaşlık hakları ve insanlık onurlarıyla değer gördüğü bir ülke idealinin adıydı Cumhuriyet.

Ve biz, bugün hâlâ o büyük idealin gölgesinde nefes alıyorsak, geçmişin fedakârlıklarına çok şey borçluyuz.


Peki, insan en çok neye üzülür, biliyor musunuz?

Kendisine yapılan haksızlığa mı?

Bazen…

Kaybettiği imkânlara mı?

Elbette…

Ama insanı en derinden yaralayan şey, uğruna büyük bedeller ödenmiş değerlerin, onları koruması gereken ellerde incitildiğini düşünmektir.

Cumhuriyet’in sunduğu imkânlardan yararlanıp Cumhuriyet’in temel değerlerini küçümseyenleri gördüğümüzde içimiz burkuluyorsa bundandır. Eşitlikten, özgürlükten ve yurttaşlık haklarından faydalanırken başkalarının aynı haklara sahip olmasını istemeyenlerle karşılaştığımızda yüreğimiz sızlıyorsa bundandır.

Cumhuriyet’in nimetlerinden yararlanıp onun kendilerine kazandırdığı sorumlulukları unutanlara bakarken insanın aklına aynı soru geliyor:

Bir emanete sahip çıkmak, yalnızca onun nimetlerinden faydalanmak mıdır; yoksa o emaneti kendinden sonra gelecek kuşaklara da onuruyla teslim etmek midir?

Cumhuriyet, kimsenin kişisel mülkü değildir. Hiçbir partinin, hiçbir zümrenin, hiçbir inanç grubunun tekelinde değildir. Bir siyasi iktidarın lütfu hiç değildir.

Cumhuriyet, hepimizin ortak evidir.

O evin penceresinden kimisi umutla bakar, kimisi geleceğini arar, kimisi evladının yarınları için dua eder. Kimisi emeğiyle geçinir, kimisi iş arar, kimisi alın terinin karşılığını bekler. Kimisi farklı bir inanca sahiptir, kimisi farklı bir düşünceye…

Ama hepsinin eşit yurttaşlık hakkı vardır.

Çünkü Cumhuriyet’in büyüklüğü, yalnızca kendisine benzeyenleri korumasında değil, farklılıklarıyla birlikte bütün yurttaşlarına eşit haklar tanıyabilmesindedir.


Ve işte tam da burada, insanın boğazına bir düğüm oturuyor.

Sana ihanet edenlere inat, sen çok yaşa Cumhuriyet!

Seni anlamayanlara inat…

Seni yalnızca bir kelimeden ibaret görenlere inat…

Senin sağladığın özgürlükleri başkalarından esirgeyenlere inat…

Seni kendi siyasi hesaplarının dar kalıplarına hapsetmek isteyenlere inat…

Sen çok yaşa!

Ama senin büyüklüğün, yalnızca sana haksızlık ettiğini düşündüğümüz insanlara karşı duyduğumuz öfkeden gelmiyor. Asıl büyüklüğün, o insanları bile hukuk içinde yaşatabilen, haklarını koruyabilen, insanca bir hayat sürmelerine imkân tanıyabilen bir düzenin adı olmandan geliyor.

Çünkü Cumhuriyet’in ahlakı, intikam almak değil; adaleti ayakta tutmaktır.

Cumhuriyet’in gücü, kendisine karşı çıkanları susturmak değil; herkesin özgürce konuşabileceği bir hukuk düzenini korumaktır.

Cumhuriyet’in asaleti, kendisine haksızlık ettiğini düşündüğü insanları yoksulluğa mahkûm etmek değil; onların da refahını, güvenliğini ve insan onurunu güvence altına almaktır.

İşte bu yüzden, sana ihanet ettiğini düşündüğümüz insanları bile korumak, kollamak ve müreffeh bir hayat yaşamalarını sağlamak için sen çok yaşa Cumhuriyet!

Çünkü sen, yalnızca seni sevenlerin değil, seni sevmeyenlerin de haklarını koruyabildiğin ölçüde büyüksün.

Bir insanın hakkını savunmak için onunla aynı düşüncede olmak zorunda değiliz. Bir insanın özgürlüğünü savunmak için onunla aynı inancı paylaşmamız gerekmez. Bir yurttaşın adil yargılanma hakkını savunmak için onun siyasi görüşünü benimsememiz şart değildir.

Hukuk, tam da bu nedenle vardır.

Adalet, yalnızca sevdiğimiz insanlara gösterdiğimiz bir lütuf değildir. Adalet, sevmediğimiz insanlara karşı da vazgeçmediğimiz bir ilkedir.

Eğer bir gün adaleti yalnızca kendimizden olanlar için istersek, eğer özgürlüğü yalnızca bizim gibi düşünenlere layık görürsek, eğer insan onurunu siyasi aidiyetlere göre tartmaya başlarsak, savunduğumuzu söylediğimiz değerlerin içini kendi ellerimizle boşaltmış oluruz.

Cumhuriyet’i yaşatmak, işte bu sınavı her gün yeniden verebilmektir.


Ey Cumhuriyet!

Senin gölgende büyüyen çocukların gözlerine bakıyorum.

Kimi doktor olmak istiyor, kimi öğretmen, kimi mühendis, kimi bilim insanı… Kimi de yalnızca ailesiyle huzurlu bir hayat sürmek, emeğiyle geçinmek, geleceğinden korkmadan yaşamak istiyor.

Hepsinin hayali farklı olabilir. Ama hepsinin ortak bir hakkı var: İnsan onuruna yaraşır bir hayat yaşamak.

Bir çocuğun geleceği, doğduğu ailenin servetine mahkûm olmamalı. Bir gencin hayalleri, tanıdığı insanların sayısıyla ölçülmemeli. Bir yurttaşın hakkı, hangi kapıyı çalabildiğine göre değişmemeli.

Liyakat, adalet ve fırsat eşitliği, yalnızca güzel konuşmalarda anılan kelimeler olarak kalmamalı. Hukuk, güçlü olanın önünde eğilmemeli. Devlet, yurttaşları arasında ayrım yapmamalı. Kamu makamları kişisel çıkarların değil, toplumun ortak yararının hizmetinde olmalı.

Çünkü Cumhuriyet’in gerçek anlamı, bir bayrağın altında yaşamaktan ibaret değildir. O bayrağın altında herkesin eşit yurttaşlık onuruna sahip olabilmesidir.

Cumhuriyet’in gerçek anlamı, yalnızca geçmişte kazanılmış bir zaferi anmak değildir. O zaferin bize yüklediği sorumluluğu bugün de taşıyabilmektir.

Ve Cumhuriyet’in gerçek anlamı, yalnızca Atatürk’ün adını saygıyla anmak değildir. Onun bağımsızlık, akıl, bilim ve çağdaşlaşma hedeflerini hayatın içinde yaşatabilmektir.

Bir ülkenin geleceği, geçmişinin kahramanlarını ne kadar yüksek sesle andığı kadar, onların uğruna mücadele ettiği değerleri ne kadar koruduğuyla da ölçülür.


Bazen düşünüyorum da…

Mustafa Kemal Atatürk, bugün bu ülkenin sokaklarında dolaşabilseydi, hangi çocuğun gözlerinde umudu, hangi gencin yüzünde kaygıyı, hangi annenin yüreğinde gelecek korkusunu görürdü?

Yıllar önce bağımsızlık uğruna mücadele eden insanların torunlarının, bugün özgürlüklerini ve haklarını tartışmak zorunda kalmasına ne derdi?

Elbette bunlar, cevabını kesin olarak bilemeyeceğimiz sorular.

Ama bildiğimiz bir şey var: Atatürk’ün bize bıraktığı en büyük miras, yalnızca geçmişin hatırası değil; aklımızı kullanma, özgür düşünme, ülkemizi geliştirme ve bağımsızlığımızı koruma sorumluluğudur.

Onu sevmek, yalnızca fotoğrafının önünde saygıyla durmak değildir.

Onu sevmek, bu ülkenin çocuklarının iyi eğitim almasını istemektir.

Onu sevmek, bir yurttaşın hakkını ararken korkmamasını istemektir.

Onu sevmek, bilimin ışığını karanlığa tercih etmektir.

Onu sevmek, kimsenin inancı ya da inançsızlığı nedeniyle hor görülmediği, kimsenin düşüncesi yüzünden yurttaşlık haklarından mahrum bırakılmadığı bir ülke için çalışmaktır.

Ve belki de en önemlisi, onun bize emanet ettiği Cumhuriyet’i yalnızca sözlerimizle değil, davranışlarımızla da savunabilmektir.


SEN ÇOK YAŞA CUMHURİYET!

Sana sırtını dönenlere rağmen…

Sana haksızlık ettiğini düşündüğümüz insanlara rağmen…

Seni anlamayanlara, seni küçümseyenlere, değerini bilmeyenlere rağmen…

Sen çok yaşa!

Çünkü biz, sana duyduğumuz sevgiyi birilerinden nefret ederek değil, bu ülkenin bütün insanlarının daha özgür, daha adil ve daha huzurlu yaşamasını isteyerek büyütmek istiyoruz.

Çünkü biz, sana duyduğumuz minneti başkalarının haklarını ellerinden alarak değil, herkesin hakkını koruyarak göstermek istiyoruz.

Çünkü biz, sana duyduğumuz bağlılığı yalnızca geçmişi anarak değil, geleceği kurarak kanıtlamak istiyoruz.

Sana ihanet ettiğini düşündüğümüz insanları bile adaletin güvencesi altında yaşatmak, onların da çocuklarına umutlu bir gelecek bırakabilmelerini istemek, senin büyüklüğüne duyduğumuz inancın bir parçasıdır.

Zira Cumhuriyet, intikamın değil adaletin; ayrıcalığın değil eşitliğin; korkunun değil özgürlüğün; cehaletin değil aklın ve bilimin yanında durduğu ölçüde yaşayacaktır.

Ve biz biliyoruz ki bir ülkeyi güçlü yapan, yalnızca sınırlarını koruması değildir. O sınırlar içinde yaşayan her insanın onurunu koruyabilmesidir.

Bir milleti büyük yapan, yalnızca geçmişte kazandığı zaferler değildir. O zaferlerin anlamını gelecek kuşaklara taşıyabilmesidir.

Bir Cumhuriyet’i yaşatan da yalnızca kuruluş yıl dönümlerinde yükselen sesler değildir. Adalet isteyen bir yurttaşın yanında durabilmek, haksızlığa uğrayanın hakkını savunabilmek ve kendimizden olmayanın özgürlüğünü de kendi özgürlüğümüz kadar değerli görebilmektir.

İşte bu yüzden…

SEN ÇOK YAŞA CUMHURİYET, SEN ÇOK YAŞA!

Sana ihanet ettiğini düşündüğümüz insanlara bile adaletinle sahip çıkabilmen için…

Bu ülkenin her çocuğuna umut, her yurttaşına özgürlük, her hanesine huzur, her insanına onurlu bir yaşam sunabilmen için…

Seni bir kişinin, bir partinin ya da bir zümrenin değil, seksen altı milyonun ortak emaneti olarak yaşatabilmek için…

SEN ÇOK YAŞA!

İlk günkü bağımsızlık ruhuyla, eşit yurttaşlık inancıyla, adalet ve özgürlük idealiyle sonsuza kadar yaşa!

SAYGIYLA…

MİNNETLE…

ÖZLEMLE…

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E VE CUMHURİYET’İ BİZE EMANET EDENLERE…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki haber:

AKP BATTI ÇIRPINIYOR! EMEKLİLERİN EKMEĞİNE YAĞ SÜRÜP ÇIKIŞ YAKALAMA DERDİNDE!

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.